Kütüphaneye Dön
Ford v Ferrari
MOVIEENZor8.0

Ford v Ferrari

American car designer Carroll Shelby and the British-born driver Ken Miles work together to battle corporate interference, the laws of physics, and their own personal demons to build a revolutionary race car for Ford Motor Company and take on the dominating race cars of Enzo Ferrari at the 24 Hours of Le Mans in France in 1966.

1.308

Farklı kelimeler

16.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1308 kelime
A1

start

noun

"The race had a fast start. (Yarış hızlı bir başlangıç yaptı.)"

Çevirmek için tıkla

start

nounBir şeyin başladığı an veya nokta.

"The race had a fast start. (Yarış hızlı bir başlangıç yaptı.)"

verbBir şeye başlamak.

"The meeting starts at 9. (Toplantı 9'da başlıyor.)"

Fiil Halleri

V1start
V2started
V3started
INGstarting

Deyimler / Öbekler

start over
Yeniden başlamak.

"Let's start over from the beginning. (Baştan başlayalım.)"

B2

comfort

noun

"After the long trip she felt comfort. (Uzun yolculuktan sonra rahat hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

comfort

nounRahatlık.

"After the long trip she felt comfort. (Uzun yolculuktan sonra rahat hissetti.)"

nounTeselli.

"He found comfort in his friend's words. (Arkadaşının sözlerinde teselli buldu.)"

verbTeselli etmek; rahatlatmak.

"She comforted the child who was crying. (O ağlayan çocuğu teselli etti.)"

Fiil Halleri

V1comfort
V2comforted
V3comforted
INGcomforting
A1

pair

noun

"I bought a new pair of shoes. (Yeni bir çift ayakkabı aldım.)"

Çevirmek için tıkla

pair

nounÇift.

"I bought a new pair of shoes. (Yeni bir çift ayakkabı aldım.)"

verbEşleştirmek.

"You should pair red wine with meat. (Kırmızı şarabı etle eşleştirmelisin.)"

Fiil Halleri

V1pair
V2paired
V3paired
INGpairing
A2

joke

noun

"He told a joke and everyone laughed. (O bir şaka anlattı ve herkes güldü.)"

Çevirmek için tıkla

joke

nounŞaka.

"He told a joke and everyone laughed. (O bir şaka anlattı ve herkes güldü.)"

verbŞaka yapmak.

"She jokes to make her friends laugh. (O, arkadaşlarını güldürmek için şaka yapar.)"

Fiil Halleri

V1joke
V2joked
V3joked
INGjoking

Deyimler / Öbekler

joke around
Ciddi olmadan, eğlenmek için şaka yapmak.

"The students joked around in the playground. (Öğrenciler oyun alanında şakalaştı.)"

joke about
Belirli bir konu hakkında şaka yapmak.

"Don't joke about other people's problems. (Başkalarının sorunları hakkında şaka yapma.)"

A2

manage

verb

"She manages a large team. (Büyük bir ekibi yönetiyor.)"

Çevirmek için tıkla

manage

verbBir grubu ya da süreci yönetmek.

"She manages a large team. (Büyük bir ekibi yönetiyor.)"

verbGüçlükle de olsa başarmak.

"I managed to finish on time. (Zamanında bitirmeyi başardım.)"

Fiil Halleri

V1manage
V2managed
V3managed
INGmanaging
B2

disqualify

verb

"The referee disqualified the runner for stepping off the track. (Hakem, pistten çıkması nedeniyle koşucuyu yarışmadan çıkardı.)"

Çevirmek için tıkla

disqualify

verbdiskalifiye etmek

"The referee disqualified the runner for stepping off the track. (Hakem, pistten çıkması nedeniyle koşucuyu yarışmadan çıkardı.)"

verbuygunluktan çıkarmak

"False information on the form disqualified her from the hiring process. (Formdaki yanlış bilgiler, onun işe alım sürecinden elenmesine neden oldu.)"

