Kütüphaneye Dön
The Wolf of Wall Street
MOVIEENZor8.0

The Wolf of Wall Street

A New York stockbroker refuses to cooperate in a large securities fraud case involving corruption on Wall Street, corporate banking world and mob infiltration. Based on Jordan Belfort's autobiography.

2.097

Farklı kelimeler

15.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

2097 kelime
A1

business

noun

"She has a lot of business to do today. (Bugün yapacak çok işi var.)"

Çevirmek için tıkla

business

nounİş, çalışma

"She has a lot of business to do today. (Bugün yapacak çok işi var.)"

nounŞirket, işletme

"He owns a small business. (Küçük bir işletmesi var.)"

A2

mind

noun

"She has a brilliant mind. (Parlak bir zekâsı var.)"

Çevirmek için tıkla

mind

nounZihin, akıl.

"She has a brilliant mind. (Parlak bir zekâsı var.)"

nounGörüş

"In my mind, that's a good plan. (Bana göre bu iyi bir plan.)"

verbSakıncası olmak

"Would you mind closing the door? (Kapıyı kapatman bir sakınca yaratır mı?)"

verbBakmak, gözetmek.

"Can you mind the baby while I cook? (Ben yemek yaparken bebeğe bakar mısın?)"

Fiil Halleri

V1mind
V2minded
V3minded
INGminding

Deyimler / Öbekler

mind out
Dikkat et! (tehlikeye karşı uyarı)

"Mind out — there's a car coming! (Dikkat et — araba geliyor!)"

mind the gap
Tren platformunda boşluğa dikkat et (özellikle Londra metrosunda kullanılır).

"Passengers, please mind the gap. (Yolcular, lütfen boşluğa dikkat edin.)"

B1

roast

verb

"She roasted a chicken for dinner. (Akşam yemeği için bir tavuğu fırında pişirdi.)"

Çevirmek için tıkla

roast

verbFırında pişirmek.

"She roasted a chicken for dinner. (Akşam yemeği için bir tavuğu fırında pişirdi.)"

verbDalga geçmek.

"They roasted him about his old car. (Onun eski arabasıyla dalga geçtiler.)"

nounFırında pişmiş et.

"We carved the roast at the table. (Masada fırında pişmiş eti dilimledik.)"

nounŞaka amaçlı eleştiri gösterisi

"The comedian appeared at a celebrity roast. (Komedyen, ünlülere yapılan şaka amaçlı eleştirilerin olduğu bir gösteride yer aldı.)"

Fiil Halleri

V1roast
V2roasted
V3roasted
INGroasting
A2

successful

adjective

"She was successful in the exam. (Sınavda başarılı oldu.)"

Çevirmek için tıkla

successful

adjectiveBaşarılı

"She was successful in the exam. (Sınavda başarılı oldu.)"

B2

conman

noun

"She discovered that the friendly neighbor was a conman who had stolen her savings. (O, samimi görünen komşusunun tasarruflarını çalan bir dolandırıcı olduğunu öğrendi.)"

Çevirmek için tıkla

conman

nounDolandırıcı.

"She discovered that the friendly neighbor was a conman who had stolen her savings. (O, samimi görünen komşusunun tasarruflarını çalan bir dolandırıcı olduğunu öğrendi.)"

A2

lovely

adjective

"She has a lovely smile. (Onun gülüşü çok hoş.)"

Çevirmek için tıkla

lovely

adjectivegörünüşü veya hissi çok hoş, güzel.

"She has a lovely smile. (Onun gülüşü çok hoş.)"

adjectiveNazik

"My neighbor is lovely. (Komşum çok nazik.)"

A2

involve

verb

"The project involves a lot of research. (Proje çok fazla araştırma gerektiriyor.)"

Çevirmek için tıkla

involve

verbBir şeyi içermek veya gerektirmek.

"The project involves a lot of research. (Proje çok fazla araştırma gerektiriyor.)"

verbDahil etmek, katmak.

"Try to involve everyone in the discussion. (Herkesi tartışmaya dahil etmeye çalış.)"

Fiil Halleri

V1involve
V2involved
V3involved
INGinvolving
A2

normal

adjective

"It's normal to feel nervous before a test. (Sınavdan önce gergin hissetmek olağandır.)"

Çevirmek için tıkla

normal

adjectiveOlağan

"It's normal to feel nervous before a test. (Sınavdan önce gergin hissetmek olağandır.)"

adjectiveSağlıklı

"The test results are normal. (Test sonuçları sağlıklıdır.)"

nounOlağan durum; beklenen hal.

