Kütüphaneye Dön
The Grand Budapest Hotel
MOVIEENZor8.0

The Grand Budapest Hotel

The Grand Budapest Hotel tells of a legendary concierge at a famous European hotel between the wars and his friendship with a young employee who becomes his trusted protégé. The story involves the theft and recovery of a priceless Renaissance painting, the battle for an enormous family fortune and the slow and then sudden upheavals that transformed Europe during the first half of the 20th century.

1.813

Farklı kelimeler

16.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1813 kelime
B2

spotless

adjective

"I'm going to make this place spotless. (Burası tertemiz olacak.)"

Çevirmek için tıkla

spotless

adjectiveTertemiz.

"I'm going to make this place spotless. (Burası tertemiz olacak.)"

adjectiveLekesiz.

"She has a spotless record with the company. (Onun şirkette lekesiz bir sicili var.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

A2

toward

preposition

"She walked toward the station. (O istasyona doğru yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

toward

prepositionDoğru.

"She walked toward the station. (O istasyona doğru yürüdü.)"

prepositionKarşı.

"He was very kind toward the children. (O, çocuklara karşı çok nazikti.)"

B1

victim

noun

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

Çevirmek için tıkla

victim

nounKurban.

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

B2

given

adjective

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

Çevirmek için tıkla

given

adjectivekabul edilmiş

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

nounkabul edilmiş gerçek

"Delays in winter are a given. (Kışın gecikmeler kabul edilmiş bir gerçektir.)"

preposition... göz önüne alındığında

"Given the weather, we stayed inside. (Hava göz önüne alındığında içeride kaldık.)"

verbvermiş

"She had given him the book before she left. (O, gitmeden önce ona kitabı vermişti.)"

Fiil Halleri

V1give
V2gave
V3given
INGgiving
A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

C1

consecutive

adjective

"The team won three consecutive matches. (Takım art arda üç maçı kazandı.)"

Çevirmek için tıkla

consecutive

adjectiveArt arda.

"The team won three consecutive matches. (Takım art arda üç maçı kazandı.)"

B2

conduct

verb

"The team will conduct a survey next month. (Ekip gelecek ay bir anket yapacak.)"

Çevirmek için tıkla

conduct

verbyürütmek

"The team will conduct a survey next month. (Ekip gelecek ay bir anket yapacak.)"

verbdavranmak

"She conducted herself calmly during the crisis. (Kriz sırasında sakin davrandı.)"

nounDavranış.

"His conduct at the meeting surprised everyone. (Toplantıdaki davranışı herkesi şaşırttı.)"

nounYürütülme biçimi.

"The conduct of the negotiations was criticised. (Görüşmelerin yürütülme biçimi eleştirildi.)"

Fiil Halleri

V1conduct
V2conducted
V3conducted
INGconducting
A1

wall

noun

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

Çevirmek için tıkla

wall

nounduvar

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

quietly

adverb

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

Çevirmek için tıkla

quietly

adverbAz ses çıkararak; gürültü yapmadan.

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

adverbGizlice.

"He quietly left the party. (O, partiden gizlice ayrıldı.)"

A2

marry

verb

"They will marry next month. (Onlar gelecek ay evlenecekler.)"

Çevirmek için tıkla

marry

verbEvlenmek.

"They will marry next month. (Onlar gelecek ay evlenecekler.)"

Fiil Halleri

V1marry
V2married
V3married
INGmarrying

Deyimler / Öbekler

marry off
birini (genellikle çocuğunu) evlendirmek

"They married off their daughter when she was nineteen. (Onlar kızlarını on dokuz yaşındayken evlendirdiler.)"

marry into
evlenerek bir ailenin parçası olmak

"He married into a wealthy family. (O, zengin bir ailenin parçası oldu.)"

B1

shoe-shine

noun

"The shoe-shine polished the customer's shoes quickly. (Ayakkabı boyacısı müşterinin ayakkabılarını hızlıca parlattı.)"

Çevirmek için tıkla

shoe-shine

nounayakkabı boyacısı

"The shoe-shine polished the customer's shoes quickly. (Ayakkabı boyacısı müşterinin ayakkabılarını hızlıca parlattı.)"

nounayakkabı parlatma (hizmeti)

"He paid for a shoe-shine before the meeting. (Toplantıdan önce ayakkabı parlatma hizmeti için ödeme yaptı.)"

verbayakkabıyı parlatmak

"Can you shoe-shine these shoes? (Bu ayakkabıları parlatabilir misin?)"

Fiil Halleri

V1shoe-shine
V2shoe-shined
V3shoe-shined
INGshoe-shining
A1

meeting

noun

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

meeting

nountoplantı

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
C2

whence

adverb

""To the vile dust from whence he sprung." (Onun çıktığı aşağılık toprağa.)"