Fiil Halleri

V1disqualify
V2disqualified
V3disqualified
INGdisqualifying
B2

corporate

adjective

"The company has a strong corporate culture. (Şirketin güçlü bir kurum kültürü var.)"

Çevirmek için tıkla

corporate

adjectiveŞirketle ilgili, şirkete ait; kurumsal.

"The company has a strong corporate culture. (Şirketin güçlü bir kurum kültürü var.)"

A1

short

adjective

"She has short hair. (Onun kısa saçları var.)"

Çevirmek için tıkla

short

adjectiveKısa.

"She has short hair. (Onun kısa saçları var.)"

adjectiveZaman olarak az süren.

"The meeting was short. (Toplantı kısaydı.)"

A2

journalist

noun

"The journalist wrote a report about the election. (Gazeteci seçim hakkında bir haber yazdı.)"

Çevirmek için tıkla

journalist

noungazeteci

"The journalist wrote a report about the election. (Gazeteci seçim hakkında bir haber yazdı.)"

A1

report

noun

"She read the school report. (O, okul raporunu okudu.)"

Çevirmek için tıkla

report

nounRapor

"She read the school report. (O, okul raporunu okudu.)"

verbBildirmek.

"She reported the incident to the police. (Olayı polise bildirdi.)"

Fiil Halleri

V1report
V2reported
V3reported
INGreporting
A1

married

adjective

"They have been married for ten years. (On yıldır evliler.)"

Çevirmek için tıkla

married

adjectiveEvli; eşi olan.

"They have been married for ten years. (On yıldır evliler.)"

adjectiveEvlilikle ilgili.

"Married life suits him well. (Evlilik hayatı ona çok yakışıyor.)"

A1

much

determiner

"There isn't much water left. (Pek fazla su kalmadı.)"

Çevirmek için tıkla

much

determinerÇok (sayılamayan)

"There isn't much water left. (Pek fazla su kalmadı.)"

adverbÇok.

"This is much better. (Bu çok daha iyi.)"

pronounBüyük miktar; çok şey.

"Much has changed since last year. (Geçen yıldan beri çok şey değişti.)"

A2

wind

noun

"The wind is very strong today. (Bugün rüzgâr çok güçlü.)"

Çevirmek için tıkla

wind

nounRüzgâr.

"The wind is very strong today. (Bugün rüzgâr çok güçlü.)"

verbSarmak.

"She wound the wool around the ball. (Yünü topun etrafına sardı.)"

verbÇevirmek.

"Please wind the clock. (Lütfen saati kur.)"

Fiil Halleri

V1wind
V2wound
V3wound
INGwinding

Deyimler / Öbekler

wind up
Bitirmek; sona erdirmek.

"The meeting wound up at five o'clock. (Toplantı saat beşte sona erdi.)"

wind down
Yavaş yavaş sona ermek; sakinleşmek.

"The party began to wind down after midnight. (Parti gece yarısından sonra yavaş yavaş sona ermeye başladı.)"

A1

three

number

"I have three apples. (Üç elmam var.)"

Çevirmek için tıkla

three

numberÜç.

"I have three apples. (Üç elmam var.)"

A2

sign

noun

"Look at the sign on the door. (Kapıdaki levhaya bak.)"

Çevirmek için tıkla

sign

nounTabela.

"Look at the sign on the door. (Kapıdaki levhaya bak.)"

nounBelirti.

"Coughing can be a sign of a cold. (Öksürük soğuk algınlığının bir işareti olabilir.)"

verbBir belgeye imza atmak.

"Sign the contract. (Sözleşmeyi imzala.)"

nounLevha, işaret.

"There's a sign on the wall. (Duvarda bir levha var.)"

verbSözleşmeyle işe almak.

"The club signed a talented young player. (Kulüp yetenekli genç bir oyuncuyla sözleşme imzaladı.)"

