Kütüphaneye Dön
How to Train Your Dragon: Homecoming
MOVIEENOrta8.0

How to Train Your Dragon: Homecoming

It's been ten years since the dragons moved to the Hidden World, and even though Toothless doesn't live in New Berk anymore, Hiccup continues the holiday traditions he once shared with his best friend. But the Vikings of New Berk were beginning to forget about their friendship with dragons. Hiccup, Astrid, and Gobber know just what to do to keep the dragons in the villagers' hearts. And across the sea, the dragons have a plan of their own...

479

Farklı kelimeler

16.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

479 kelime
A1

friday

proper noun

"We have a meeting on Friday. (Cuma günü bir toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

friday

proper nounHaftanın beşinci günü; Cuma.

"We have a meeting on Friday. (Cuma günü bir toplantımız var.)"

B1

hunt

verb

"They hunt deer in the forest. (Onlar ormanda geyik avlar.)"

Çevirmek için tıkla

hunt

verbavlamak

"They hunt deer in the forest. (Onlar ormanda geyik avlar.)"

verbBir şeyi bulmak için aramak.

"She is hunting for her keys. (O anahtarlarını arıyor.)"

nounHayvanları avlama etkinliği veya işi.

"Hunting is popular in some rural areas. (Bazı kırsal bölgelerde hayvan avlamak popülerdir.)"

nounBir şeyi bulmak için yapılan arama.

"Their hunt for the missing papers lasted a week. (Kayıp belgeleri bulma aramaları bir hafta sürdü.)"

Fiil Halleri

V1hunt
V2hunted
V3hunted
INGhunting

Deyimler / Öbekler

hunt down
Birini veya bir şeyi izleyip yakalayıp ele geçirmek.

"Police hunted down the suspect. (Polis şüpheliyi izleyip yakaladı.)"

hunt for
Bir şeyi aramak.

"I'm hunting for a new apartment. (Yeni bir daire arıyorum.)"

A2

cheers

interjection

"They all shouted, 'Cheers!'' (Hepsi 'Şerefe!' diye bağırdı.)"

Çevirmek için tıkla

cheers

interjectionŞerefe!

"They all shouted, 'Cheers!'' (Hepsi 'Şerefe!' diye bağırdı.)"

interjectionteşekkürler

"Cheers for your help. (Yardımın için teşekkürler.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

A2

weak

adjective

"She felt weak after the long walk. (Uzun yürüyüşten sonra kendini güçsüz hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

weak

adjectivegüçsüz

"She felt weak after the long walk. (Uzun yürüyüşten sonra kendini güçsüz hissetti.)"

adjectivezayıf

"His excuse was weak. (Onun bahanesi zayıftı.)"

adjectiveİradesiz, iradesi zayıf.

"I couldn't say no to the cake; I'm weak. (Pastaya hayır diyemedim; iradem zayıf.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

B2

chief

noun

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

Çevirmek için tıkla

chief

nounlider

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

adjectiveEn önemli; esas olan.

"The chief reason is the high cost. (En önemli neden yüksek maliyettir.)"

A1

outside

adverb

"The children are playing outside. (Çocuklar dışarıda oynuyor.)"

Çevirmek için tıkla

outside

adverbİçeride değil; açık havada.

"The children are playing outside. (Çocuklar dışarıda oynuyor.)"

prepositionBir şeyin dış tarafında; içine değil.

"There is a cat outside the house. (Evin dışında bir kedi var.)"

adjectiveBir şeyin dış kısmına ait; dıştaki.

"The outside wall is blue. (Dış duvar mavi.)"

B2

cog

noun

"The machine's cogs turned smoothly. (Makinenin dişlileri düzgün döndü.)"

Çevirmek için tıkla

cog

noundişli

"The machine's cogs turned smoothly. (Makinenin dişlileri düzgün döndü.)"

nounsistemin küçük ama gerekli parçası

"She is an integral cog in the organization. (O, organizasyonun küçük ama gerekli bir parçasıdır.)"

A1

pound

noun

"This bag weighs five pounds. (Bu çanta beş libre ağırlığında.)"

Çevirmek için tıkla

pound

nounLibre; ağırlık ölçüsü.

"This bag weighs five pounds. (Bu çanta beş libre ağırlığında.)"

nounSterlin; Birleşik Krallık para birimi.