Çevirmek için tıkla

whence

adverbNereden (edebi/eski kullanım)

""To the vile dust from whence he sprung." (Onun çıktığı aşağılık toprağa.)"

C1

lapse

noun

"The mistake was caused by a brief lapse in concentration. (Hata, kısa süreli bir dikkat dağınıklığından kaynaklandı.)"

Çevirmek için tıkla

lapse

nounKısa süreli bir hata veya dikkat dağınıklığı.

"The mistake was caused by a brief lapse in concentration. (Hata, kısa süreli bir dikkat dağınıklığından kaynaklandı.)"

nounİki olay arasında geçen süre veya zaman aralığı.

"After a lapse of several years, they met again. (Aradan birkaç yıl geçtikten sonra yeniden buluştular.)"

verbGeçerliliğini yitirmek veya sona ermek.

"Her membership will lapse if she does not renew it. (Üyeliğini yenilemezse geçerliliğini yitirecek.)"

verbBir duruma ya da alışkanlığa yeniden dönmek.

"He lapsed into silence after hearing the news. (Haberi duyduktan sonra yeniden sessizliğe büründü.)"

Fiil Halleri

V1lapse
V2lapsed
V3lapsed
INGlapsing

Deyimler / Öbekler

lapse into
İstenmeyen bir duruma veya alışkanlığa yeniden kapılmak.

"She lapsed into her old habit of staying up late. (Geç saatlere kadar uyanık kalma eski alışkanlığına yeniden kapıldı.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
A2

recognize

verb

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

Çevirmek için tıkla

recognize

verbTanımak.

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

verbresmen tanımak

"The country was recognized by the United Nations. (Ülke Birleşmiş Milletler tarafından tanındı.)"

verbTakdir etmek, onurlandırmak.

"She was recognized for her work. (Çalışmaları takdir edildi.)"

Fiil Halleri

V1recognize
V2recognized
V3recognized
INGrecognizing
A2

sweat

verb

"I sweat a lot when I run. (Koşunca çok terlerim.)"

Çevirmek için tıkla

sweat

verbTerlemek

"I sweat a lot when I run. (Koşunca çok terlerim.)"

verbEndişelenmek

"Don't sweat the small stuff. (Küçük şeyler için endişelenme.)"

nounTer.

"There was sweat on his forehead. (Alnında ter vardı.)"

nounÇaba.

"Learning a language takes sweat. (Dil öğrenmek çok çaba gerektirir.)"

Fiil Halleri

V1sweat
V2sweated
V3sweated
INGsweating

Deyimler / Öbekler

sweat out
Bir sonucu veya haberi endişeyle beklemek.

"They spent the afternoon sweating out the test results. (Öğleden sonra sınav sonuçlarını endişeyle beklediler.)"

sweat over
Bir iş üzerinde çok uğraşmak veya fazla endişelenmek.

"She sweated over her essay all night. (Bütün gece makalesi üzerinde çok uğraştı.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

B2

vain

adjective

"He was so vain that he spent hours admiring himself in the mirror. (O kadar kendini beğenmişti ki aynada kendine saatlerce baktı.)"

Çevirmek için tıkla

vain

adjectivekendini beğenmiş

"He was so vain that he spent hours admiring himself in the mirror. (O kadar kendini beğenmişti ki aynada kendine saatlerce baktı.)"

adjectiveboşa

"All our efforts were in vain. (Tüm çabalarımız boşa gitti.)"

C1

reside

verb

"Although legally registered elsewhere, he effectively resides in the country town. (Resmi olarak başka yerde kayıtlı olmasına rağmen, aslında kasabada yaşıyor.)"

Çevirmek için tıkla

reside

verbYaşamak

"Although legally registered elsewhere, he effectively resides in the country town. (Resmi olarak başka yerde kayıtlı olmasına rağmen, aslında kasabada yaşıyor.)"

verbbir yerde/bir şeye ait olmak

"The ultimate responsibility for the decision resides with the board. (Kararın nihai sorumluluğu yönetim kurulundadır.)"

Fiil Halleri

V1reside
V2resided
V3resided
INGresiding

Deyimler / Öbekler

reside in
bir özellik, sorun veya durumun bir şeyin içinde bulunması veya ondan kaynaklanması

"Many of the problems reside in the outdated policy. (Sorunların çoğu eski politikadan kaynaklanıyor.)"

A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

B1

escape

verb

"The prisoner tried to escape from the jail. (Mahkum hapishaneden kaçmaya çalıştı.)"