Fiil Halleri

V1sign
V2signed
V3signed
INGsigning

Deyimler / Öbekler

sign up
Kayıt olmak, üye olmak.

"Sign up for the newsletter. (Bültene kaydol.)"

A1

climb

verb

"She likes to climb trees. (O, ağaçlara tırmanmayı sever.)"

Çevirmek için tıkla

climb

verbYukarı doğru tırmanmak veya çıkmak.

"She likes to climb trees. (O, ağaçlara tırmanmayı sever.)"

nounTırmanış.

"The climb to the top was hard. (Zirveye tırmanmak zordu.)"

Fiil Halleri

V1climb
V2climbed
V3climbed
INGclimbing

Deyimler / Öbekler

climb up
Yukarı doğru tırmanmak.

"He climbed up the ladder. (O, merdivenden yukarı tırmandı.)"

climb down
Aşağı doğru inmek veya geri adım atmak.

"She climbed down the tree carefully. (O, dikkatlice ağaçtan aşağı indi.)"

C1

angel

noun

"Many people believe that angels watch over us. (Birçok insan meleklerin bizi koruduğuna inanıyor.)"

Çevirmek için tıkla

angel

nounMelek

"Many people believe that angels watch over us. (Birçok insan meleklerin bizi koruduğuna inanıyor.)"

nounmelek gibi kişi

"She was an angel to me when I was sick. (Ben hasta olduğumda o bana adeta bir melek gibiydi.)"

A1

office

noun

"She works in the office. (O ofiste çalışıyor.)"

Çevirmek için tıkla

office

nounİnsanların çalıştığı oda veya bina.

"She works in the office. (O ofiste çalışıyor.)"

nounGörev.

"He was elected to office. (O göreve seçildi.)"

A2

season

noun

"Spring is my favorite season. (İlkbahar en sevdiğim mevsimdir.)"

Çevirmek için tıkla

season

nounMevsim.

"Spring is my favorite season. (İlkbahar en sevdiğim mevsimdir.)"

nounDönem, sezon.

"The football season starts in September. (Futbol sezonu eylülde başlar.)"

verbYemeğe tuz veya baharat eklemek.

"Season the soup with salt. (Çorbaya tuz ekle.)"

Fiil Halleri

V1season
V2seasoned
V3seasoned
INGseasoning
B2

stroll

verb

"They strolled through the park. (Parkta rahatça yürüdüler.)"

Çevirmek için tıkla

stroll

verbrahat ve yavaş yürümek

"They strolled through the park. (Parkta rahatça yürüdüler.)"

nounkısa ve rahat yürüyüş

"We went for a stroll after dinner. (Yemekten sonra kısa bir yürüyüşe çıktık.)"

Fiil Halleri

V1stroll
V2strolled
V3strolled
INGstrolling

Deyimler / Öbekler

stroll along
bir yer boyunca rahatça yürümek

"They strolled along the river. (Nehir boyunca rahatça yürüdüler.)"

stroll around
etrafta amaçsız dolaşmak

"She strolled around the market. (Pazarda etrafta amaçsız dolaştı.)"

B1

payment

noun

"She made a payment for the new phone. (Yeni telefon için ödeme yaptı.)"

Çevirmek için tıkla

payment

nounÖdeme.

"She made a payment for the new phone. (Yeni telefon için ödeme yaptı.)"

nounBorç ödemesi.

"The payment for the electricity bill is due tomorrow. (Elektrik faturası ödemesi yarın yapılacak.)"

A1

high

adjective

"The mountain is very high. (Dağ çok yüksek.)"

Çevirmek için tıkla

high

adjectiveYüksek.

"The mountain is very high. (Dağ çok yüksek.)"

adverbYukarı.

"She can jump high. (O yükseğe zıplayabilir.)"

adjective(high school) Lise.

"My sister starts high school next year. (Kız kardeşim gelecek yıl liseye başlayacak.)"

