Kütüphaneye Dön
The Last Samurai
MOVIEENZor7.6

The Last Samurai

Nathan Algren is an American hired to instruct the Japanese army in the ways of modern warfare, which finds him learning to respect the samurai and the honorable principles that rule them. Pressed to destroy the samurai's way of life in the name of modernization and open trade, Algren decides to become an ultimate warrior himself and to fight for their right to exist.

1.061

Farklı kelimeler

12.09.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1061 kelime
C2

ritualize

verb

"Jeremy ilk öldürmesini yeniden canlandırıp bunu ritüelleştirmeye çalışıyor. (Jeremy is trying to re-create his first kill, ritualize it.)"

Çevirmek için tıkla

ritualize

verbRitüelleştirmek

"Jeremy ilk öldürmesini yeniden canlandırıp bunu ritüelleştirmeye çalışıyor. (Jeremy is trying to re-create his first kill, ritualize it.)"

Fiil Halleri

V1ritualize
V2ritualized
V3ritualized
INGritualizing
B2

given

adjective

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

Çevirmek için tıkla

given

adjectivekabul edilmiş

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

nounkabul edilmiş gerçek

"Delays in winter are a given. (Kışın gecikmeler kabul edilmiş bir gerçektir.)"

preposition... göz önüne alındığında

"Given the weather, we stayed inside. (Hava göz önüne alındığında içeride kaldık.)"

verbvermiş

"She had given him the book before she left. (O, gitmeden önce ona kitabı vermişti.)"

Fiil Halleri

V1give
V2gave
V3given
INGgiving
A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

B2

obey

verb

"Soldiers must obey orders. (Askerler emirlere uymak zorundadır.)"

Çevirmek için tıkla

obey

verbitaat etmek

"Soldiers must obey orders. (Askerler emirlere uymak zorundadır.)"

Fiil Halleri

V1obey
V2obeyed
V3obeyed
INGobeying
A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

permission

noun

"You need your parents' permission to go on the trip. (Bir geziye gitmek için ebeveynlerinin iznine ihtiyacın var.)"

Çevirmek için tıkla

permission

nounİzin, onay

"You need your parents' permission to go on the trip. (Bir geziye gitmek için ebeveynlerinin iznine ihtiyacın var.)"

C1

cease

verb

"Hostilities finally ceased after the peace agreement was signed. (Barış anlaşması imzalandıktan sonra düşmanlıklar sonunda sona erdi.)"

Çevirmek için tıkla

cease

verbsona ermek

"Hostilities finally ceased after the peace agreement was signed. (Barış anlaşması imzalandıktan sonra düşmanlıklar sonunda sona erdi.)"

Fiil Halleri

V1cease
V2ceased
V3ceased
INGceasing
A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

apology

noun

"She made a sincere apology to her friend. (Arkadaşından içten bir şekilde özür diledi.)"

Çevirmek için tıkla

apology

nounözür

"She made a sincere apology to her friend. (Arkadaşından içten bir şekilde özür diledi.)"

C1

utterly

adverb

"She felt utterly alone in the crowd. (Kalabalığın içinde kendini tamamen yalnız hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

utterly

adverbtamamen

"She felt utterly alone in the crowd. (Kalabalığın içinde kendini tamamen yalnız hissetti.)"

A2

receive

verb

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Çevirmek için tıkla

receive

verbAlmak.

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Fiil Halleri

V1receive
V2received
V3received
INGreceiving
B1

gladly

adverb

"I'm sure they'll gladly give them to you. (Eminim onları sana seve seve verirler.)"

Çevirmek için tıkla

gladly

adverbSeve seve.

"I'm sure they'll gladly give them to you. (Eminim onları sana seve seve verirler.)"

B2

kneel

verb

"He knelt to tie his son's shoelaces. (Oğlunun ayakkabı bağcıklarını bağlamak için dizlerinin üzerine çöktü.)"

