Kütüphaneye Dön
Memories of Murder
MOVIEENOrta8.1

Memories of Murder

A sadistic serial rapist and murderer of young women terrorizes a small province in 1980s South Korea. To prevent further crimes, three increasingly desperate detectives with conflicting methods race against time to unravel the violent mind of the killer in a futile effort to solve the case.

1.073

Farklı kelimeler

16.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1073 kelime
A1

land

noun

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

Çevirmek için tıkla

land

nounArazi.

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

nounArsa.

"They bought land to build a house. (Ev yapmak için arazi satın aldılar.)"

verbİnmek.

"The plane landed at 7 pm. (Uçak saat 19:00'da indi.)"

verbElde etmek.

"She landed a new job. (O, yeni bir iş buldu.)"

Fiil Halleri

V1land
V2landed
V3landed
INGlanding

Deyimler / Öbekler

land on
Bir şeyin üstüne inmek veya konmak.

"The bird landed on the branch. (Kuş dala kondu.)"

land in
Bir yere veya duruma istemeden varmak veya düşmek.

"He landed in jail. (O, hapise düştü.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B2

dictatorship

noun

"This is not a dictatorship! (Bu bir diktatörlük değil!)"

Çevirmek için tıkla

dictatorship

nounDiktatörlük

"This is not a dictatorship! (Bu bir diktatörlük değil!)"

B1

victim

noun

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

Çevirmek için tıkla

victim

nounKurban.

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

B2

ka-rang

Çevirmek için tıkla

ka-rang

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

A1

wear

verb

"She is wearing a red dress. (Kırmızı bir elbise giyiyor.)"

Çevirmek için tıkla

wear

verbgiymek, üzerinde taşımak

"She is wearing a red dress. (Kırmızı bir elbise giyiyor.)"

verbyıpranmak, aşınmak

"These shoes wear quickly. (Bu ayakkabılar çabuk yıpranır.)"

nounaşınma, yıpranma

"This old shirt shows wear. (Bu eski gömlekte yıpranma var.)"

Fiil Halleri

V1wear
V2wore
V3worn
INGwearing

Deyimler / Öbekler

wear out
yıpratmak, eskimeye neden olmak

"These shoes wear out quickly. (Bu ayakkabılar çabuk yıpranır.)"

C1

senile

adjective

"He was diagnosed with senile dementia. (Ona senil bunama teşhisi kondu.)"

Çevirmek için tıkla

senile

adjectivesenil

"He was diagnosed with senile dementia. (Ona senil bunama teşhisi kondu.)"

C2

tetanous

adjective

"Tetanous is a brutal thing. (Tetanous çok şiddetli, acı verici kas kasılmaları ve sertlikle kendini gösteren, adeta acımasız bir şeydir.)"

Çevirmek için tıkla

tetanous

adjectiveTetanozla ilgili.

"Tetanous is a brutal thing. (Tetanous çok şiddetli, acı verici kas kasılmaları ve sertlikle kendini gösteren, adeta acımasız bir şeydir.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

A2

rock

noun

"He sat on a rock by the river. (Nehrin yanındaki bir kayanın üzerine oturdu.)"

Çevirmek için tıkla

rock

nounKaya, taş.

"He sat on a rock by the river. (Nehrin yanındaki bir kayanın üzerine oturdu.)"

nounRock müziği.

"My brother likes rock. (Ağabeyim rock müziğini sever.)"

verbSallamak, sallanmak.

"The boat rocked on the waves. (Tekne dalgaların üzerinde sallandı.)"

Fiil Halleri

V1rock
V2rocked
V3rocked
INGrocking

Deyimler / Öbekler

rock out
Rock müzik eşliğinde coşkuyla eğlenmek.

"They rocked out at the concert. (Konserde rock müzik eşliğinde coşkuyla eğlendiler.)"

B2

chief

noun

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

Çevirmek için tıkla

chief

nounlider

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

adjectiveEn önemli; esas olan.

"The chief reason is the high cost. (En önemli neden yüksek maliyettir.)"

B1

bury

verb

"They buried their grandfather on Sunday. (Pazar günü büyükbabalarını gömdüler.)"

Çevirmek için tıkla

bury

verbGömmek.

"They buried their grandfather on Sunday. (Pazar günü büyükbabalarını gömdüler.)"

verbToprağa gömmek.

"She buried the box in the backyard. (Kutuyu arka bahçeye gömdü.)"

Fiil Halleri

V1bury
V2buried
V3buried
INGburying

Deyimler / Öbekler

bury oneself in
Bir işe veya etkinliğe tamamen dalmak; başka şeyleri unutarak yoğunlaşmak.