B1

ahead

adverb

"She walked ahead of me. (O benim önümde yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

ahead

adverbönde

"She walked ahead of me. (O benim önümde yürüdü.)"

adverbönceden

"You should plan ahead. (İşleri önceden planlamalısın.)"

A2

anybody

pronoun

"Does anybody know the answer? (Kimse cevabı biliyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

anybody

pronounHerhangi biri, kimse.

"Does anybody know the answer? (Kimse cevabı biliyor mu?)"

A1

son

noun

"My son likes to play football. (Benim oğlum futbol oynamayı sever.)"

Çevirmek için tıkla

son

nounBir anne ve babanın erkek çocuğu.

"My son likes to play football. (Benim oğlum futbol oynamayı sever.)"

A1

different

adjective

"These two apples are different. (Bu iki elma aynı değil.)"

Çevirmek için tıkla

different

adjectiveaynı olmayan

"These two apples are different. (Bu iki elma aynı değil.)"

adjectiveçeşitli, birden fazla türde

"She has different shirts. (Onun çeşitli gömlekleri var.)"

B2

freight

noun

"The freight arrived at the port. (Yük limana ulaştı.)"

Çevirmek için tıkla

freight

nounYük

"The freight arrived at the port. (Yük limana ulaştı.)"

nounTaşıma ücreti

"We paid the freight for the shipment. (Sevkiyat için taşıma ücretini ödedik.)"

verbTaşımak

"The company freights goods by sea. (Şirket malları deniz yoluyla taşır.)"

Fiil Halleri

V1freight
V2freighted
V3freighted
INGfreighting
B2

committee

noun

"The committee will meet next week to discuss the budget. (Komite gelecek hafta bütçeyi tartışmak için toplanacak.)"

Çevirmek için tıkla

committee

nounKomite

"The committee will meet next week to discuss the budget. (Komite gelecek hafta bütçeyi tartışmak için toplanacak.)"

A2

destroy

verb

"The fire destroyed the old house. (Yangın eski evi tamamen yok etti.)"

Çevirmek için tıkla

destroy

verbBir şeyi tamamen bozmak veya yok etmek.

"The fire destroyed the old house. (Yangın eski evi tamamen yok etti.)"

verbBir şeyi kullanılamaz hale getirmek.

"The storm destroyed the bridge. (Fırtına köprüyü kullanılamaz hale getirdi.)"

Fiil Halleri

V1destroy
V2destroyed
V3destroyed
INGdestroying
A2

creative

adjective

"She is very creative and always finds new solutions. (O çok yaratıcıdır ve her zaman yeni çözümler bulur.)"

Çevirmek için tıkla

creative

adjectiveYaratıcı.

"She is very creative and always finds new solutions. (O çok yaratıcıdır ve her zaman yeni çözümler bulur.)"

A1

birthday

noun

"My birthday is in May. (Doğum günüm Mayıs'ta.)"

Çevirmek için tıkla

birthday

nounDoğum günü.

"My birthday is in May. (Doğum günüm Mayıs'ta.)"

A1

photograph

noun

"She showed me a photograph of her dog. (Bana köpeğinin bir fotoğrafını gösterdi.)"

Çevirmek için tıkla

photograph

nounKamerayla çekilen resim.

"She showed me a photograph of her dog. (Bana köpeğinin bir fotoğrafını gösterdi.)"

verbFotoğrafını çekmek.

"He photographed the old building. (Eski binanın fotoğrafını çekti.)"

Fiil Halleri

V1photograph
V2photographed
V3photographed
INGphotographing
A1

behind

preposition

"The cat is hiding behind the curtain. (Kedi perdenin arkasında saklanıyor.)"

Çevirmek için tıkla

behind

prepositionArkasında.

"The cat is hiding behind the curtain. (Kedi perdenin arkasında saklanıyor.)"

adverbGeride.

"I am behind with my work. (İşimde geride kaldım.)"

