Kütüphaneye Dön
The Good, the Bad and the Ugly
MOVIEENZor8.5

The Good, the Bad and the Ugly

While the Civil War rages on between the Union and the Confederacy, three men – a quiet loner, a ruthless hitman, and a Mexican bandit – comb the American Southwest in search of a strongbox containing $200,000 in stolen gold.

1.027

Farklı kelimeler

14.07.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1027 kelime
A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B2

loot

noun

"They divided the loot after the raid. (Baskından sonra ganimetleri paylaştılar.)"

Çevirmek için tıkla

loot

nounganimet (savaş/soygun)

"They divided the loot after the raid. (Baskından sonra ganimetleri paylaştılar.)"

nounoyun içi ganimet

"I'm running out of loot in the game. (Oyunda artık ganimetim tükeniyor.)"

verbyağmalamak

"Soldiers looted the town after the battle. (Savaşın ardından askerler kasabayı yağmaladı.)"

Fiil Halleri

V1loot
V2looted
V3looted
INGlooting
B1

damp

adjective

"The towel was damp. (Havlu hafifçe ıslaktı.)"

Çevirmek için tıkla

damp

adjectiveNemli

"The towel was damp. (Havlu hafifçe ıslaktı.)"

verbHafifçe ıslatmak

"The rain damped our clothes. (Yağmur kıyafetlerimizi ıslattı.)"

verbAzaltmak

"The bad news damped their spirits. (Kötü haber morallerini bozdu.)"

Fiil Halleri

V1damp
V2damped
V3damped
INGdamping

Deyimler / Öbekler

damp down
Bir şeyin etkisini veya yayılmasını azaltmak, bastırmak.

"They tried to damp down the rumours. (Dedikoduları bastırmaya çalıştılar.)"

B1

range

noun

"The missile has a range of 300 miles. (Füzenin 300 mil menzili var.)"

Çevirmek için tıkla

range

nounmenzil

"The missile has a range of 300 miles. (Füzenin 300 mil menzili var.)"

nounçeşitlilik

"The store offers a wide range of products. (Mağaza geniş bir ürün yelpazesi sunuyor.)"

Fiil Halleri

V1range
V2ranged
V3ranged
INGranging

Deyimler / Öbekler

range from
Belirli sınırlar arasında değişmek veya çeşitlilik göstermek (genellikle 'to' ile kullanılır).

"Prices range from $10 to $50. (Fiyatlar 10 ile 50 dolar arasında değişiyor.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

C1

sawn-off

adjective

"Couple of sawn-off shotguns. (İki adet namlusu kısaltılmış av tüfeği.)"

Çevirmek için tıkla

sawn-off

adjectivenamlusu kısaltılmış

"Couple of sawn-off shotguns. (İki adet namlusu kısaltılmış av tüfeği.)"

Deyimler / Öbekler

saw off
testerayla kesip koparmak

"They saw off the tree branch. (Onlar ağaç dalını testereyle kestiler.)"

B1

bury

verb

"They buried their grandfather on Sunday. (Pazar günü büyükbabalarını gömdüler.)"

Çevirmek için tıkla

bury

verbGömmek.

"They buried their grandfather on Sunday. (Pazar günü büyükbabalarını gömdüler.)"

verbToprağa gömmek.

"She buried the box in the backyard. (Kutuyu arka bahçeye gömdü.)"

Fiil Halleri

V1bury
V2buried
V3buried
INGburying

Deyimler / Öbekler

bury oneself in
Bir işe veya etkinliğe tamamen dalmak; başka şeyleri unutarak yoğunlaşmak.

"After the exam she buried herself in studying. (Sınavdan sonra tamamen ders çalışmaya daldı.)"

bury the hatchet
Eski bir kavga veya anlaşmazlığı bitirip barışmak.

"They decided to bury the hatchet and be friends again. (Eski düşmanlıklarını bitirip tekrar arkadaş olmaya karar verdiler.)"