"I paid two pounds for the coffee. (Kahve için iki sterlin ödedim.)"

verbSertçe ve tekrar tekrar vurmak.

"He pounded on the door. (Kapıya sertçe vurdu.)"

verbDövmek, ezmek.

"She pounded the garlic with a spoon. (Sarımsağı kaşıkla dövdü.)"

Fiil Halleri

V1pound
V2pounded
V3pounded
INGpounding
B1

truth

noun

"She always tells the truth. (O her zaman doğruyu söyler.)"

Çevirmek için tıkla

truth

nounGerçek; doğru olan şey.

"She always tells the truth. (O her zaman doğruyu söyler.)"

A1

fantastic

adjective

"The movie was fantastic. (Film çok iyiydi.)"

Çevirmek için tıkla

fantastic

adjectiveÇok iyi; hayranlık uyandıran.

"The movie was fantastic. (Film çok iyiydi.)"

adjectiveGerçek olmayan, hayal ürünü.

"He told a fantastic story about dragons. (O, ejderhalar hakkında gerçek olmayan bir hikâye anlattı.)"

A2

human

noun

"Humans need water to live. (İnsanların yaşamak için suya ihtiyacı vardır.)"

Çevirmek için tıkla

human

nounİnsan, insanlık

"Humans need water to live. (İnsanların yaşamak için suya ihtiyacı vardır.)"

adjectiveİnsani, insancıl

"It's human to make mistakes. (Hata yapmak insana özgüdür.)"

B2

gist

noun

"I didn't follow every detail, but I got the gist of the argument. (Her ayrıntıyı takip etmedim ama tartışmanın ana fikrini anladım.)"

Çevirmek için tıkla

gist

nounAna fikir

"I didn't follow every detail, but I got the gist of the argument. (Her ayrıntıyı takip etmedim ama tartışmanın ana fikrini anladım.)"

A1

who

pronoun

"Who is that? (O kim?)"

Çevirmek için tıkla

who

pronounKim.

"Who is that? (O kim?)"

pronounilgi zamiri

"The woman who called is my sister. (Telefon eden kadın benim kız kardeşim.)"

pronoun…-en kişi.

"She is the friend who helped me. (O, bana yardım eden arkadaş.)"

C1

apparatus

noun

"The laboratory apparatus was sterilized before the experiment. (Deneyden önce laboratuvardaki alet takımı steril edildi.)"

Çevirmek için tıkla

apparatus

nounAlet takımı.

"The laboratory apparatus was sterilized before the experiment. (Deneyden önce laboratuvardaki alet takımı steril edildi.)"

nounÖrgüt.

"The party's apparatus organized the campaign. (Partinin örgütü kampanyayı düzenledi.)"

C1

liberty

noun

"The citizens fought for their liberty. (Vatandaşlar özgürlükleri için savaştı.)"

Çevirmek için tıkla

liberty

nounÖzgürlük.

"The citizens fought for their liberty. (Vatandaşlar özgürlükleri için savaştı.)"

nounRahat davranma (izinsiz).

"I took the liberty of adjusting the schedule. (Programı izin almadan değiştirdim.)"

A1

why

adverb

"Why are you late? (Neden geç kaldın?)"

Çevirmek için tıkla

why

adverbNeden.

"Why are you late? (Neden geç kaldın?)"

adverbBu yüzden

"He was tired, that's why he slept early. (O yorgundu, bu yüzden erken yattı.)"

A2

alone

adjective

"She was alone in the house. (Evde yalnızdı.)"

Çevirmek için tıkla

alone

adjectiveYanında başka kimse olmadan, tek başına.

"She was alone in the house. (Evde yalnızdı.)"

adverbYardım almadan, kendi başına.

"I can finish this project alone. (Bu projeyi tek başıma bitirebilirim.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
A1

nothing

pronoun

"There is nothing in the box. (Kutunun içinde hiçbir şey yok.)"

Çevirmek için tıkla

nothing

pronounHerhangi bir şeyin olmaması; hiçbir şey.

"There is nothing in the box. (Kutunun içinde hiçbir şey yok.)"

pronounÖnemsiz veya değersiz şey; sorun olmayan şey.

"The small mistake was nothing to worry about. (Küçük hata endişelenecek bir şey değildi.)"

