Kütüphaneye Dön
Lock, Stock and Two Smoking Barrels
MOVIEENZor8.1

Lock, Stock and Two Smoking Barrels

A card shark and his unwillingly-enlisted friends need to make a lot of cash quick after losing a sketchy poker match. To do this they decide to pull a heist on a small-time gang who happen to be operating out of the flat next door.

1.232

Farklı kelimeler

15.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1232 kelime
B2

compos

adjective

"Is she compos? (O sakin ve soğukkanlı mı?)"

Çevirmek için tıkla

compos

adjectiveSakin, soğukkanlı

"Is she compos? (O sakin ve soğukkanlı mı?)"

B1

flag

noun

"The country's flag flew over the building. (Ülkenin bayrağı binanın üzerinde dalgalanıyordu.)"

Çevirmek için tıkla

flag

nounBayrak.

"The country's flag flew over the building. (Ülkenin bayrağı binanın üzerinde dalgalanıyordu.)"

nounİşaret.

"The workers placed flags around the hole. (İşçiler çukurun etrafına küçük işaretler koydu.)"

verbİşaretlemek.

"Please flag the important files. (Lütfen önemli dosyaları işaretleyin.)"

verbYorgun düşmek.

"He began to flag after two hours of work. (İki saat çalıştıktan sonra yorgun düşmeye başladı.)"

Fiil Halleri

V1flag
V2flagged
V3flagged
INGflagging

Deyimler / Öbekler

flag down
Durması için bir aracı el veya işaretle durdurmak.

"She flagged down a taxi. (O bir taksiyi durdurmak için el salladı.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

C2

mil

noun

"The gasket is one mil thick. (Conta 0,001 inç kalınlığında.)"

Çevirmek için tıkla

mil

noun0,001 inç

"The gasket is one mil thick. (Conta 0,001 inç kalınlığında.)"

nounBin.

"He paid three mil for the car. (Arabaya üç bin dolar ödedi.)"

nounMilimetre, özellikle silah kalibresi için kullanılan kısaltma.

"The officer carried a nine-mil pistol. (Memur dokuz milimetrelik bir tabanca taşıyordu.)"

C2

fucked-up-skunk

noun

"It's some fucked-up-skunk. (Bu tam ahlaken bozuk, ruhen sorunlu ve iğrenç bir tip.)"

Çevirmek için tıkla

fucked-up-skunk

nounAhlaken bozuk, iğrenç kişi (argo)

"It's some fucked-up-skunk. (Bu tam ahlaken bozuk, ruhen sorunlu ve iğrenç bir tip.)"

B1

dills

noun

"The market sells fresh dills every morning. (Pazar her sabah taze dereotu satıyor.)"

Çevirmek için tıkla

dills

noundereotu

"The market sells fresh dills every morning. (Pazar her sabah taze dereotu satıyor.)"

nounaptal

"Don't be a dill and listen to him. (Aptal olma ve onu dinle.)"

B2

loan

noun

"She took out a loan to buy a car. (Araba almak için kredi çekti.)"

Çevirmek için tıkla

loan

nounBorç, kredi.

"She took out a loan to buy a car. (Araba almak için kredi çekti.)"

nounÖdünç verilen şey.

"The library gave me the book on loan. (Kütüphane kitabı bana ödünç verdi.)"

verbÖdünç vermek.

"Can you loan me your bicycle for the afternoon? (Bisikletini öğleden sonra bana ödünç verebilir misin?)"

Fiil Halleri

V1loan
V2loaned
V3loaned
INGloaning

Deyimler / Öbekler

loan out
Ödünç vermek.

"The museum loans out paintings to other galleries. (Müze, tabloları başka galerilere ödünç verir.)"

A2

half-a-million

number

"He bought the house for half-a-million quid. (Ev için beş yüz bin sterlin satın aldı.)"

Çevirmek için tıkla

half-a-million

numberbeş yüz bin

"He bought the house for half-a-million quid. (Ev için beş yüz bin sterlin satın aldı.)"

C1

squeeze

verb

"She squeezed the lemon. (O, limonu sıktı.)"

Çevirmek için tıkla

squeeze

verbsıkmak

"She squeezed the lemon. (O, limonu sıktı.)"

verbsıkıştırmak

"I squeezed my suitcase into the trunk. (Valizimi bagaja zorla sığdırdım.)"

nounSıkma; kısa sarılma.

"He gave her a squeeze. (Ona kısa bir sarılma verdi.)"

nounsıkışıklık

"There was a squeeze on the bus. (Otobüste sıkışıklık vardı.)"