Çevirmek için tıkla

kneel

verbdiz çökmek

"He knelt to tie his son's shoelaces. (Oğlunun ayakkabı bağcıklarını bağlamak için dizlerinin üzerine çöktü.)"

Fiil Halleri

V1kneel
V2knelt
V3knelt
INGkneeling

Deyimler / Öbekler

kneel down
Dizlerin üzerine daha belirgin şekilde inmek; diz çökmek.

"She knelt down beside the child. (Çocuğun yanında dizlerinin üzerine çöktü.)"

C1

paradoxical

adjective

"It is paradoxical that the more connected people feel online, the lonelier many of them say they are. (İnternette kendilerini ne kadar bağlı hissettiklerini söyleyen birçok insanın daha yalnız hissetmesi çelişkili bir durumdur.)"

Çevirmek için tıkla

paradoxical

adjectiveGörünüşte çelişkili

"It is paradoxical that the more connected people feel online, the lonelier many of them say they are. (İnternette kendilerini ne kadar bağlı hissettiklerini söyleyen birçok insanın daha yalnız hissetmesi çelişkili bir durumdur.)"

A1

hair

noun

"She has long hair. (Onun saçları uzun.)"

Çevirmek için tıkla

hair

nounSaç

"She has long hair. (Onun saçları uzun.)"

C1

adversary

noun

"You're a formidable adversary. (Sen zorlu bir rakipsin.)"

Çevirmek için tıkla

adversary

nounrakip

"You're a formidable adversary. (Sen zorlu bir rakipsin.)"

A1

ready

adjective

"Are you ready? (Hazır mısın?)"

Çevirmek için tıkla

ready

adjectiveHazır.

"Are you ready? (Hazır mısın?)"

A1

village

noun

"They live in a small village. (Onlar küçük bir köyde yaşıyorlar.)"

Çevirmek için tıkla

village

nounKöy

"They live in a small village. (Onlar küçük bir köyde yaşıyorlar.)"

B2

unbearable

adjective

"The noise from the construction next door was unbearable. (Yan dairedeki inşaatın gürültüsü dayanılmazdı.)"

Çevirmek için tıkla

unbearable

adjectivedayanılmaz

"The noise from the construction next door was unbearable. (Yan dairedeki inşaatın gürültüsü dayanılmazdı.)"

B1

murderer

noun

"The murderer was sentenced to life in prison. (Katil ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.)"

Çevirmek için tıkla

murderer

nounKatil.

"The murderer was sentenced to life in prison. (Katil ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.)"

B2

surround

verb

"The trees surround the lake. (Ağaçlar gölün etrafını çevirmiş.)"

Çevirmek için tıkla

surround

verbKuşatmak.

"The trees surround the lake. (Ağaçlar gölün etrafını çevirmiş.)"

Fiil Halleri

V1surround
V2surrounded
V3surrounded
INGsurrounding
A2

continue

verb

"Please continue your story. (Lütfen hikayene devam et.)"

Çevirmek için tıkla

continue

verbDevam etmek.

"Please continue your story. (Lütfen hikayene devam et.)"

Fiil Halleri

V1continue
V2continued
V3continued
INGcontinuing
A1

snows

noun

"before the winter snows (kış karları başlamadan önce.)"

Çevirmek için tıkla

snows

nounKar yağışları; karlar.

"before the winter snows (kış karları başlamadan önce.)"

verbKar yağmak.

"It often snows here in January. (Burada ocak ayında sık sık kar yağar.)"

A1

anything

pronoun

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Çevirmek için tıkla

anything

pronounHerhangi bir şey.

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Fiil Halleri

V1
V2
V3
ING
A2

equipment

noun

"We need new equipment for the school science lab. (Okulun fen laboratuvarı için yeni araçlar ve gereçlere ihtiyacımız var.)"

Çevirmek için tıkla

equipment

nounDonanım.

"We need new equipment for the school science lab. (Okulun fen laboratuvarı için yeni araçlar ve gereçlere ihtiyacımız var.)"

