Kütüphaneye Dön
How to Lose a Guy in 10 Days
MOVIEENZor6.9

How to Lose a Guy in 10 Days

It's the battle of wills, as Andie needs to prove she can dump a guy in 10 days, whereas Ben needs to prove he can win a girl in 10 days. Now, the clock is ticking—and the wildly entertaining comedy smash is off and running in this irresistible tale of sex, lies and outrageous romantic fireworks!

1.516

Farklı kelimeler

07.11.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1516 kelime
A1

happy

adjective

"She is happy today. (O bugün mutlu.)"

Çevirmek için tıkla

happy

adjectiveMutlu.

"She is happy today. (O bugün mutlu.)"

adjectiveBir şeyden memnun veya hoşnut olmak.

"I'm happy with the results. (Sonuçlardan memnunum.)"

B2

flick

verb

"She flicked the switch and the light went on. (Anahtara hafifçe dokundu ve ışık yandı.)"

Çevirmek için tıkla

flick

verbhafifçe vurmak

"She flicked the switch and the light went on. (Anahtara hafifçe dokundu ve ışık yandı.)"

nounHafifçe vurma.

"With a flick of his wrist, the paper flew away. (Bileğinin hafif bir hareketiyle kağıt uçtu.)"

nounfilm

"Let's go see a flick tonight. (Bu akşam bir film izlemeye gidelim.)"

Fiil Halleri

V1flick
V2flicked
V3flicked
INGflicking

Deyimler / Öbekler

flick through
Bir şeye hızlıca göz gezdirmek veya karıştırmak.

"She flicked through the magazine. (Dergiye hızlıca göz gezdirdi.)"

flick on
Çabucak açmak (örneğin ışığı).

"He flicked the light on as he entered the room. (Odaya girince ışığı açtı.)"

A1

put

verb

"Please put the book on the table. (Lütfen kitabı masanın üzerine koy.)"

Çevirmek için tıkla

put

verbKoymak, yerleştirmek.

"Please put the book on the table. (Lütfen kitabı masanın üzerine koy.)"

verbYazmak veya söylemek.

"How can I put this in simple words? (Bunu basit kelimelerle nasıl söyleyebilirim?)"

Fiil Halleri

V1put
V2put
V3put
INGputting

Deyimler / Öbekler

put on
Giymek; takmak.

"Put on your coat. (Montunu giy.)"

put away
Yerine kaldırmak.

"Put away your toys. (Oyuncaklarını yerine kaldır.)"

A1

her

pronoun

"I saw her at the library. (Onu kütüphanede gördüm.)"

Çevirmek için tıkla

her

pronounonun

"I saw her at the library. (Onu kütüphanede gördüm.)"

pronounona

"He gave her the book. (Kitabı ona verdi.)"

determineronun

"This is her house. (Bu onun evi.)"

pronounOnu.

"I called her after work. (İşten sonra onu aradım.)"

A1

hey

interjection

"Hey, be careful with that vase! (Hey, o vazoya dikkat et!)"

Çevirmek için tıkla

hey

interjectionHey!

"Hey, be careful with that vase! (Hey, o vazoya dikkat et!)"

A1

light

noun

"The light in the room is bright. (Odanın ışığı parlak.)"

Çevirmek için tıkla

light

nounGörmemizi sağlayan parlaklık; aydınlık.

"The light in the room is bright. (Odanın ışığı parlak.)"

adjectiveAğır olmayan; kolay taşınan.

"This bag is light. (Bu çanta hafif.)"

adjectiveRenk için: koyu olmayan, açık renk.

"She has light blue eyes. (Onun açık mavi gözleri var.)"

verbYakmak.

"Please light the candle. (Lütfen mumu yakın.)"

Fiil Halleri

V1light
V2lit
V3lit
INGlighting

Deyimler / Öbekler

light up
Bir yeri veya şeyi daha aydınlık yapmak.

"The lamp lights up the room. (Lamba odayı aydınlatır.)"

A2

mmm

exclamation

"Mmm, this cake is delicious! (Mmm, bu kek çok lezzetli!)"

Çevirmek için tıkla

mmm

exclamationlezzet ifadesi

"Mmm, this cake is delicious! (Mmm, bu kek çok lezzetli!)"

B2

gag

verb

"They gagged the witness to stop him talking. (Tanığın konuşmasını engellemek için ağzını bağladılar.)"