Fiil Halleri

V1squeeze
V2squeezed
V3squeezed
INGsqueezing

Deyimler / Öbekler

squeeze in
Zaman veya programda kısa bir boşluk bularak bir şeyi/kişiyi eklemek.

"Can you squeeze me in at 2 p.m.? (Beni öğleden sonra saat ikiye programa alabilir misin?)"

squeeze into
Bir şeyi dar bir yere ya da zamana sığdırmak.

"I squeezed into the crowded train. (Kalabalık trene sığdım.)"

B2

sawn-offs

noun

"Sawn-offs are out. (Kısa namlulu pompalı tüfekler yasak.)"

Çevirmek için tıkla

sawn-offs

nounkısa namlulu pompalı tüfek

"Sawn-offs are out. (Kısa namlulu pompalı tüfekler yasak.)"

adjectivekısaltılmış, kısa hale getirilmiş

"He carried a sawn-off shotgun. (O, kısa namlulu bir pompalı tüfek taşıyordu.)"

B1

range

noun

"The missile has a range of 300 miles. (Füzenin 300 mil menzili var.)"

Çevirmek için tıkla

range

nounmenzil

"The missile has a range of 300 miles. (Füzenin 300 mil menzili var.)"

nounçeşitlilik

"The store offers a wide range of products. (Mağaza geniş bir ürün yelpazesi sunuyor.)"

Fiil Halleri

V1range
V2ranged
V3ranged
INGranging

Deyimler / Öbekler

range from
Belirli sınırlar arasında değişmek veya çeşitlilik göstermek (genellikle 'to' ile kullanılır).

"Prices range from $10 to $50. (Fiyatlar 10 ile 50 dolar arasında değişiyor.)"

B2

yuppy

noun

"He's a typical yuppy. (O tipik bir kentli genç profesyoneldir.)"

Çevirmek için tıkla

yuppy

nounKentli genç profesyonel

"He's a typical yuppy. (O tipik bir kentli genç profesyoneldir.)"

adjectiveKentli genç profesyonelle ilgili

"You yuppy fucker! (Sen o kentli şımarık orospu çocuğusun!)"

B2

shoplifting

noun

"They're great for shoplifting melons. (Onlar kavunları mağazadan çalmak için çok uygun.)"

Çevirmek için tıkla

shoplifting

nounMağazadan hırsızlık

"They're great for shoplifting melons. (Onlar kavunları mağazadan çalmak için çok uygun.)"

A2

rather

adverb

"It is rather cold today. (Bugün hava oldukça soğuk.)"

Çevirmek için tıkla

rather

adverbOldukça, epeyce.

"It is rather cold today. (Bugün hava oldukça soğuk.)"

adverbTercihen; daha doğrusu.

"I would rather stay at home. (Evde kalmayı tercih ederim.)"

B2

hammer-lock

noun

"There was a couple of old hammer-lock muskets. (Eski çekiçli ateşleme mekanizmasına sahip birkaç tüfek vardı.)"

Çevirmek için tıkla

hammer-lock

nounÇekiçli ateşleme mekanizması.

"There was a couple of old hammer-lock muskets. (Eski çekiçli ateşleme mekanizmasına sahip birkaç tüfek vardı.)"

noungüreşte kolu arkadan kilitleme

"He put his opponent in a hammer-lock. (Rakibini kolunu arkadan kilitleyerek tuttu.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

A2

rock

noun

"He sat on a rock by the river. (Nehrin yanındaki bir kayanın üzerine oturdu.)"

Çevirmek için tıkla

rock

nounKaya, taş.

"He sat on a rock by the river. (Nehrin yanındaki bir kayanın üzerine oturdu.)"

nounRock müziği.

"My brother likes rock. (Ağabeyim rock müziğini sever.)"

verbSallamak, sallanmak.

"The boat rocked on the waves. (Tekne dalgaların üzerinde sallandı.)"

Fiil Halleri

V1rock
V2rocked
V3rocked
INGrocking

Deyimler / Öbekler

rock out
Rock müzik eşliğinde coşkuyla eğlenmek.

"They rocked out at the concert. (Konserde rock müzik eşliğinde coşkuyla eğlendiler.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

A1

kebab

noun

"I often eat kebab at my local kebab place. (Yerel kebapçımdan sık sık kebap yerim.)"

Çevirmek için tıkla

kebab

nounKebap.

"I often eat kebab at my local kebab place. (Yerel kebapçımdan sık sık kebap yerim.)"