B2

testing

noun

"Testing of the new software will begin next week. (Yeni yazılımın testi gelecek hafta başlayacak.)"

Çevirmek için tıkla

testing

nountest

"Testing of the new software will begin next week. (Yeni yazılımın testi gelecek hafta başlayacak.)"

adjectiveZor ve zorlayıcı; dayanıklılığı sınayan.

"It was a testing time for the whole family. (Tüm aile için zorlu bir dönemdi.)"

A1

lunch

noun

"What's for lunch today? (Bugün öğle yemeğinde ne var?)"

Çevirmek için tıkla

lunch

nounÖğle yemeği.

"What's for lunch today? (Bugün öğle yemeğinde ne var?)"

verbÖğle yemeği yemek.

"We lunched at a small cafe. (Küçük bir kafede öğle yemeği yedik.)"

Fiil Halleri

V1lunch
V2lunched
V3lunched
INGlunching
A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A2

system

noun

"The heating system is broken. (Isıtma sistemi bozuk.)"

Çevirmek için tıkla

system

nounsistem

"The heating system is broken. (Isıtma sistemi bozuk.)"

nounDüzen.

"Our school has a new system for borrowing books. (Okulumuzun kitap ödünç alma için yeni bir düzeni var.)"

A1

should

modal verb

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

Çevirmek için tıkla

should

modal verb-meli/-malı

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

modal verb…-meliydi; yapılması beklenirdi.

"I should have called earlier. (Daha önce aramalıydım.)"

A2

fear

noun

"She felt a sudden fear. (O, aniden bir korku hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

fear

nounKorku

"She felt a sudden fear. (O, aniden bir korku hissetti.)"

verbKorkmak.

"Children often fear the dark. (Çocuklar çoğunlukla karanlıktan korkar.)"

verbEndişe duymak.

"I fear we are too late. (Korkarım çok geç kaldık.)"

Fiil Halleri

V1fear
V2feared
V3feared
INGfearing

Deyimler / Öbekler

fear for
Birinin ya da bir şeyin güvenliği veya durumu için endişe duymak.

"They feared for the hostages' safety. (Onlar rehinedeki kişilerin güvenliği için endişe ettiler.)"

A1

other

adjective

"Do you have any other questions? (Başka soruların var mı?)"

Çevirmek için tıkla

other

adjectivediğer, başka

"Do you have any other questions? (Başka soruların var mı?)"

pronoundiğeri, başkası

"Some children are playing, and others are reading. (Bazı çocuklar oynuyor, diğerleri ise kitap okuyor.)"

B1

statue

noun

"The city has a famous statue in the square. (Şehrin meydanında ünlü bir heykel var.)"

Çevirmek için tıkla

statue

nounHeykel

"The city has a famous statue in the square. (Şehrin meydanında ünlü bir heykel var.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
A1

visit

noun

"Our visit to my grandmother's house was nice. (Büyükannemin evine yaptığımız ziyaret güzeldi.)"

Çevirmek için tıkla

visit

nounZiyaret.

"Our visit to my grandmother's house was nice. (Büyükannemin evine yaptığımız ziyaret güzeldi.)"

verbZiyaret etmek.

"We visited Rome last summer. (Geçen yaz Roma'yı ziyaret ettik.)"

Fiil Halleri

V1visit
V2visited
V3visited
INGvisiting
B1

pot

noun

"She boiled the soup in a big pot. (Çorbayı büyük bir tencerede kaynattı.)"

Çevirmek için tıkla

pot

nountencere

"She boiled the soup in a big pot. (Çorbayı büyük bir tencerede kaynattı.)"

nounsaksı

"I bought a new pot for the plant. (Bitki için yeni bir saksı aldım.)"

A1

bring

verb

"Bring your homework tomorrow. (Yarın ödevini getir.)"

Çevirmek için tıkla

bring

verbBir şeyi yanında taşımak, getirmek.

"Bring your homework tomorrow. (Yarın ödevini getir.)"

Fiil Halleri

V1bring
V2brought
V3brought
INGbringing

Deyimler / Öbekler

bring up
Yetiştirmek; bir konuyu gündeme getirmek.

"She brought up her children alone. (Çocuklarını yalnız yetiştirdi.)"

bring about
Neden olmak, yol açmak.