"We want to return to normal. (Eski olağan duruma dönmek istiyoruz.)"

adverbNormal biçimde.

"Please speak normal so everyone can hear. (Lütfen herkesin duyabilmesi için normal konuşun.)"

B2

vagina

noun

"The doctor examined the patient's vagina for signs of infection. (Doktor, enfeksiyon belirtisi olup olmadığını görmek için hastanın vajinasını muayene etti.)"

Çevirmek için tıkla

vagina

nounvajina

"The doctor examined the patient's vagina for signs of infection. (Doktor, enfeksiyon belirtisi olup olmadığını görmek için hastanın vajinasını muayene etti.)"

A1

possible

adjective

"It is possible to finish the work today. (İşi bugün bitirmek mümkün.)"

Çevirmek için tıkla

possible

adjectiveMümkün.

"It is possible to finish the work today. (İşi bugün bitirmek mümkün.)"

adjectiveOlası.

"It's possible that he will come. (Onun gelmesi mümkün.)"

A1

right

adjective

"You got the right answer. (Doğru cevabı buldun.)"

Çevirmek için tıkla

right

adjectiveDoğru; gerçeklere uygun.

"You got the right answer. (Doğru cevabı buldun.)"

adjectiveSağ taraf; solun zıttı.

"Turn right at the light. (Işıklarda sağa dön.)"

nounAhlaki veya yasal hak.

"Everyone has the right to freedom of speech. (Herkesin ifade özgürlüğü hakkı vardır.)"

nounSağ elin tarafındaki yön veya konum.

"Keep to the right. (Sağdan gidin.)"

adverbDoğrudan; tam olarak.

"The shop is right on the corner. (Dükkan tam köşede.)"

phrase(all right) Peki, tamam.

"All right, we can leave now. (Peki, şimdi gidebiliriz.)"

A2

figure

noun

"The sales figure for July is high. (Temmuz satış rakamı yüksek.)"

Çevirmek için tıkla

figure

nounRakam.

"The sales figure for July is high. (Temmuz satış rakamı yüksek.)"

nounVücut yapısı.

"She has a slim figure. (Onun vücut yapısı ince.)"

verbSanmak.

"I figure he will come. (Onun geleceğini sanıyorum.)"

verbHesaplamak.

"Can you figure the total? (Toplamı hesaplayabilir misin?)"

Fiil Halleri

V1figure
V2figured
V3figured
INGfiguring

Deyimler / Öbekler

figure out
Anlamak veya bir problemi çözmek.

"I can't figure out this math problem. (Bu matematik sorusunu çözemiyorum.)"

A2

stage

noun

"The actor walked onto the stage. (Oyuncu sahneye çıktı.)"

Çevirmek için tıkla

stage

nounSahne

"The actor walked onto the stage. (Oyuncu sahneye çıktı.)"

nounAşama, evre

"We are at the final stage of the project. (Projenin son aşamasındayız.)"

verbSahnelemek

"They staged the play last night. (Dün gece oyunu sahnelediler.)"

verbDüzenlemek, organize etmek.

"The students staged a protest. (Öğrenciler bir protesto düzenlediler.)"

Fiil Halleri

V1stage
V2staged
V3staged
INGstaging
A2

technology

noun

"Technology helps us communicate quickly. (Teknoloji bize hızlı iletişim kurmamızda yardımcı olur.)"

Çevirmek için tıkla

technology

nounteknoloji

"Technology helps us communicate quickly. (Teknoloji bize hızlı iletişim kurmamızda yardımcı olur.)"

C1

weaken

verb

"The storm weakened the bridge's supports. (Fırtına köprünün desteklerini zayıflattı.)"

Çevirmek için tıkla

weaken

verbgücünü azaltmak

"The storm weakened the bridge's supports. (Fırtına köprünün desteklerini zayıflattı.)"

verbitibarını/etkisini azaltmak

"The scandal weakened the politician's credibility among voters. (Skandal, siyasetçinin seçmenler arasındaki güvenilirliğini zayıflattı.)"

Fiil Halleri

V1weaken
V2weakened
V3weakened
INGweakening
A1

bye

noun

"She waved and said bye. (El salladı ve hoşça kal dedi.)"

Çevirmek için tıkla

bye

nounHoşça kal.