B2

mincer

noun

"He bought a new mincer for the kitchen. (Mutfak için yeni bir kıyma makinesi aldı.)"

Çevirmek için tıkla

mincer

nounkıyma makinesi

"He bought a new mincer for the kitchen. (Mutfak için yeni bir kıyma makinesi aldı.)"

nounnazlı, yapay davranan kişi

"Soap, stop being such a mincer. (Soap, böyle nazlı ve yapay davranmayı bırak.)"

C1

leak

noun

"There is a leak in the pipe. (Boru hattında bir sızıntı var.)"

Çevirmek için tıkla

leak

nounsızıntı (sıvı/gaz)

"There is a leak in the pipe. (Boru hattında bir sızıntı var.)"

nounbilgi sızması

"The leak revealed the company's plans. (Sızdırılan bilgi şirketin planlarını ortaya çıkardı.)"

verbsızmak

"The roof leaks when it rains. (Yağmur yağınca çatıdan su sızıyor.)"

verbsızdırmak

"Someone leaked the documents to the press. (Biri belgeleri basına sızdırdı.)"

Fiil Halleri

V1leak
V2leaked
V3leaked
INGleaking

Deyimler / Öbekler

leak out
Gizli bilgi veya haberin ortaya çıkması veya sızdırılması.

"Details leaked out before the meeting. (Toplantıdan önce ayrıntılar ortaya çıktı.)"

B2

tiddly

adjective

"After two beers he got a bit tiddly. (İki bira içince biraz sarhoş oldu.)"

Çevirmek için tıkla

tiddly

adjectiveHafifçe sarhoş

"After two beers he got a bit tiddly. (İki bira içince biraz sarhoş oldu.)"

adjectiveUfak, önemsiz

"That was a tiddly problem compared with last year's issues. (Geçen yılın sorunlarıyla kıyaslandığında bu küçük bir sorundu.)"

C1

sawn-off

adjective

"Couple of sawn-off shotguns. (İki adet namlusu kısaltılmış av tüfeği.)"

Çevirmek için tıkla

sawn-off

adjectivenamlusu kısaltılmış

"Couple of sawn-off shotguns. (İki adet namlusu kısaltılmış av tüfeği.)"

Deyimler / Öbekler

saw off
testerayla kesip koparmak

"They saw off the tree branch. (Onlar ağaç dalını testereyle kestiler.)"

C2

ticklers

noun

"Kids like ticklers because they make them laugh. (Çocuklar gıdıklayıcıları sever çünkü onları güldürür.)"

Çevirmek için tıkla

ticklers

noungıdıklayıcı

"Kids like ticklers because they make them laugh. (Çocuklar gıdıklayıcıları sever çünkü onları güldürür.)"

nounhatırlatma notu

"She put a tickler on her desk to remember the meeting. (Toplantıyı hatırlamak için masasına bir hatırlatma notu koydu.)"

B2

fuck-off

adjective

"Big, fuck-off, shiny ones. (Büyük, kocaman, parlak olanlar.)"

Çevirmek için tıkla

fuck-off

adjectivekocaman

"Big, fuck-off, shiny ones. (Büyük, kocaman, parlak olanlar.)"

verbuzaklaşmak

"He told him to fuck off. (Ona gitmesini söyledi.)"

Fiil Halleri

V1fuck off
V2fucked off
V3fucked off
INGfucking off

Deyimler / Öbekler

fuck off
uzaklaşmak

"Don't just sit there — fuck off! (Oturup durma — git!)"

B1

pint

noun

"a pint of ice cream and two spoons? (Bir kutu dondurma ve iki kaşık?)"

Çevirmek için tıkla

pint

nounHacim birimi (≈ yarım litre).

"a pint of ice cream and two spoons? (Bir kutu dondurma ve iki kaşık?)"

B2

chop-fucking-chop

interjection

"Now chop-fucking-chop. (Hadi, çabuk!)"

Çevirmek için tıkla

chop-fucking-chop

interjectionÇabuk! (kaba, vurgulu emir)

"Now chop-fucking-chop. (Hadi, çabuk!)"

A1

flat

noun

"She lives in a flat. (O apartman dairesinde yaşıyor.)"

Çevirmek için tıkla

flat

nounDaire.

"She lives in a flat. (O apartman dairesinde yaşıyor.)"

adjectiveYüzeyi düzgün ve eğrisi olmayan; düz.

"The table is flat. (Masa düz.)"

adjectiveGazı kaçmış.