A2

eagle

noun

"An eagle flew in! (Bir kartal içeri uçtu!)"

Çevirmek için tıkla

eagle

nounkartal

"An eagle flew in! (Bir kartal içeri uçtu!)"

A1

hey

interjection

"Hey, be careful with that vase! (Hey, o vazoya dikkat et!)"

Çevirmek için tıkla

hey

interjectionHey!

"Hey, be careful with that vase! (Hey, o vazoya dikkat et!)"

C1

unify

verb

"The government tried to unify the regional laws into one national code. (Hükümet, bölgesel yasaları tek bir ulusal kanun hâline getirmeye çalıştı.)"

Çevirmek için tıkla

unify

verbbirleştirmek

"The government tried to unify the regional laws into one national code. (Hükümet, bölgesel yasaları tek bir ulusal kanun hâline getirmeye çalıştı.)"

Fiil Halleri

V1unify
V2unified
V3unified
INGunifying
C1

sword

noun

"The knight drew his sword and rode into battle. (Şövalye kılıcını çekti ve savaşa atıldı.)"

Çevirmek için tıkla

sword

nounKılıç

"The knight drew his sword and rode into battle. (Şövalye kılıcını çekti ve savaşa atıldı.)"

A1

small

adjective

"This is a small house. (Bu küçük bir ev.)"

Çevirmek için tıkla

small

adjectiveKüçük.

"This is a small house. (Bu küçük bir ev.)"

A1

believe

verb

"I believe you. (Sana inanıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

believe

verbinanmak

"I believe you. (Sana inanıyorum.)"

Fiil Halleri

V1believe
V2believed
V3believed
INGbelieving

Deyimler / Öbekler

believe in
Birine ya da bir şeye güvenmek, inanmak.

"Believe in yourself. (Kendine inan.)"

A1

remember

verb

"I remember my first day at school. (Okuldaki ilk günümü hatırlıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

remember

verbHatırlamak.

"I remember my first day at school. (Okuldaki ilk günümü hatırlıyorum.)"

Fiil Halleri

V1remember
V2remembered
V3remembered
INGremembering
B1

helpless

adjective

"The helpless little girl cried for help. (Çaresiz küçük kız yardım için ağladı.)"

Çevirmek için tıkla

helpless

adjectiveÇaresiz

"The helpless little girl cried for help. (Çaresiz küçük kız yardım için ağladı.)"

A2

consider

verb

"I'm considering a career change. (Kariyer değişikliği düşünüyorum.)"

Çevirmek için tıkla

consider

verbBir şeyi düşünmek, değerlendirmek.

"I'm considering a career change. (Kariyer değişikliği düşünüyorum.)"

Fiil Halleri

V1consider
V2considered
V3considered
INGconsidering
B2

resist

verb

"She couldn't resist eating the cake. (O, pastayı yemeye karşı koyamadı.)"

Çevirmek için tıkla

resist

verbdirenmek

"She couldn't resist eating the cake. (O, pastayı yemeye karşı koyamadı.)"

Fiil Halleri

V1resist
V2resisted
V3resisted
INGresisting
B2

inspire

verb

"Her courage inspired many young people to follow their dreams. (Onun cesareti birçok gence hayallerinin peşinden gitmeleri için ilham verdi.)"

Çevirmek için tıkla

inspire

verbİlham vermek.

"Her courage inspired many young people to follow their dreams. (Onun cesareti birçok gence hayallerinin peşinden gitmeleri için ilham verdi.)"

verbTeşvik etmek, cesaretlendirmek.

"The teacher inspired his students to work harder. (Öğretmen öğrencilerini daha çok çalışmaları için teşvik etti.)"

Fiil Halleri

V1inspire
V2inspired
V3inspired
INGinspiring
A1

their

determiner

"Their house is big. (Onların evi büyük.)"

Çevirmek için tıkla

their

determinerOnların

"Their house is big. (Onların evi büyük.)"

A2

allow

verb

"Allow me to introduce myself. (Kendimi tanıtmama izin verin.)"