A1

box

noun

"She put her old letters in a small wooden box. (Eski mektuplarını küçük bir ahşap kutuya koydu.)"

Çevirmek için tıkla

box

nounKutu

"She put her old letters in a small wooden box. (Eski mektuplarını küçük bir ahşap kutuya koydu.)"

verbBir spor olarak boks yapmak.

"He started to box when he was a teenager. (Gençliğinde boks yapmaya başladı.)"

Fiil Halleri

V1box
V2boxed
V3boxed
INGboxing

Deyimler / Öbekler

box up
Eşyaları taşımak veya saklamak için bir kutuya veya kutulara yerleştirmek.

"We need to box up the books before we move. (Taşınmadan önce kitapları kutulamamız gerekiyor.)"

C1

reliability

noun

"The reliability of this car is well known. (Bu arabanın güvenilirliği iyi bilinir.)"

Çevirmek için tıkla

reliability

noungüvenilirlik

"The reliability of this car is well known. (Bu arabanın güvenilirliği iyi bilinir.)"

A2

god

noun

"The ancient people prayed to many gods. (Eski insanlar birçok tanrıya dua ederdi.)"

Çevirmek için tıkla

god

nounTanrı, ilah.

"The ancient people prayed to many gods. (Eski insanlar birçok tanrıya dua ederdi.)"

nounTek tanrılı dinlerde evrenin yaratıcısı olan yüce varlık.

"They believe that God created the world. (Dünyayı Tanrı'nın yarattığına inanıyorlar.)"

interjectionŞaşkınlık, öfke, korku veya rahatlama belirtisi olarak kullanılır.

"Oh God, I forgot my wallet. (Aman Tanrım, cüzdanımı unuttum.)"

A2

bright

adjective

"The room is bright in the morning. (Oda sabahları aydınlık olur.)"

Çevirmek için tıkla

bright

adjectiveParlak, aydınlık.

"The room is bright in the morning. (Oda sabahları aydınlık olur.)"

adjectiveZeki.

"She is a bright student. (O, zeki bir öğrencidir.)"

A1

boy

noun

"The boy is playing in the park. (Erkek çocuk parkta oynuyor.)"

Çevirmek için tıkla

boy

nounErkek çocuk.

"The boy is playing in the park. (Erkek çocuk parkta oynuyor.)"

interjectionŞaşkınlık, heyecan veya rahatsızlık ifade eden ünlem.

"Boy, that was a difficult exam! (Vay be, bu zor bir sınavdı!)"

A2

yours

pronoun

"This book is yours. (Bu kitap sana ait.)"

Çevirmek için tıkla

yours

pronounSeninki.

"This book is yours. (Bu kitap sana ait.)"

B2

ditch

verb

"Did you ditch him? (Onu terk mi ettin?)"

Çevirmek için tıkla

ditch

verbBirini terk etmek, bırakıp gitmek.

"Did you ditch him? (Onu terk mi ettin?)"

verbBir şeyden kurtulmak, atmak.

"She ditched her old phone. (Eski telefonundan kurtuldu.)"

nounHendek, su kanalı.

"The car fell into a ditch. (Araba hendeğe düştü.)"

Fiil Halleri

V1ditch
V2ditched
V3ditched
INGditching
B1

standard

noun

"The hotel meets European standards. (Otel, Avrupa'da kabul edilen kalite seviyesine uygun.)"

Çevirmek için tıkla

standard

nounStandart.

"The hotel meets European standards. (Otel, Avrupa'da kabul edilen kalite seviyesine uygun.)"

adjectiveStandart.

"We follow the standard procedure for safety. (Güvenlik için genellikle uygulanan yöntemi izliyoruz.)"

A1

lot

noun

"She has a lot of books. (Onun çok kitabı var.)"

Çevirmek için tıkla

lot

nounÇok miktar, bir sürü.

"She has a lot of books. (Onun çok kitabı var.)"

nounArsa, parsel.