"The soda is flat. (Gazozun gazı kaçmış.)"

A1

pound

noun

"This bag weighs five pounds. (Bu çanta beş libre ağırlığında.)"

Çevirmek için tıkla

pound

nounLibre; ağırlık ölçüsü.

"This bag weighs five pounds. (Bu çanta beş libre ağırlığında.)"

nounSterlin; Birleşik Krallık para birimi.

"I paid two pounds for the coffee. (Kahve için iki sterlin ödedim.)"

verbSertçe ve tekrar tekrar vurmak.

"He pounded on the door. (Kapıya sertçe vurdu.)"

verbDövmek, ezmek.

"She pounded the garlic with a spoon. (Sarımsağı kaşıkla dövdü.)"

Fiil Halleri

V1pound
V2pounded
V3pounded
INGpounding
B2

load

verb

"They loaded the truck with furniture. (Kamyona mobilyaları koydular.)"

Çevirmek için tıkla

load

verbyüklemek (taşımak)

"They loaded the truck with furniture. (Kamyona mobilyaları koydular.)"

verbyüklemek (cihaza koymak)

"She loaded the new software onto her laptop. (Yeni yazılımı dizüstüne yükledi.)"

nounyük

"The load was too heavy for the cart. (Yük araba için çok ağırdı.)"

nouniş yükü

"He has a heavy load of work this week. (Bu hafta çok işi var.)"

Fiil Halleri

V1load
V2loaded
V3loaded
INGloading

Deyimler / Öbekler

load up
Bir şeyi tamamen veya iyice doldurmak.

"We loaded up the car for the trip. (Seyahat için arabayı eşyalarla doldurduk.)"

load into
Bir şeyi bir araca, kaba veya kutuya koymak.

"They loaded the boxes into the van. (Kutuları minibüse koydular.)"

A1

place

noun

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

Çevirmek için tıkla

place

nounbir şeyin bulunduğu yer veya mekan

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

nounSıra, derece.

"She got first place in the race. (Yarışta birinci oldu.)"

verbKoymak, yerleştirmek.

"Place the book on the table. (Kitabı masanın üzerine koy.)"

nounEv, iş yeri.

"Come over to my place after dinner. (Akşam yemeğinden sonra benim evime gel.)"

Fiil Halleri

V1place
V2placed
V3placed
INGplacing
A2

wallet

noun

"I forgot my wallet. (Cüzdanımı unuttum.)"

Çevirmek için tıkla

wallet

nounCüzdan

"I forgot my wallet. (Cüzdanımı unuttum.)"

nounDijital cüzdan

"She paid with her digital wallet. (O, dijital cüzdanıyla ödedi.)"

A1

company

noun

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

Çevirmek için tıkla

company

nounŞirket.

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

nounEşlik

"I enjoy your company. (Seninle birlikte olmaktan hoşlanıyorum.)"

A1

interested

adjective

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

Çevirmek için tıkla

interested

adjectiveilgi duyan

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

adjectiveçıkarı olan

"The company is an interested party in the project. (Şirket projede çıkarı olan taraftır.)"

B1

nuclear

adjective

"The nuclear power plant supplies electricity to the city. (Atom santrali şehre elektrik sağlıyor.)"

Çevirmek için tıkla

nuclear

adjectivenükleer

"The nuclear power plant supplies electricity to the city. (Atom santrali şehre elektrik sağlıyor.)"

adjectiveçekirdek aileye ilişkin

"They grew up in a nuclear family. (Onlar anne, baba ve çocuklardan oluşan bir ailede büyüdüler.)"

A1

wall

noun

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

Çevirmek için tıkla

wall

nounduvar

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

suggest

verb

"He suggested a new plan. (Yeni bir plan önerdi.)"

Çevirmek için tıkla

suggest

verbBir fikri ya da planı önermek.

"He suggested a new plan. (Yeni bir plan önerdi.)"

verbGöstermek, işaret etmek.

"Her expression suggested that she was worried. (Yüz ifadesi endişeli olduğunu gösteriyordu.)"

Fiil Halleri

V1suggest
V2suggested
V3suggested
INGsuggesting
A2

quietly

adverb

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

Çevirmek için tıkla

quietly

adverbAz ses çıkararak; gürültü yapmadan.

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

adverbGizlice.

"He quietly left the party. (O, partiden gizlice ayrıldı.)"

A2

advertising

noun

"Advertising helps small businesses find customers. (Reklamcılık küçük işletmelerin müşteri bulmasına yardımcı olur.)"