"After the exam she buried herself in studying. (Sınavdan sonra tamamen ders çalışmaya daldı.)"

bury the hatchet
Eski bir kavga veya anlaşmazlığı bitirip barışmak.

"They decided to bury the hatchet and be friends again. (Eski düşmanlıklarını bitirip tekrar arkadaş olmaya karar verdiler.)"

A1

place

noun

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

Çevirmek için tıkla

place

nounbir şeyin bulunduğu yer veya mekan

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

nounSıra, derece.

"She got first place in the race. (Yarışta birinci oldu.)"

verbKoymak, yerleştirmek.

"Place the book on the table. (Kitabı masanın üzerine koy.)"

nounEv, iş yeri.

"Come over to my place after dinner. (Akşam yemeğinden sonra benim evime gel.)"

Fiil Halleri

V1place
V2placed
V3placed
INGplacing
A1

company

noun

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

Çevirmek için tıkla

company

nounŞirket.

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

nounEşlik

"I enjoy your company. (Seninle birlikte olmaktan hoşlanıyorum.)"

B1

teahouse

noun

"They met at the teahouse after work. (İşten sonra çay evinde buluştular.)"

Çevirmek için tıkla

teahouse

nounçay evi

"They met at the teahouse after work. (İşten sonra çay evinde buluştular.)"

A2

human

noun

"Humans need water to live. (İnsanların yaşamak için suya ihtiyacı vardır.)"

Çevirmek için tıkla

human

nounİnsan, insanlık

"Humans need water to live. (İnsanların yaşamak için suya ihtiyacı vardır.)"

adjectiveİnsani, insancıl

"It's human to make mistakes. (Hata yapmak insana özgüdür.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A1

policeman

noun

"The policeman helped the lost child. (Erkek polis memuru kaybolan çocuğa yardım etti.)"

Çevirmek için tıkla

policeman

nounErkek polis memuru.

"The policeman helped the lost child. (Erkek polis memuru kaybolan çocuğa yardım etti.)"

B2

requester

noun

"Please include the address of the requester on the form. (Lütfen formda istekte bulunan kişinin adresini belirtin.)"

Çevirmek için tıkla

requester

nounistekte bulunan kişi veya kurum

"Please include the address of the requester on the form. (Lütfen formda istekte bulunan kişinin adresini belirtin.)"

A2

quietly

adverb

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

Çevirmek için tıkla

quietly

adverbAz ses çıkararak; gürültü yapmadan.

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

adverbGizlice.

"He quietly left the party. (O, partiden gizlice ayrıldı.)"

B1

length

noun

"Measure the length of the table. (Masanın uzunluğunu ölç.)"

Çevirmek için tıkla

length

nounUzunluk

"Measure the length of the table. (Masanın uzunluğunu ölç.)"

A2

schedule

noun

"Check the schedule to see when the train leaves. (Trenin ne zaman kalktığını görmek için zaman çizelgesine bak.)"

Çevirmek için tıkla

schedule

nounzaman çizelgesi

"Check the schedule to see when the train leaves. (Trenin ne zaman kalktığını görmek için zaman çizelgesine bak.)"

nounprogram

"The festival's schedule includes concerts and workshops. (Festival programı konserler ve atölyeler içeriyor.)"

verbPlanlamak.

"Schedule the meeting for Monday. (Toplantıyı Pazartesi için planla.)"

Fiil Halleri

V1schedule
V2scheduled
V3scheduled
INGscheduling
A2

site

noun

"I checked the company's site for prices. (Fiyatlar için şirketin web sitesine baktım.)"

Çevirmek için tıkla

site

nounİnternetteki bir web sitesi.

"I checked the company's site for prices. (Fiyatlar için şirketin web sitesine baktım.)"

nounalan

"They walked around the building site. (Onlar inşaat alanının etrafında yürüdüler.)"

B2

perpendicular

adjective

"The ladder must be placed perpendicular to the ground. (Merdiven yere dik olarak yerleştirilmelidir.)"

Çevirmek için tıkla

perpendicular

adjectiveDik.

"The ladder must be placed perpendicular to the ground. (Merdiven yere dik olarak yerleştirilmelidir.)"

noundik çizgi

"From point A draw the perpendicular to the baseline of the triangle. (A noktasından üçgenin tabanına dik bir çizgi çiz.)"

C1

chaos

noun

"After the storm, the streets were in chaos. (Fırtınadan sonra sokaklar kargaşa içindeydi.)"

Çevirmek için tıkla

chaos

nounKargaşa.