Çevirmek için tıkla

gag

verbağzını bağlamak / susturmak

"They gagged the witness to stop him talking. (Tanığın konuşmasını engellemek için ağzını bağladılar.)"

verbkusmak üzere olmak

"The smell made her gag. (Koku onun midesini kaldırdı; kusacak gibi oldu.)"

nounağız bağı

"The kidnappers put a gag over his mouth. (Kaçıranlar onun ağzına bir bez bağladılar.)"

nounşaka

"The comedian's best gag got the loudest laugh. (Komedyenin en iyi şakası en büyük kahkahayı aldı.)"

Fiil Halleri

V1gag
V2gagged
V3gagged
INGgagging

Deyimler / Öbekler

gag on
Bir şey boğazına takıldığı için rahatsız olup kusacak gibi olmak.

"She gagged on a fish bone. (Balık kılçığı boğazına takıldı ve kusacak gibi oldu.)"

B2

sprint

noun

"She won the 100-meter sprint. (O, 100 metre koşusunu kazandı.)"

Çevirmek için tıkla

sprint

nounKısa mesafe için yapılan çok hızlı koşu.

"She won the 100-meter sprint. (O, 100 metre koşusunu kazandı.)"

nounkısa çalışma dönemi

"The team planned their work in two-week sprints. (Ekip, işlerini iki haftalık kısa çalışma dönemlerine göre planladı.)"

verbKısa bir süre için çok hızlı koşmak.

"He sprinted to catch the train. (Treni yakalamak için hızla koştu.)"

verbhızlı ve yoğun çalışmak.

"We sprinted to finish the project before the holiday. (Tatil öncesi projeyi bitirmek için yoğun şekilde çalıştık.)"

Fiil Halleri

V1sprint
V2sprinted
V3sprinted
INGsprinting
A1

mom

noun

"My mom is cooking dinner. (Annem akşam yemeği hazırlıyor.)"

Çevirmek için tıkla

mom

nounanne

"My mom is cooking dinner. (Annem akşam yemeği hazırlıyor.)"

B1

smart

adjective

"She is very smart. (O çok zeki.)"

Çevirmek için tıkla

smart

adjectiveZeki.

"She is very smart. (O çok zeki.)"

adjectiveiyi giyimli veya şık görünen

"He looks smart in his new jacket. (Yeni ceketinde çok şık görünüyor.)"

verbYanmak, sızlamak.

"After crying, her eyes smarted. (Ağladıktan sonra gözleri yandı.)"

Fiil Halleri

V1smart
V2smarted
V3smarted
INGsmarting
A1

warm

adjective

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

Çevirmek için tıkla

warm

adjectiveBiraz sıcak; çok soğuk olmayan, ılık.

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

adjectiveDostça ve samimi davranan; sıcak kanlı.

"She gave me a warm smile. (Bana sıcak bir gülümseme verdi.)"

verbBir şeyi daha sıcak yapmak; ısıtmak.

"She warmed the milk. (O sütü ısıttı.)"

verbDaha sıcak hale gelmek; ısınmak.

"The room warmed quickly. (Oda çabuk ısındı.)"

Fiil Halleri

V1warm
V2warmed
V3warmed
INGwarming

Deyimler / Öbekler

warm up
Daha sıcak olmak veya bir şeyi daha sıcak yapmak; egzersiz öncesi ısınmak.

"Warm up before you run. (Koşmadan önce ısın.)"

B1

measure

noun

"The government took measures to reduce pollution. (Hükümet kirliliği azaltmak için önlemler aldı.)"

Çevirmek için tıkla

measure

nounönlem

"The government took measures to reduce pollution. (Hükümet kirliliği azaltmak için önlemler aldı.)"

nounölçü

"The measure of the room is five meters. (Odanın ölçüsü beş metredir.)"

verbÖlçmek.

"Measure the room before buying furniture. (Mobilya almadan önce odayı ölç.)"

Fiil Halleri

V1measure
V2measured
V3measured
INGmeasuring
B2

clutch

noun

"My car's clutch is slipping. (Arabanın debriyajı kayıyor.)"

Çevirmek için tıkla

clutch

noundebriyaj

"My car's clutch is slipping. (Arabanın debriyajı kayıyor.)"

nounel çantası

"She carried a black clutch to the party. (Partiye siyah bir el çantasıyla gitti.)"

verbsıkıca tutmak

"She clutched her bag as she walked through the crowd. (Kalabalığın içinden yürürken çantasını sıkıca tuttu.)"

Fiil Halleri

V1clutch
V2clutched
V3clutched
INGclutching

Deyimler / Öbekler

clutch at
tutunmaya çalışmak; kapılmak

"He clutched at the railing to stop himself from falling. (Düşmemek için korkuluğa tutunmaya çalıştı.)"