Çevirmek için tıkla

escape

verbkaçmak

"The prisoner tried to escape from the jail. (Mahkum hapishaneden kaçmaya çalıştı.)"

nounKaçış.

"He made a daring escape. (O, cüretkar bir kaçış gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1escape
V2escaped
V3escaped
INGescaping

Deyimler / Öbekler

escape into
Gerçeklikten veya sıkıcı bir durumdan kaçmak için hayali bir dünyaya veya farklı bir aktiviteye sığınmak.

"She often escapes into a world of fantasy novels. (O, sık sık fantezi romanları dünyasına kaçar.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

A2

receive

verb

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Çevirmek için tıkla

receive

verbAlmak.

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Fiil Halleri

V1receive
V2received
V3received
INGreceiving
C2

forthwith

adverb

"Notify ESU forthwith. (ESU'ye derhal haber verin.)"

Çevirmek için tıkla

forthwith

adverbDerhal.

"Notify ESU forthwith. (ESU'ye derhal haber verin.)"

B2

guardian

noun

"After their parents died, the uncle became the children's guardian. (Ebeveynleri öldükten sonra amca çocukların yasal vasisi oldu.)"

Çevirmek için tıkla

guardian

nounVasi

"After their parents died, the uncle became the children's guardian. (Ebeveynleri öldükten sonra amca çocukların yasal vasisi oldu.)"

nounkoruyucu.

"Do you believe in guardian angels? (Koruyucu meleklerin varlığına inanıyor musun?)"

B2

priceless

adjective

"Her grandmother gave her a priceless necklace. (Büyükannesi ona paha biçilemez bir kolye verdi.)"

Çevirmek için tıkla

priceless

adjectivePaha biçilemez, çok değerli.

"Her grandmother gave her a priceless necklace. (Büyükannesi ona paha biçilemez bir kolye verdi.)"

adjectiveÇok komik, görülmeye değer.

"That look is priceless. (O bakış görülmeye değer.)"

B2

secure

verb

"They secured the building before the storm. (Fırtına öncesi binayı güvenli hale getirdiler.)"

Çevirmek için tıkla

secure

verbGüvenceye almak

"They secured the building before the storm. (Fırtına öncesi binayı güvenli hale getirdiler.)"

verbElde etmek

"She secured a scholarship to study abroad. (Yurt dışında okumak için burs kazandı.)"

adjectiveGüvenli

"Is the house secure? (Ev güvenli mi?)"

adjectiveSağlam

"Make sure the ladder is secure. (Merdivenin sağlam bağlı olduğundan emin ol.)"

Fiil Halleri

V1secure
V2secured
V3secured
INGsecuring
B1

murderer

noun

"The murderer was sentenced to life in prison. (Katil ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.)"

Çevirmek için tıkla

murderer

nounKatil.

"The murderer was sentenced to life in prison. (Katil ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.)"

A1

late

adjective

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

late

adjectiveGeç.

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

adjectiveMerhum.

"The late singer was very popular. (Ölen şarkıcı çok popülerdi.)"

adverbBeklenen zamandan sonra; geç biçimde.

"He arrived late. (O geç geldi.)"

A1

school

noun

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

Çevirmek için tıkla

school

nounOkul.

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

verbBir kişiye bilgi veya beceri öğretmek.

"They school their children at home. (Onlar çocuklarını evde eğitirler.)"

Fiil Halleri

V1school
V2schooled
V3schooled
INGschooling
A2

continue

verb

"Please continue your story. (Lütfen hikayene devam et.)"

Çevirmek için tıkla

continue

verbDevam etmek.

"Please continue your story. (Lütfen hikayene devam et.)"

Fiil Halleri

V1continue
V2continued
V3continued
INGcontinuing
C1

radiant

adjective

"The radiant sun warmed the beach. (Parlayan güneş plajı ısıttı.)"

Çevirmek için tıkla

radiant

adjectiveIşık veya ısı yayan; parlak.

"The radiant sun warmed the beach. (Parlayan güneş plajı ısıttı.)"

adjectiveışıltılı

"I'll pass, but you look radiant. (Ben katılmayacağım ama sen çok ışıl ışıl görünüyorsun.)"

A1

hat

noun

"I have a new hat. (Yeni bir şapkam var.)"

Çevirmek için tıkla

hat

nounşapka

"I have a new hat. (Yeni bir şapkam var.)"

A2

realize

verb

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

Çevirmek için tıkla

realize

verbBir şeyin farkına varmak, anlamak.

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

verbGerçekleştirmek, hayata geçirmek.