B2

load

verb

"They loaded the truck with furniture. (Kamyona mobilyaları koydular.)"

Çevirmek için tıkla

load

verbyüklemek (taşımak)

"They loaded the truck with furniture. (Kamyona mobilyaları koydular.)"

verbyüklemek (cihaza koymak)

"She loaded the new software onto her laptop. (Yeni yazılımı dizüstüne yükledi.)"

nounyük

"The load was too heavy for the cart. (Yük araba için çok ağırdı.)"

nouniş yükü

"He has a heavy load of work this week. (Bu hafta çok işi var.)"

Fiil Halleri

V1load
V2loaded
V3loaded
INGloading

Deyimler / Öbekler

load up
Bir şeyi tamamen veya iyice doldurmak.

"We loaded up the car for the trip. (Seyahat için arabayı eşyalarla doldurduk.)"

load into
Bir şeyi bir araca, kaba veya kutuya koymak.

"They loaded the boxes into the van. (Kutuları minibüse koydular.)"

B1

bite

verb

"The dog bit my hand. (Köpek elimi ısırdı.)"

Çevirmek için tıkla

bite

verbIsırmak

"The dog bit my hand. (Köpek elimi ısırdı.)"

nounIsırık

"He took a bite of the sandwich. (O, sandviçten bir ısırık aldı.)"

Fiil Halleri

V1bite
V2bit
V3bitten
INGbiting

Deyimler / Öbekler

bite off
1) Dişle koparmak. 2) Mecazi: gücünün üstünde bir işe girişmek.

"He bit off more than he could chew. (O, yapabileceğinden fazlasını üstlendi.)"

bite back
Sözle karşılık vermek veya bir şeyi söylemekten kendini tutmak.

"She wanted to say something rude but bit back. (O, kaba bir şey söylemek istedi ama kendini tuttu.)"

A1

place

noun

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

Çevirmek için tıkla

place

nounbir şeyin bulunduğu yer veya mekan

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

nounSıra, derece.

"She got first place in the race. (Yarışta birinci oldu.)"

verbKoymak, yerleştirmek.

"Place the book on the table. (Kitabı masanın üzerine koy.)"

nounEv, iş yeri.

"Come over to my place after dinner. (Akşam yemeğinden sonra benim evime gel.)"

Fiil Halleri

V1place
V2placed
V3placed
INGplacing
A1

company

noun

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

Çevirmek için tıkla

company

nounŞirket.

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

nounEşlik

"I enjoy your company. (Seninle birlikte olmaktan hoşlanıyorum.)"

A1

interested

adjective

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

Çevirmek için tıkla

interested

adjectiveilgi duyan

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

adjectiveçıkarı olan

"The company is an interested party in the project. (Şirket projede çıkarı olan taraftır.)"

A2

tidy

adjective

"The kitchen is tidy. (Mutfak temiz ve düzenli.)"

Çevirmek için tıkla

tidy

adjectiveDüzenli.

"The kitchen is tidy. (Mutfak temiz ve düzenli.)"

verbEşyaları düzene koymak veya temizlemek.

"Please tidy your room. (Lütfen odanı topla.)"

Fiil Halleri

V1tidy
V2tidied
V3tidied
INGtidying

Deyimler / Öbekler

tidy up
Eşyaları toplamak ve düzene koymak.

"She tidied up before the guests arrived. (Misafirler gelmeden önce evi topladı.)"

A1

wall

noun

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

Çevirmek için tıkla

wall

nounduvar

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

quietly

adverb

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

Çevirmek için tıkla

quietly

adverbAz ses çıkararak; gürültü yapmadan.

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

adverbGizlice.

"He quietly left the party. (O, partiden gizlice ayrıldı.)"

B1

priest

noun

"The priest spoke to the people after the service. (Rahip, ayinden sonra insanlarla konuştu.)"