"They bought a lot and built a house. (Bir arsa satın alıp bir ev yaptılar.)"

adverbÇok.

"I like this song a lot. (Bu şarkıyı çok seviyorum.)"

C1

harmony

noun

"The two departments worked in harmony to finish the project. (İki bölüm projeyi bitirmek için uyum içinde çalıştı.)"

Çevirmek için tıkla

harmony

nounUyum (ilişkilerde).

"The two departments worked in harmony to finish the project. (İki bölüm projeyi bitirmek için uyum içinde çalıştı.)"

nounUyum (müzik).

"The choir sang in perfect harmony. (Koro mükemmel bir uyum içinde şarkı söyledi.)"

A1

computer

noun

"I use my computer to write emails. (E-postalar yazmak için bilgisayarımı kullanıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

computer

nounBilgisayar.

"I use my computer to write emails. (E-postalar yazmak için bilgisayarımı kullanıyorum.)"

B1

highly

adverb

"She is highly skilled. (O son derece yetenekli.)"

Çevirmek için tıkla

highly

adverbSon derece

"She is highly skilled. (O son derece yetenekli.)"

A1

correct

adjective

"Your answer is correct. (Cevabın doğru.)"

Çevirmek için tıkla

correct

adjectiveDoğru, hatasız.

"Your answer is correct. (Cevabın doğru.)"

adjectiveUygun, düzgün.

"It wouldn't be correct to leave without saying goodbye. (Vedalaşmadan gitmek uygun olmaz.)"

verbDüzeltmek.

"The teacher corrected our homework. (Öğretmen ödevlerimizi düzeltti.)"

Fiil Halleri

V1correct
V2corrected
V3corrected
INGcorrecting
B1

sub

noun

"She is the substitute teacher today. (Bugün o, vekil öğretmendir.)"

Çevirmek için tıkla

sub

nounYedek/vekil

"She is the substitute teacher today. (Bugün o, vekil öğretmendir.)"

nounUzun sandviç

"I bought a sub for lunch. (Öğle yemeği için bir uzun sandviç aldım.)"

verbyerine geçmek

"The coach subbed the injured player. (Antrenör sakatlanan oyuncunun yerine başka birini koydu.)"

Fiil Halleri

V1sub
V2subbed
V3subbed
INGsubbing

Deyimler / Öbekler

sub in
Oyuna veya göreve birini yerine almak.

"They subbed him in at halftime. (Devre arasında onu oyuna aldılar.)"

sub out
Oyundan veya görevden birini çıkarmak ve yerine başkasını koymak.

"They subbed her out in the second half. (İkinci yarıda onu oyundan çıkardılar.)"

A2

chance

noun

"There is a chance of rain today. (Bugün yağmur yağma olasılığı var.)"

Çevirmek için tıkla

chance

nounİhtimal.

"There is a chance of rain today. (Bugün yağmur yağma olasılığı var.)"

nounBir şeyi yapma fırsatı veya imkânı.

"She had a chance to speak to the teacher. (Öğretmenle konuşma fırsatı oldu.)"

B2

dominate

verb

"The company dominates the market. (Şirket piyasaya hâkimdir.)"

Çevirmek için tıkla

dominate

verbEgemen olmak, hâkim olmak.

"The company dominates the market. (Şirket piyasaya hâkimdir.)"

verbtepeden bakmak

"The castle dominates the whole town. (Kale tüm kasabaya tepeden bakıyor.)"

Fiil Halleri

V1dominate
V2dominated
V3dominated
INGdominating
B2

assure

verb

"I assure you that everything will be fine. (Sana her şeyin yolunda olacağını garanti ederim.)"

Çevirmek için tıkla

assure

verbGüvence vermek.

"I assure you that everything will be fine. (Sana her şeyin yolunda olacağını garanti ederim.)"

Fiil Halleri

V1assure
V2assured
V3assured
INGassuring