"After the storm, the streets were in chaos. (Fırtınadan sonra sokaklar kargaşa içindeydi.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B1

fist

noun

"He clenched his fist when he heard the news. (Haberi duyunca yumruğunu sıktı.)"

Çevirmek için tıkla

fist

nounYumruk.

"He clenched his fist when he heard the news. (Haberi duyunca yumruğunu sıktı.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

B2

demonstration

noun

"Thousands of people joined the demonstration against the new law. (Binlerce kişi yeni yasaya karşı düzenlenen gösteriye katıldı.)"

Çevirmek için tıkla

demonstration

nounGösteri, protesto yürüyüşü.

"Thousands of people joined the demonstration against the new law. (Binlerce kişi yeni yasaya karşı düzenlenen gösteriye katıldı.)"

nounGösterme, uygulamalı açıklama.

"The teacher gave a demonstration of how to use the new equipment. (Öğretmen yeni ekipmanın nasıl kullanılacağını uygulamalı olarak gösterdi.)"

B2

division

noun

"The division of the country caused great conflict. (Ülkenin bölünmesi büyük çatışmalara neden oldu.)"

Çevirmek için tıkla

division

nounBölünme.

"The division of the country caused great conflict. (Ülkenin bölünmesi büyük çatışmalara neden oldu.)"

nounBölme.

"Division is one of the four basic arithmetic operations. (Bölme dört temel aritmetik işlemden biridir.)"

nounBölüm, birim.

"The company created a new division for research. (Şirket araştırma için yeni bir bölüm kurdu.)"

B2

plain

adjective

"She wore a plain dress to the party. (O partiye sade bir elbise giydi.)"

Çevirmek için tıkla

plain

adjectiveSüsü olmayan, basit ve gösterişsiz.

"She wore a plain dress to the party. (O partiye sade bir elbise giydi.)"

adjectiveAçık.

"It was plain that he was tired. (Yorgun olduğu çok açıktı.)"

nounDüzlük.

"They walked across the plain. (Onlar düzlük boyunca yürüdü.)"

A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A1

should

modal verb

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

Çevirmek için tıkla

should

modal verb-meli/-malı

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

modal verb…-meliydi; yapılması beklenirdi.

"I should have called earlier. (Daha önce aramalıydım.)"

A2

circle

noun

"Draw a circle on the paper. (Kâğıda bir daire çiz.)"

Çevirmek için tıkla

circle

nounDaire, yuvarlak şekil.

"Draw a circle on the paper. (Kâğıda bir daire çiz.)"

nounGrup, çevre.

"She has a small circle of friends. (Onun küçük bir arkadaş çevresi var.)"

verbÇevresinde dönmek.

"The birds circled above the house. (Kuşlar evin üzerinde döndü.)"

verbDaire içine almak.

"Circle the correct answer. (Doğru cevabı daire içine al.)"

Fiil Halleri

V1circle
V2circled
V3circled
INGcircling

Deyimler / Öbekler

circle around
Etrafında dönmek.

"The plane circled around the airport. (Uçak havaalanının etrafında döndü.)"

B2

pitch

noun

"The singer's pitch was perfect. (Şarkıcının ses perdesi mükemmeldi.)"

Çevirmek için tıkla

pitch

nounperde

"The singer's pitch was perfect. (Şarkıcının ses perdesi mükemmeldi.)"

nounSaha.

"The players walked onto the pitch. (Oyuncular sahaya çıktı.)"

nounsatış konuşması

"He gave a sales pitch to the investors. (Yatırımcılara satış sunumu yaptı.)"

verbFırlatmak.

"She pitched the ball to her teammate. (Topu takım arkadaşına fırlattı.)"

verbÇadır kurmak.

"We pitched our tent by the lake. (Gölün yanına çadırımızı kurduk.)"

verbSunmak.

"He pitched a new idea to the committee. (Komiteye yeni bir fikir sundu.)"

Fiil Halleri

V1pitch
V2pitched
V3pitched
INGpitching

Deyimler / Öbekler

pitch in
Bir işe yardım etmek veya katkıda bulunmak.

"Everyone pitched in to clean the house. (Herkes evi temizlemeye yardım etti.)"

A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

A2

pop

noun

"I heard a pop in the kitchen. (Mutfakta bir patlama sesi duydum.)"

Çevirmek için tıkla

pop

nounPatlama sesi.

"I heard a pop in the kitchen. (Mutfakta bir patlama sesi duydum.)"

nounPop müzik.

"She likes pop music. (O, yaygın olarak dinlenen hafif müziği seviyor.)"

verbPatlamak.

"The balloon popped. (Balon patladı.)"

verbUğramak.