A1

anything

pronoun

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Çevirmek için tıkla

anything

pronounHerhangi bir şey.

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Fiil Halleri

V1
V2
V3
ING
A2

sweetie

noun

"She called him 'sweetie' when he came home. (O, eve geldiğinde ona 'tatlım' diye seslendi.)"

Çevirmek için tıkla

sweetie

nountatlım

"She called him 'sweetie' when he came home. (O, eve geldiğinde ona 'tatlım' diye seslendi.)"

nounKüçük şeker veya şekerleme.

"He gave his daughter a sweetie. (Kızına bir şeker verdi.)"

A1

yes

adverb

"Are you coming? Yes, I am. (Geliyor musun? Evet, geliyorum.)"

Çevirmek için tıkla

yes

adverbevet

"Are you coming? Yes, I am. (Geliyor musun? Evet, geliyorum.)"

nounOlumlu yanıt, kabul.

"The committee gave a clear yes. (Komite net bir “evet” yanıtı verdi.)"

A2

yet

adverb

"Have you finished your homework yet? (Ödevini henüz bitirdin mi?)"

Çevirmek için tıkla

yet

adverbhenüz

"Have you finished your homework yet? (Ödevini henüz bitirdin mi?)"

conjunctionyine de

"He was tired, yet he continued working. (O yorgundu, yine de çalışmaya devam etti.)"

A2

ouch

interjection

"Ouch! (Ah!)"

Çevirmek için tıkla

ouch

interjectionAh!

"Ouch! (Ah!)"

A1

time

noun

"What time is it? (Saat kaç?)"

Çevirmek için tıkla

time

nounzaman, vakit

"What time is it? (Saat kaç?)"

nounkez, defa

"I have been there three times. (Oraya üç kez gittim.)"

verbzamanlamak; süresini ölçmek

"She timed the race. (O, yarışın süresini ölçtü.)"

Fiil Halleri

V1time
V2timed
V3timed
INGtiming

Deyimler / Öbekler

time out
mola vermek

"The coach called a time-out. (Antrenör mola verdi.)"

time off
izin (işten ayrılma veya ara verme)

"I'm taking time off tomorrow. (Yarın izin alıyorum.)"

C2

après-work

Çevirmek için tıkla

après-work

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

C2

gavotte

Çevirmek için tıkla

gavotte

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

C2

unsterilized

Çevirmek için tıkla

unsterilized

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

B2

tipoff

Çevirmek için tıkla

tipoff

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

C2

protesteth

Çevirmek için tıkla

protesteth

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

A1

dieu

Çevirmek için tıkla

dieu

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

C1

categorically

adverb

"He categorically denied any involvement. (O, herhangi bir suça karıştığını kesin bir şekilde reddetti.)"

Çevirmek için tıkla

categorically

adverbKesinlikle.

"He categorically denied any involvement. (O, herhangi bir suça karıştığını kesin bir şekilde reddetti.)"

C2

yode-iodeling

Çevirmek için tıkla

yode-iodeling

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

C2

hyper-masculine

Çevirmek için tıkla

hyper-masculine

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

A1

interested

adjective

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

Çevirmek için tıkla

interested

adjectiveilgi duyan

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

adjectiveçıkarı olan

"The company is an interested party in the project. (Şirket projede çıkarı olan taraftır.)"

C2

scintillation

Çevirmek için tıkla

scintillation

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

A2

tidy

adjective

"The kitchen is tidy. (Mutfak temiz ve düzenli.)"

Çevirmek için tıkla

tidy

adjectiveDüzenli.

"The kitchen is tidy. (Mutfak temiz ve düzenli.)"

verbEşyaları düzene koymak veya temizlemek.

"Please tidy your room. (Lütfen odanı topla.)"

Fiil Halleri

V1tidy
V2tidied
V3tidied
INGtidying

Deyimler / Öbekler

tidy up
Eşyaları toplamak ve düzene koymak.

"She tidied up before the guests arrived. (Misafirler gelmeden önce evi topladı.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

quietly

adverb

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

Çevirmek için tıkla

quietly

adverbAz ses çıkararak; gürültü yapmadan.

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

adverbGizlice.

"He quietly left the party. (O, partiden gizlice ayrıldı.)"

A2

advertising

noun

"Advertising helps small businesses find customers. (Reklamcılık küçük işletmelerin müşteri bulmasına yardımcı olur.)"