"The rain brought about flooding. (Yağmur sele neden oldu.)"

A2

herself

pronoun

"She hurt herself. (O, kendini yaraladı.)"

Çevirmek için tıkla

herself

pronounKendini

"She hurt herself. (O, kendini yaraladı.)"

pronounKendisi (bizzat)

"She cooked dinner herself. (Akşam yemeğini kendisi yaptı.)"

B1

honest

adjective

"She is a very honest person. (O, çok dürüst bir insandır.)"

Çevirmek için tıkla

honest

adjectivedürüst

"She is a very honest person. (O, çok dürüst bir insandır.)"

B1

giant

noun

"The giant in the story knocked down the house. (Hikâyedeki dev evi devirdi.)"

Çevirmek için tıkla

giant

nounDev

"The giant in the story knocked down the house. (Hikâyedeki dev evi devirdi.)"

adjectiveNormalden çok daha büyük.

"They saw a giant wave at the beach. (Sahilde çok büyük bir dalga gördüler.)"

A1

can

modal

"She can swim. (O yüzebilir.)"

Çevirmek için tıkla

can

modalYapabilmek.

"She can swim. (O yüzebilir.)"

modalİzin istemek/vermeyi belirtir.

"Can I open the window? (Pencereyi açabilir miyim?)"

nounKutu.

"I have a can of soda. (Bir kutu gazozum var.)"

A1

sure

adjective

"Are you sure you locked the door? (Kapıyı kilitlediğinden emin misin?)"

Çevirmek için tıkla

sure

adjectiveEmin.

"Are you sure you locked the door? (Kapıyı kilitlediğinden emin misin?)"

adverbKesinlikle, şüphesiz.

"Sure, I can help you with that. (Elbette, o konuda sana yardım edebilirim.)"

interjectionTabii, elbette.

"Sure, I can help you tomorrow. (Tabii, yarın sana yardım edebilirim.)"

B1

friendship

noun

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

Çevirmek için tıkla

friendship

nounarkadaşlık

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

A2

ah

interjection

"Ah, what a beautiful view! (Ah, ne güzel bir manzara!)"

Çevirmek için tıkla

ah

interjectionSevinç, şaşkınlık veya hayranlık anlatan ünlem.

"Ah, what a beautiful view! (Ah, ne güzel bir manzara!)"

interjectionÜzüntü, acı veya özlem anlatan ünlem.

"Ah, I miss my old home. (Ah, eski evimi özlüyorum.)"

interjectionAnlama, fark etme veya şaşkınlık anlatan ünlem.

"Ah, now I understand what you mean. (Ah, şimdi ne demek istediğini anlıyorum.)"

B2

ancestor

noun

"My ancestors came from Italy. (Atalarım İtalya'dan gelmiş.)"

Çevirmek için tıkla

ancestor

nounAta

"My ancestors came from Italy. (Atalarım İtalya'dan gelmiş.)"

nounOrtak ata.

"Humans share a common ancestor with chimpanzees. (İnsanlar şempanzelerle ortak bir ataya sahiptir.)"

A1

man

noun

"A man walked into the room. (Bir adam odaya girdi.)"

Çevirmek için tıkla

man

nounYetişkin erkek insan.

"A man walked into the room. (Bir adam odaya girdi.)"

nounGenel olarak insan, insanoğlu.

"Man has explored the moon. (İnsanoğlu Ay'ı keşfetti.)"

verbGörev yapmak, işletmek.

"Volunteers will man the information desk. (Gönüllüler bilgi masasında görev alacak.)"

interjectionŞaşkınlık, öfke veya vurgu belirtir.

"Man, that was a difficult test! (Yahu, bu zor bir sınavdı!)"

Fiil Halleri

V1man
V2manned
V3manned
INGmanning

Deyimler / Öbekler

man up
Cesaretini toplamak; daha cesur davranmak.

"He needs to man up and tell the truth. (Cesaretini toplayıp gerçeği söylemeli.)"

A1

stand

noun

"I bought it at the market stand. (Onu pazardaki tezgâhtan aldım.)"

Çevirmek için tıkla

stand

nounTezgâh

"I bought it at the market stand. (Onu pazardaki tezgâhtan aldım.)"

nounTutum

"She took a stand on the issue. (O, konu hakkında net bir tutum aldı.)"

verbAyakta durmak.