Çevirmek için tıkla

priest

nounRahip, papaz.

"The priest spoke to the people after the service. (Rahip, ayinden sonra insanlarla konuştu.)"

A2

expect

verb

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

Çevirmek için tıkla

expect

verbUmmak, olacağını düşünmek

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

verbBirinden bir şey yapmasını beklemek

"The teacher expects us to do our homework. (Öğretmen ödevimizi yapmamızı bekliyor.)"

Fiil Halleri

V1expect
V2expected
V3expected
INGexpecting
A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B1

recognise

verb

"He doesn't even recognise me. (O beni bile tanımıyor.)"

Çevirmek için tıkla

recognise

verbTanımak.

"He doesn't even recognise me. (O beni bile tanımıyor.)"

verbKabul etmek.

"He recognised his mistake. (O hatasını kabul etti.)"

Fiil Halleri

V1recognise
V2recognised
V3recognised
INGrecognising
B2

grant

verb

"The university granted her a scholarship. (Üniversite ona burs verdi.)"

Çevirmek için tıkla

grant

verbVermek.

"The university granted her a scholarship. (Üniversite ona burs verdi.)"

verbKabul etmek.

"He granted that he had made a mistake. (Hata yaptığını kabul etti.)"

nounHibe.

"She received a grant to fund her research. (Araştırmasını finanse etmek için hibe aldı.)"

Fiil Halleri

V1grant
V2granted
V3granted
INGgranting
B2

bandit

noun

"The bandit robbed the bank and ran away. (Haydut bankayı soydu ve kaçtı.)"

Çevirmek için tıkla

bandit

nounhaydut

"The bandit robbed the bank and ran away. (Haydut bankayı soydu ve kaçtı.)"

B2

truce

noun

"Truce or not, the fighting could start again at any time. (Ateşkes olsun ya da olmasın, çatışma her an yeniden başlayabilir.)"

Çevirmek için tıkla

truce

nounAteşkes.

"Truce or not, the fighting could start again at any time. (Ateşkes olsun ya da olmasın, çatışma her an yeniden başlayabilir.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A1

should

modal verb

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

Çevirmek için tıkla

should

modal verb-meli/-malı

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

modal verb…-meliydi; yapılması beklenirdi.

"I should have called earlier. (Daha önce aramalıydım.)"

A2

lock

noun

"I closed the door and turned the lock. (Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim.)"

Çevirmek için tıkla

lock

nounKapı kilidi

"I closed the door and turned the lock. (Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim.)"

nounKanal kilidi

"The boat waited in the lock as the water level changed. (Tekne su seviyesi değişirken kilitte bekledi.)"

verbKilitlemek.

"Please lock the gate when you leave. (Lütfen ayrılırken kapıyı kilitleyin.)"

verbKilitlenmek

"The computer locked and I couldn't save my work. (Bilgisayar kilitlendi ve çalışmamı kaydedemedim.)"

Fiil Halleri

V1lock
V2locked
V3locked
INGlocking

Deyimler / Öbekler

lock up
Kilitleyip kapatmak.

"They lock up the store at nine. (Mağazayı saat dokuzda kilitleyip kapatırlar.)"

lock out
Dışarıda bırakmak, girişi engellemek.

"I forgot my keys and was locked out. (Anahtarlarımı unuttum ve dışarıda kaldım.)"

B2

justice

noun

"People demand justice when they are treated unfairly. (Haksız muamele gördüklerinde insanlar adalet ister.)"

Çevirmek için tıkla

justice

nounadalet

"People demand justice when they are treated unfairly. (Haksız muamele gördüklerinde insanlar adalet ister.)"

nounyargı

"A strong court system is necessary for justice. (Adalet için güçlü bir mahkeme sistemi gereklidir.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
A2

sense

noun

"Cats have a keen sense of smell. (Kedilerin koku alma duyusu çok güçlüdür.)"