Çevirmek için tıkla

advertising

nounreklamcılık

"Advertising helps small businesses find customers. (Reklamcılık küçük işletmelerin müşteri bulmasına yardımcı olur.)"

nounreklamlar

"The advertising on that website is distracting. (O web sitesindeki reklamlar dikkatimi dağıtıyor.)"

B2

unlawful

adjective

"He was arrested for unlawful possession of a weapon. (Bir silahı izinsiz bulundurduğu için tutuklandı.)"

Çevirmek için tıkla

unlawful

adjectiveYasalara aykırı.

"He was arrested for unlawful possession of a weapon. (Bir silahı izinsiz bulundurduğu için tutuklandı.)"

C1

gander

noun

"The gander protected the nest from the dog. (Erkek kaz yuvayı köpekten korudu.)"

Çevirmek için tıkla

gander

nounErkek kaz.

"The gander protected the nest from the dog. (Erkek kaz yuvayı köpekten korudu.)"

nounBakış, göz atma.

"Let’s get a gander at the new house. (Yeni eve bir göz atalım.)"

verbBakmak, göz atmak.

"Come and gander at this strange painting. (Gel de bu garip tabloya bir bak.)"

Fiil Halleri

V1gander
V2gandered
V3gandered
INGgandering
B2

grand

adjective

"They stayed in a grand hotel near the sea. (Denizin yakınındaki büyük ve görkemli bir otelde kaldılar.)"

Çevirmek için tıkla

grand

adjectiveBüyük ve görkemli.

"They stayed in a grand hotel near the sea. (Denizin yakınındaki büyük ve görkemli bir otelde kaldılar.)"

nounBin dolar veya sterlin.

"The car cost ten grand. (Araba on bin dolara mal oldu.)"

A2

expect

verb

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

Çevirmek için tıkla

expect

verbUmmak, olacağını düşünmek

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

verbBirinden bir şey yapmasını beklemek

"The teacher expects us to do our homework. (Öğretmen ödevimizi yapmamızı bekliyor.)"

Fiil Halleri

V1expect
V2expected
V3expected
INGexpecting
C1

liberty

noun

"The citizens fought for their liberty. (Vatandaşlar özgürlükleri için savaştı.)"

Çevirmek için tıkla

liberty

nounÖzgürlük.

"The citizens fought for their liberty. (Vatandaşlar özgürlükleri için savaştı.)"

nounRahat davranma (izinsiz).

"I took the liberty of adjusting the schedule. (Programı izin almadan değiştirdim.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

grant

verb

"The university granted her a scholarship. (Üniversite ona burs verdi.)"

Çevirmek için tıkla

grant

verbVermek.

"The university granted her a scholarship. (Üniversite ona burs verdi.)"

verbKabul etmek.

"He granted that he had made a mistake. (Hata yaptığını kabul etti.)"

nounHibe.

"She received a grant to fund her research. (Araştırmasını finanse etmek için hibe aldı.)"

Fiil Halleri

V1grant
V2granted
V3granted
INGgranting
B2

breaker

noun

"The breaker tripped during the storm. (Fırtına sırasında şalter attı.)"

Çevirmek için tıkla

breaker

nounŞalter

"The breaker tripped during the storm. (Fırtına sırasında şalter attı.)"

nounKıyıya vuran dalga

"We listened to the sound of the breakers hitting the shore. (Kıyıya vuran dalgaların sesini dinledik.)"

C2

flay

verb

"The critics flayed the new play for its weak plot. (Eleştirmenler zayıf kurgusu yüzünden yeni oyunu yerden yere vurdular.)"

Çevirmek için tıkla

flay

verbacımasızca eleştirmek

"The critics flayed the new play for its weak plot. (Eleştirmenler zayıf kurgusu yüzünden yeni oyunu yerden yere vurdular.)"

verbDerisini yüzmek

"They flayed the rabbit to use its fur. (Tavşaktan kürkünü almak için derisini yüzdüler.)"

Fiil Halleri

V1flay
V2flayed
V3flayed
INGflaying
A2

recognize

verb

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

Çevirmek için tıkla

recognize

verbTanımak.

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

verbresmen tanımak

"The country was recognized by the United Nations. (Ülke Birleşmiş Milletler tarafından tanındı.)"

verbTakdir etmek, onurlandırmak.

"She was recognized for her work. (Çalışmaları takdir edildi.)"

Fiil Halleri

V1recognize
V2recognized
V3recognized
INGrecognizing