"Stand up when she enters. (O girdiğinde ayağa kalk.)"

verbKatlanmak, tahammül etmek.

"I can't stand the noise. (Görültüye dayanamıyorum.)"

Fiil Halleri

V1stand
V2stood
V3stood
INGstanding

Deyimler / Öbekler

stand out
Öne çıkmak, dikkat çekmek.

"Her red coat made her stand out. (Kırmızı paltosu onu öne çıkardı.)"

stand up for
Savunmak, korumak.

"Stand up for your rights. (Haklarını savun.)"

B2

panic

noun

"There was panic in the crowd when the lights went out. (Işıklar söndüğünde kalabalıkta panik yaşandı.)"

Çevirmek için tıkla

panic

nounpanik

"There was panic in the crowd when the lights went out. (Işıklar söndüğünde kalabalıkta panik yaşandı.)"

verbpaniklemek

"Don't panic; think calmly and make a plan. (Panik yapma; sakin düşün ve bir plan yap.)"

Fiil Halleri

V1panic
V2panicked
V3panicked
INGpanicking

Deyimler / Öbekler

panic about
Bir şey yüzünden aşırı endişe veya korku duymak.

"She panicked about the interview. (O, mülakat yüzünden çok panikledi.)"

A1

as

conjunction

"She is as tall as her brother. (O, kardeşi kadar uzundur.)"

Çevirmek için tıkla

as

conjunctionkadar

"She is as tall as her brother. (O, kardeşi kadar uzundur.)"

conjunctionçünkü

"As it was raining, we stayed home. (Yağmur yağdığı için evde kaldık.)"

prepositionolarak

"He works as a teacher. (O, öğretmen olarak çalışıyor.)"

conjunction-iken, sırasında.

"As I walked home, the rain started. (Eve yürürken yağmur başladı.)"

A1

at

preposition

"She is waiting at the bus stop. (Otobüs durağında bekliyor.)"

Çevirmek için tıkla

at

preposition-de/-da (yer)

"She is waiting at the bus stop. (Otobüs durağında bekliyor.)"

preposition-de/-da (zaman)

"The meeting starts at 10 AM. (Toplantı sabah 10'da başlıyor.)"

preposition-e/-a

"He threw the stone at the window. (Taşı pencereye attı.)"

prepositionBir etkinlikte, durumda veya düzeyde.

"He is good at remembering names. (İsimleri hatırlama konusunda iyidir.)"

A1

may

verb

"It may rain today. (Bugün yağmur yağabilir.)"

Çevirmek için tıkla

may

verb-ebilir, -abilir; olasılık bildirir

"It may rain today. (Bugün yağmur yağabilir.)"

verbizin istemek veya vermek

"May I come in? (İçeri girebilir miyim?)"

nounMayıs

"My birthday is in May. (Doğum günüm mayıs ayında.)"

Fiil Halleri

V1may
V2might
V3may (past participle yok)
INGmay (-ing biçimi yok)
C1

pageant

noun

"I want to enter her in a baby pageant. (Onu bir bebek güzellik yarışmasına kaydettirmek istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

pageant

noungüzellik yarışması

"I want to enter her in a baby pageant. (Onu bir bebek güzellik yarışmasına kaydettirmek istiyorum.)"

nountarihi gösteri

"The town holds a historical pageant every summer. (Kasaba her yaz tarihi olayları canlandıran bir gösteri düzenliyor.)"

A1

last

adjective

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

Çevirmek için tıkla

last

adjectiveSon.

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

adjectiveZamanda hemen önceki; geçen.

"I saw her last week. (Onu geçen hafta gördüm.)"

adverbEn son.

"She arrived last. (O en son geldi.)"

verbsürmek

"The film lasted two hours. (Film iki saat sürdü.)"

Fiil Halleri

V1last
V2lasted
V3lasted
INGlasting
A1

really

adverb

"I really like this song. (Bu şarkıyı gerçekten seviyorum.)"

Çevirmek için tıkla

really

adverbGerçekten, hakikaten.

"I really like this song. (Bu şarkıyı gerçekten seviyorum.)"

adverbÇok; bir sıfatı güçlendirmek için kullanılır.

"She is really happy today. (O bugün çok mutlu.)"