Çevirmek için tıkla

sense

nounDuyu organıyla algılama yeteneği.

"Cats have a keen sense of smell. (Kedilerin koku alma duyusu çok güçlüdür.)"

nounDoğru karar verme yeteneği; sağduyu.

"You should use your common sense. (Sağduyunuzu kullanmalısınız.)"

nounanlam

"This sentence makes no sense. (Bu cümle hiçbir anlam ifade etmiyor.)"

verbHissetmek, algılamak.

"She sensed someone watching her. (Birinin onu izlediğini hissetti.)"

verbÖnceden hissetmek, sezinlemek.

"He could sense trouble ahead. (İleride sorun olacağını sezinledi.)"

nounBir şeye ilişkin duygu veya anlayış.

"He has a strong sense of responsibility. (Onun güçlü bir sorumluluk duygusu var.)"

Fiil Halleri

V1sense
V2sensed
V3sensed
INGsensing
A2

towards

preposition

"She walked towards the door. (Kapıya doğru yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

towards

preposition-e doğru, yönüne

"She walked towards the door. (Kapıya doğru yürüdü.)"

preposition-e karşı

"He is kind towards children. (Çocuklara karşı naziktir.)"

B1

excitement

noun

"The children were full of excitement before the trip. (Çocuklar gezi öncesi büyük heyecan içindeydiler.)"

Çevirmek için tıkla

excitement

nounHeyecan

"The children were full of excitement before the trip. (Çocuklar gezi öncesi büyük heyecan içindeydiler.)"

A2

safe

adjective

"This car is safe. (Bu araba güvenli.)"

Çevirmek için tıkla

safe

adjectiveGüvenli.

"This car is safe. (Bu araba güvenli.)"

nounKasa

"She put the money in the safe. (O parayı kasaya koydu.)"

C1

convict

verb

"The jury convicted him of perjury. (Jüri onu yemin altında yalan söylediği gerekçesiyle suçlu buldu.)"

Çevirmek için tıkla

convict

verbsuçlu bulmak

"The jury convicted him of perjury. (Jüri onu yemin altında yalan söylediği gerekçesiyle suçlu buldu.)"

nounmahkum

"The prison is full of convicts. (Hapishane mahkumlarla dolu.)"

Fiil Halleri

V1convict
V2convicted
V3convicted
INGconvicting
A2

receive

verb

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Çevirmek için tıkla

receive

verbAlmak.

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Fiil Halleri

V1receive
V2received
V3received
INGreceiving
A1

dog

noun

"The dog barked loudly. (Köpek yüksek sesle havladı.)"

Çevirmek için tıkla

dog

nounEvcil köpek; (hakaret) kaba kişi

"The dog barked loudly. (Köpek yüksek sesle havladı.)"

verbTakip etmek.

"Reporters dogged the actor after the scandal. (Skandalın ardından muhabirler aktörün peşinden ayrılmadı.)"

Fiil Halleri

V1dog
V2dogged
V3dogged
INGdogging
B2

theft

noun

"There has been an increase in car thefts this year. (Bu yıl araba hırsızlıklarında bir artış oldu.)"

Çevirmek için tıkla

theft

nounhırsızlık

"There has been an increase in car thefts this year. (Bu yıl araba hırsızlıklarında bir artış oldu.)"

B2

tune

noun

"She hummed the tune all day. (Tüm gün o melodiyi mırıldandı.)"

Çevirmek için tıkla

tune

nounMelodi

"She hummed the tune all day. (Tüm gün o melodiyi mırıldandı.)"

verbAkort etmek

"He tuned the guitar before the concert. (Konserden önce gitarı akort etti.)"

verbAyarlamak

"They tuned the engine for better performance. (Daha iyi performans için motoru ayarladılar.)"