"She waved and said bye. (El salladı ve hoşça kal dedi.)"

nounbay

"The top-seeded player got a bye in the first round. (Seribaşı oyuncu ilk turu bay geçti.)"

A1

under

preposition

"The cat is sleeping under the table. (Kedi masanın altında uyuyor.)"

Çevirmek için tıkla

under

prepositionAltında.

"The cat is sleeping under the table. (Kedi masanın altında uyuyor.)"

adverbAşağı.

"The diver went under to explore the reef. (Dalgıç, resifi keşfetmek için suyun altına indi.)"

A2

stone

noun

"He threw a stone into the river. (O, nehre bir taş attı.)"

Çevirmek için tıkla

stone

nounKüçük, sert kaya parçası.

"He threw a stone into the river. (O, nehre bir taş attı.)"

nounDeğerli taş.

"She has a ring with a large stone. (Büyük taşlı bir yüzüğü var.)"

verbBirine veya bir şeye taş atmak.

"The children stoned the broken window. (Çocuklar kırık pencereye taş attılar.)"

Fiil Halleri

V1stone
V2stoned
V3stoned
INGstoning
A2

die

noun

"Roll the die and see what number you get. (Zarı at ve hangi sayı geldiğine bak.)"

Çevirmek için tıkla

die

nounoyunlarda kullanılan, üzerinde 1 ila 6 nokta olan küçük küp; zarın tekil hali.

"Roll the die and see what number you get. (Zarı at ve hangi sayı geldiğine bak.)"

nounbir şeyi şekillendirmek veya delik açmak için kullanılan metal kalıp.

"They used a die to stamp the metal. (Metali damgalamak için bir kalıp kullandılar.)"

verbYaşamını yitirmek, ölmek.

"Many plants die in winter. (Pek çok bitki kışın ölür.)"

Fiil Halleri

V1die
V2died
V3died
INGdying

Deyimler / Öbekler

die out
Yok olmak, nesli tükenmek.

"Many species are dying out. (Pek çok tür yok oluyor.)"

B1

gentleman

noun

"He is a gentleman and always helps his neighbors. (O, centilmen bir insandır ve komşularına her zaman yardım eder.)"

Çevirmek için tıkla

gentleman

nounCentilmen.

"He is a gentleman and always helps his neighbors. (O, centilmen bir insandır ve komşularına her zaman yardım eder.)"

nounBeyefendi

"Ladies and gentlemen, welcome to the ceremony. (Bayanlar ve baylar, törene hoş geldiniz.)"

A1

down

adverb

"Please sit down. (Lütfen otur.)"

Çevirmek için tıkla

down

adverbAşağı, aşağıya

"Please sit down. (Lütfen otur.)"

preposition boyunca aşağı, aşağıya doğru

"They walked down the street. (Sokak boyunca yürüdüler.)"

adjectiveÜzgün, morali bozuk

"She feels down today. (Bugün kendini üzgün hissediyor.)"

nounKuş tüyü

"This jacket is filled with down. (Bu mont kuş tüyüyle doldurulmuş.)"

verbHızla içmek

"He downed a glass of water. (Bir bardak suyu hızla içti.)"

Fiil Halleri

V1down
V2downed
V3downed
INGdowning

Deyimler / Öbekler

sit down
Oturmak

"Please sit down here. (Lütfen buraya otur.)"

lie down
Uzanmak

"I want to lie down. (Uzanmak istiyorum.)"

C2

striper

noun

"He caught a big striper off the coast yesterday. (Dün kıyıda büyük bir çizgili levrek yakaladı.)"

Çevirmek için tıkla

striper

nounçizgili levrek

"He caught a big striper off the coast yesterday. (Dün kıyıda büyük bir çizgili levrek yakaladı.)"

nounyol çizgi makinesi

"The city bought a new striper to repaint the parking lot. (Şehir, otoparkın çizgilerini yeniden boyamak için yeni bir yol çizgi makinesi satın aldı.)"

A2

reach

noun

"The book was out of his reach. (Kitap onun ulaşamayacağı bir yerdeydi.)"

Çevirmek için tıkla

reach

nounBir şeyin ulaşılabildiği uzaklık.

"The book was out of his reach. (Kitap onun ulaşamayacağı bir yerdeydi.)"

verbBir yere ya da hedefe ulaşmak.

"She reached the top of the mountain. (Dağın tepesine ulaştı.)"

verbUzanmak, elini bir şeye doğru uzatmak.