Çevirmek için tıkla

allow

verbBir şeye izin vermek.

"Allow me to introduce myself. (Kendimi tanıtmama izin verin.)"

Fiil Halleri

V1allow
V2allowed
V3allowed
INGallowing
C2

prostrate

adjective

"He lay prostrate on the floor. (O, yerde yüzüstü yatıyordu.)"

Çevirmek için tıkla

prostrate

adjectiveYüzü yere dönük olarak, yüzüstü uzanmış.

"He lay prostrate on the floor. (O, yerde yüzüstü yatıyordu.)"

Fiil Halleri

V1prostrate
V2prostrated
V3prostrated
INGprostrating
A1

bath

noun

"She takes a bath every evening. (O, her akşam banyo yapar.)"

Çevirmek için tıkla

bath

nounBanyo, yıkanma.

"She takes a bath every evening. (O, her akşam banyo yapar.)"

A2

knowledge

noun

"She has a lot of knowledge about animals. (Hayvanlar hakkında çok bilgisi var.)"

Çevirmek için tıkla

knowledge

nounbilgi

"She has a lot of knowledge about animals. (Hayvanlar hakkında çok bilgisi var.)"

B2

cooperation

noun

"International cooperation is needed to solve climate change. (İklim değişikliğini çözmek için uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.)"

Çevirmek için tıkla

cooperation

nounİşbirliği.

"International cooperation is needed to solve climate change. (İklim değişikliğini çözmek için uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.)"

B2

delighted

adjective

"She was delighted with the gift. (Hediye onu çok sevindirdi.)"

Çevirmek için tıkla

delighted

adjectiveçok memnun

"She was delighted with the gift. (Hediye onu çok sevindirdi.)"

A1

july

noun

"Her birthday is in July. (Onun doğum günü Temmuz ayındadır.)"

Çevirmek için tıkla

july

nounYılın yedinci ayı.

"Her birthday is in July. (Onun doğum günü Temmuz ayındadır.)"

A2

opportunity

noun

"This job offers a great opportunity to learn new skills. (Bu iş, yeni beceriler öğrenmek için harika bir fırsat sunuyor.)"

Çevirmek için tıkla

opportunity

nounfırsat

"This job offers a great opportunity to learn new skills. (Bu iş, yeni beceriler öğrenmek için harika bir fırsat sunuyor.)"

C1

remorse

noun

"She speaks of everyone without remorse. (Herkes hakkında vicdan azabı duymadan konuşuyor.)"

Çevirmek için tıkla

remorse

nounPişmanlık, vicdan azabı.

"She speaks of everyone without remorse. (Herkes hakkında vicdan azabı duymadan konuşuyor.)"

A2

among

preposition

"She sat among her friends. (O, arkadaşlarının arasında oturdu.)"

Çevirmek için tıkla

among

prepositionarasında (dağılım/karşılaştırma)

"She sat among her friends. (O, arkadaşlarının arasında oturdu.)"

B1

convince

verb

"She convinced me that she was telling the truth. (Bana doğruyu söylediğine inandırdı.)"

Çevirmek için tıkla

convince

verbİkna etmek, inandırmak.

"She convinced me that she was telling the truth. (Bana doğruyu söylediğine inandırdı.)"

Fiil Halleri

V1convince
V2convinced
V3convinced
INGconvincing
C1

mutilate

verb

"They mutilated the victim. (Kurbanı vahşice sakatladılar.)"

Çevirmek için tıkla

mutilate

verbsakatlamak; (mecaz) mahvetmek

"They mutilated the victim. (Kurbanı vahşice sakatladılar.)"

Fiil Halleri

V1mutilate
V2mutilated
V3mutilated
INGmutilating
A1

word

noun

"She wrote the word 'dog'. (O, 'köpek' kelimesini yazdı.)"

Çevirmek için tıkla

word

nounkelime; söz, taahhüt

"She wrote the word 'dog'. (O, 'köpek' kelimesini yazdı.)"