"I'll pop into the shop for some milk. (Süt almak için dükkâna kısa süreliğine uğrayacağım.)"

Fiil Halleri

V1pop
V2popped
V3popped
INGpopping

Deyimler / Öbekler

pop in
kısa süreliğine uğramak

"Can you pop in later? (Daha sonra kısa süreliğine uğrayabilir misin?)"

pop out
kısa süreliğine dışarı çıkmak

"I need to pop out to the shop. (Dükkâna kısa süreliğine çıkmam gerekiyor.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B1

ugly

adjective

"That old doll looks ugly. (O eski oyuncak bebek çirkin görünüyor.)"

Çevirmek için tıkla

ugly

adjectiveGörünüşü hoş olmayan; çirkin.

"That old doll looks ugly. (O eski oyuncak bebek çirkin görünüyor.)"

adjectiveKötü

"The argument got ugly. (Tartışma kötüleşti ve daha sert hale geldi.)"

A2

sense

noun

"Cats have a keen sense of smell. (Kedilerin koku alma duyusu çok güçlüdür.)"

Çevirmek için tıkla

sense

nounDuyu organıyla algılama yeteneği.

"Cats have a keen sense of smell. (Kedilerin koku alma duyusu çok güçlüdür.)"

nounDoğru karar verme yeteneği; sağduyu.

"You should use your common sense. (Sağduyunuzu kullanmalısınız.)"

nounanlam

"This sentence makes no sense. (Bu cümle hiçbir anlam ifade etmiyor.)"

verbHissetmek, algılamak.

"She sensed someone watching her. (Birinin onu izlediğini hissetti.)"

verbÖnceden hissetmek, sezinlemek.

"He could sense trouble ahead. (İleride sorun olacağını sezinledi.)"

nounBir şeye ilişkin duygu veya anlayış.

"He has a strong sense of responsibility. (Onun güçlü bir sorumluluk duygusu var.)"

Fiil Halleri

V1sense
V2sensed
V3sensed
INGsensing
B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

A2

towards

preposition

"She walked towards the door. (Kapıya doğru yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

towards

preposition-e doğru, yönüne

"She walked towards the door. (Kapıya doğru yürüdü.)"

preposition-e karşı

"He is kind towards children. (Çocuklara karşı naziktir.)"

B1

excitement

noun

"The children were full of excitement before the trip. (Çocuklar gezi öncesi büyük heyecan içindeydiler.)"

Çevirmek için tıkla

excitement

nounHeyecan

"The children were full of excitement before the trip. (Çocuklar gezi öncesi büyük heyecan içindeydiler.)"

C1

pre-emptive

adjective

"They held a pre-emptive celebration when the news looked good. (Haber iyi görününce sonuç kesin olmamasına rağmen erkenden kutlama yaptılar.)"

Çevirmek için tıkla

pre-emptive

adjectiveerkenden yapılan, önleyici

"They held a pre-emptive celebration when the news looked good. (Haber iyi görününce sonuç kesin olmamasına rağmen erkenden kutlama yaptılar.)"

A2

field

noun

"The farmer was working in the field. (Çiftçi tarlada çalışıyordu.)"

Çevirmek için tıkla

field

nounTarla.

"The farmer was working in the field. (Çiftçi tarlada çalışıyordu.)"

nounAlan.

"She is an expert in the field of physics. (Fizik alanında bir uzmandır.)"

nounSaha.

"The players ran onto the field. (Oyuncular sahaya koştu.)"

A1

person

noun

"There was one person at the bus stop. (Otobüs durağında bir kişi vardı.)"

Çevirmek için tıkla

person

nounkişi

"There was one person at the bus stop. (Otobüs durağında bir kişi vardı.)"

A2

safe

adjective

"This car is safe. (Bu araba güvenli.)"

Çevirmek için tıkla

safe

adjectiveGüvenli.

"This car is safe. (Bu araba güvenli.)"

nounKasa

"She put the money in the safe. (O parayı kasaya koydu.)"

A2

receive

verb

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Çevirmek için tıkla

receive

verbAlmak.

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Fiil Halleri

V1receive
V2received
V3received
INGreceiving
A1

dog

noun

"The dog barked loudly. (Köpek yüksek sesle havladı.)"

Çevirmek için tıkla

dog

nounEvcil köpek; (hakaret) kaba kişi

"The dog barked loudly. (Köpek yüksek sesle havladı.)"

verbTakip etmek.

"Reporters dogged the actor after the scandal. (Skandalın ardından muhabirler aktörün peşinden ayrılmadı.)"

Fiil Halleri

V1dog
V2dogged
V3dogged
INGdogging