Çevirmek için tıkla

advertising

nounreklamcılık

"Advertising helps small businesses find customers. (Reklamcılık küçük işletmelerin müşteri bulmasına yardımcı olur.)"

nounreklamlar

"The advertising on that website is distracting. (O web sitesindeki reklamlar dikkatimi dağıtıyor.)"

B2

championship

noun

"She won the championship last year. (O geçen yıl şampiyonluğu kazandı.)"

Çevirmek için tıkla

championship

nounŞampiyona.

"She won the championship last year. (O geçen yıl şampiyonluğu kazandı.)"

nounŞampiyonluk.

"He defended his championship successfully. (O şampiyonluğunu başarıyla korudu.)"

A1

meeting

noun

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

meeting

nountoplantı

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
A2

awesome

adjective

"The view from the top of the mountain was awesome. (Dağın tepesinden manzara harikaydı.)"

Çevirmek için tıkla

awesome

adjectiveHarika

"The view from the top of the mountain was awesome. (Dağın tepesinden manzara harikaydı.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
A2

recognize

verb

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

Çevirmek için tıkla

recognize

verbTanımak.

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

verbresmen tanımak

"The country was recognized by the United Nations. (Ülke Birleşmiş Milletler tarafından tanındı.)"

verbTakdir etmek, onurlandırmak.

"She was recognized for her work. (Çalışmaları takdir edildi.)"

Fiil Halleri

V1recognize
V2recognized
V3recognized
INGrecognizing
A2

sweat

verb

"I sweat a lot when I run. (Koşunca çok terlerim.)"

Çevirmek için tıkla

sweat

verbTerlemek

"I sweat a lot when I run. (Koşunca çok terlerim.)"

verbEndişelenmek

"Don't sweat the small stuff. (Küçük şeyler için endişelenme.)"

nounTer.

"There was sweat on his forehead. (Alnında ter vardı.)"

nounÇaba.

"Learning a language takes sweat. (Dil öğrenmek çok çaba gerektirir.)"

Fiil Halleri

V1sweat
V2sweated
V3sweated
INGsweating

Deyimler / Öbekler

sweat out
Bir sonucu veya haberi endişeyle beklemek.

"They spent the afternoon sweating out the test results. (Öğleden sonra sınav sonuçlarını endişeyle beklediler.)"

sweat over
Bir iş üzerinde çok uğraşmak veya fazla endişelenmek.

"She sweated over her essay all night. (Bütün gece makalesi üzerinde çok uğraştı.)"

A2

boo-boo

noun

"The child cried because of his boo-boo. (Çocuk küçük yarası yüzünden ağladı.)"

Çevirmek için tıkla

boo-boo

nounKüçük yara.

"The child cried because of his boo-boo. (Çocuk küçük yarası yüzünden ağladı.)"

nounGündelik dilde küçük ve önemsiz hata.

"I made a boo-boo on the test. (Sınavda küçük bir hata yaptım.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

B2

vain

adjective

"He was so vain that he spent hours admiring himself in the mirror. (O kadar kendini beğenmişti ki aynada kendine saatlerce baktı.)"

Çevirmek için tıkla

vain

adjectivekendini beğenmiş

"He was so vain that he spent hours admiring himself in the mirror. (O kadar kendini beğenmişti ki aynada kendine saatlerce baktı.)"

adjectiveboşa

"All our efforts were in vain. (Tüm çabalarımız boşa gitti.)"

A2

accident

noun

"There was a car accident on the highway. (Otobanda bir araba kazası oldu.)"

Çevirmek için tıkla

accident

nounkaza

"There was a car accident on the highway. (Otobanda bir araba kazası oldu.)"

A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

A2

pop

noun

"I heard a pop in the kitchen. (Mutfakta bir patlama sesi duydum.)"

Çevirmek için tıkla

pop

nounPatlama sesi.

"I heard a pop in the kitchen. (Mutfakta bir patlama sesi duydum.)"

nounPop müzik.

"She likes pop music. (O, yaygın olarak dinlenen hafif müziği seviyor.)"

verbPatlamak.

"The balloon popped. (Balon patladı.)"

verbUğramak.

"I'll pop into the shop for some milk. (Süt almak için dükkâna kısa süreliğine uğrayacağım.)"

Fiil Halleri

V1pop
V2popped
V3popped
INGpopping

Deyimler / Öbekler

pop in
kısa süreliğine uğramak

"Can you pop in later? (Daha sonra kısa süreliğine uğrayabilir misin?)"

pop out
kısa süreliğine dışarı çıkmak

"I need to pop out to the shop. (Dükkâna kısa süreliğine çıkmam gerekiyor.)"