Fiil Halleri

V1tune
V2tuned
V3tuned
INGtuning

Deyimler / Öbekler

tune in
bir radyo veya televizyon yayınına bağlanmak ya da dinlemek/izlemek

"Tune in to the show at eight. (Saat sekizde yayını dinleyin/izleyin.)"

tune out
dikkatini vermemek veya dinlemeyi bırakmak

"He tuned out during the long lecture. (Uzun ders sırasında dikkatini vermedi.)"

C1

infirmary

noun

"You will all visit the infirmary. (Hepiniz reviri ziyaret edeceksiniz.)"

Çevirmek için tıkla

infirmary

nounrevir

"You will all visit the infirmary. (Hepiniz reviri ziyaret edeceksiniz.)"

A1

goodbye

interjection

"She waved and said goodbye. (O el salladı ve hoşça kal dedi.)"

Çevirmek için tıkla

goodbye

interjectionAyrılırken söylenen kısa veda sözü.

"She waved and said goodbye. (O el salladı ve hoşça kal dedi.)"

nounveda

"They said their goodbyes at the airport. (Havaalanında vedalaştılar.)"

A1

can

modal

"She can swim. (O yüzebilir.)"

Çevirmek için tıkla

can

modalYapabilmek.

"She can swim. (O yüzebilir.)"

modalİzin istemek/vermeyi belirtir.

"Can I open the window? (Pencereyi açabilir miyim?)"

nounKutu.

"I have a can of soda. (Bir kutu gazozum var.)"

C1

standing

adjective

"The audience gave the singer a standing ovation. (Seyirciler şarkıcıyı ayakta alkışladı.)"

Çevirmek için tıkla

standing

adjectiveayakta

"The audience gave the singer a standing ovation. (Seyirciler şarkıcıyı ayakta alkışladı.)"

adjectiveSürekli.

"He has a standing invitation to visit their house. (Onların evini ziyaret etmesi için sürekli bir davetiyesi var.)"

nounbir kişinin toplumdaki saygınlığı veya sosyal konumu

"Her standing in the community grew after she started the charity. (Hayır kurumunu başlattıktan sonra toplumdaki saygınlığı arttı.)"

A2

skin

noun

"Her skin is very soft. (Onun derisi çok yumuşak.)"

Çevirmek için tıkla

skin

nounVücudun dış kısmını örten ince tabaka.

"Her skin is very soft. (Onun derisi çok yumuşak.)"

nounHayvanın dışındaki deri veya kürk.

"He found a snake's skin on the path. (Yolun üstünde yılanın derisini buldu.)"

verbderisini soymak

"They skinned the rabbit. (Tavşanın derisini soydular.)"

verbsıyırmak

"He skinned his knee when he fell. (Düştüğünde dizini sıyırdı.)"

Fiil Halleri

V1skin
V2skinned
V3skinned
INGskinning
A1

hair

noun

"She has long hair. (Onun saçları uzun.)"

Çevirmek için tıkla

hair

nounSaç

"She has long hair. (Onun saçları uzun.)"

A2

mention

noun

"He got a mention in the article. (Makalede ondan kısaca söz edildi.)"

Çevirmek için tıkla

mention

nounSöz etme; anma

"He got a mention in the article. (Makalede ondan kısaca söz edildi.)"

verbKısaca söylemek, bahsetmek.

"He mentioned the problem briefly. (Sorunu kısaca belirtti.)"

Fiil Halleri

V1mention
V2mentioned
V3mentioned
INGmentioning
A2

government

noun

"The government announced a new plan. (Hükümet yeni bir plan açıkladı.)"

Çevirmek için tıkla

government

nounHükümet; yönetim

"The government announced a new plan. (Hükümet yeni bir plan açıkladı.)"

B1

friendship

noun

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

Çevirmek için tıkla

friendship

nounarkadaşlık

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

A1

ready

adjective

"Are you ready? (Hazır mısın?)"

Çevirmek için tıkla

ready

adjectiveHazır.

"Are you ready? (Hazır mısın?)"