"She realized her dream of becoming a doctor. (Doktor olma hayalini gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1realize
V2realized
V3realized
INGrealizing
A2

crocodile

noun

"The locals feared the crocodile near the river. (Köylüler nehrin yanındaki timsahtan korkuyordu.)"

Çevirmek için tıkla

crocodile

nountimsah

"The locals feared the crocodile near the river. (Köylüler nehrin yanındaki timsahtan korkuyordu.)"

A1

last

adjective

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

Çevirmek için tıkla

last

adjectiveSon.

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

adjectiveZamanda hemen önceki; geçen.

"I saw her last week. (Onu geçen hafta gördüm.)"

adverbEn son.

"She arrived last. (O en son geldi.)"

verbsürmek

"The film lasted two hours. (Film iki saat sürdü.)"

Fiil Halleri

V1last
V2lasted
V3lasted
INGlasting
B1

aisle

noun

"She walked down the aisle to sit with her friends. (Arkadaşlarının yanına oturmak için sıralar arasındaki geçitten yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

aisle

nounSıralar arasındaki geçit

"She walked down the aisle to sit with her friends. (Arkadaşlarının yanına oturmak için sıralar arasındaki geçitten yürüdü.)"

nounRaflar arasındaki geçit

"I couldn't find the pasta in the supermarket aisle. (Markette makarnayı raflar arasındaki geçitte bulamadım.)"

B1

warn

verb

"The doctor warned him about the risks. (Doktor onu riskler hakkında uyardı.)"

Çevirmek için tıkla

warn

verbuyarmak

"The doctor warned him about the risks. (Doktor onu riskler hakkında uyardı.)"

Fiil Halleri

V1warn
V2warned
V3warned
INGwarning
A1

warm

adjective

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

Çevirmek için tıkla

warm

adjectiveBiraz sıcak; çok soğuk olmayan, ılık.

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

adjectiveDostça ve samimi davranan; sıcak kanlı.

"She gave me a warm smile. (Bana sıcak bir gülümseme verdi.)"

verbBir şeyi daha sıcak yapmak; ısıtmak.

"She warmed the milk. (O sütü ısıttı.)"

verbDaha sıcak hale gelmek; ısınmak.

"The room warmed quickly. (Oda çabuk ısındı.)"

Fiil Halleri

V1warm
V2warmed
V3warmed
INGwarming

Deyimler / Öbekler

warm up
Daha sıcak olmak veya bir şeyi daha sıcak yapmak; egzersiz öncesi ısınmak.

"Warm up before you run. (Koşmadan önce ısın.)"

A2

impossible

adjective

"It's impossible to lift that box. (O kutuyu kaldırmak imkansız.)"

Çevirmek için tıkla

impossible

adjectiveyapılamayan veya olması mümkün olmayan

"It's impossible to lift that box. (O kutuyu kaldırmak imkansız.)"

B1

effort

noun

"She made a lot of effort to finish the project. (Projeyi bitirmek için çok çaba gösterdi.)"

Çevirmek için tıkla

effort

nounçaba

"She made a lot of effort to finish the project. (Projeyi bitirmek için çok çaba gösterdi.)"

A2

wave

noun

"He gave a wave as the bus left. (Otobüs hareket ederken el salladı.)"

Çevirmek için tıkla

wave

nounEl sallama.

"He gave a wave as the bus left. (Otobüs hareket ederken el salladı.)"

nounDalga.

"The children played on the waves at the beach. (Çocuklar sahilde dalgaların üzerinde oynadı.)"

verbEl sallamak.

"She waved to her friend across the street. (Cadde karşısındaki arkadaşına el salladı.)"

verbdalgalanmak

"The flag was waving in the wind. (Bayrak rüzgarda dalgalanıyordu.)"

Fiil Halleri

V1wave
V2waved
V3waved
INGwaving

Deyimler / Öbekler

wave at
Birine el sallayarak selam vermek veya işaret etmek.

"She waved at me from the window. (Pencereden bana el salladı.)"

wave off
Bir şeyi veya soruyu el hareketiyle önemsemediğini göstererek geri çevirmek.

"He waved off the offer and walked away. (Teklifi el hareketiyle geri çevirdi ve uzaklaştı.)"

A1

anything

pronoun

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Çevirmek için tıkla

anything

pronounHerhangi bir şey.

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Fiil Halleri

V1
V2
V3
ING
B1

weapon

noun

"The police found a weapon at the scene. (Polis olay yerinde bir silah buldu.)"

Çevirmek için tıkla

weapon

nounsilah

"The police found a weapon at the scene. (Polis olay yerinde bir silah buldu.)"

nounaraç

"Education can be a weapon against poverty. (Eğitim, yoksulluğa karşı güçlü bir araç olabilir.)"