"She reached for the phone beside her. (Yanındaki telefona uzandı.)"

Fiil Halleri

V1reach
V2reached
V3reached
INGreaching
A1

later

adverb

"I'll call you later. (Seni sonra arayacağım.)"

Çevirmek için tıkla

later

adverbDaha sonra.

"I'll call you later. (Seni sonra arayacağım.)"

adjectiveDaha sonraki.

"We'll discuss it at a later date. (Bunu daha sonraki bir tarihte konuşacağız.)"

A1

passport

noun

"I need to renew my passport before the trip. (Seyahatten önce pasaportumu yenilemem gerekiyor.)"

Çevirmek için tıkla

passport

nounPasaport

"I need to renew my passport before the trip. (Seyahatten önce pasaportumu yenilemem gerekiyor.)"

nounAnahtar

"Her degree was a passport to a good job. (Diploması iyi bir işe açılan kapısı oldu.)"

A1

road

noun

"The car stopped at the side of the road. (Araba yol kenarında durdu.)"

Çevirmek için tıkla

road

nounyol

"The car stopped at the side of the road. (Araba yol kenarında durdu.)"

A1

club

noun

"She joined the school chess club. (O okul satranç kulübüne katıldı.)"

Çevirmek için tıkla

club

nounKulüp.

"She joined the school chess club. (O okul satranç kulübüne katıldı.)"

verbSopa veya kalın bir cisimle vurmak.

"He clubbed the animal with a stick. (O hayvana bir sopa ile vurdu.)"

Fiil Halleri

V1club
V2clubbed
V3clubbed
INGclubbing

Deyimler / Öbekler

club together
Para veya kaynakları ortaklaşa bir araya getirip kullanmak.

"We clubbed together to buy a present. (Hediye almak için para topladık.)"

B1

legal

adjective

"Is it legal to park here? (Buraya park etmek yasal mı?)"

Çevirmek için tıkla

legal

adjectiveYasal.

"Is it legal to park here? (Buraya park etmek yasal mı?)"

adjectivehukuki

"She works in the legal department. (O, şirketin hukuk departmanında çalışıyor.)"

A2

review

noun

"I read a review of the new movie. (Yeni filmle ilgili bir eleştiri okudum.)"

Çevirmek için tıkla

review

nouneleştiri

"I read a review of the new movie. (Yeni filmle ilgili bir eleştiri okudum.)"

nountekrar

"The class did a review before the exam. (Sınıf, sınavdan önce bir tekrar yaptı.)"

verbGözden geçirmek.

"Review your notes before the exam. (Sınavdan önce notlarını gözden geçir.)"

nounEleştiri, değerlendirme.

"I read the movie review. (Film eleştirisini okudum.)"

Fiil Halleri

V1review
V2reviewed
V3reviewed
INGreviewing
A1

nobody

pronoun

"Nobody was at the door. (Kapıda hiç kimse yoktu.)"

Çevirmek için tıkla

nobody

pronounhiç kimse; hiçbir kişi

"Nobody was at the door. (Kapıda hiç kimse yoktu.)"

nounönemsiz veya tanınmayan kişi

"After he lost his job, he felt like a nobody. (İşini kaybettikten sonra kendini önemsiz biri gibi hissetti.)"

A2

finally

adverb

"Finally, the bus arrived. (Sonunda otobüs geldi.)"

Çevirmek için tıkla

finally

adverbSonunda, nihayet

"Finally, the bus arrived. (Sonunda otobüs geldi.)"

adverbSon olarak

"Finally, add some salt. (Son olarak biraz tuz ekleyin.)"

A2

guide

noun

"Our guide showed us the old city. (Rehberimiz bize eski şehri gösterdi.)"

Çevirmek için tıkla

guide

nounRehber; yol gösteren kişi.

"Our guide showed us the old city. (Rehberimiz bize eski şehri gösterdi.)"

nounKılavuz; bilgi veya talimat kitabı.

"Read the guide before using the machine. (Makineyi kullanmadan önce kılavuzu okuyun.)"

verbYol göstermek; yönlendirmek.

"The teacher guided the students through the task. (Öğretmen öğrencileri görev boyunca yönlendirdi.)"

Fiil Halleri

V1guide
V2guided
V3guided
INGguiding

Deyimler / Öbekler

guide through
Bir süreci adım adım anlatıp yönlendirmek.

"She guided me through the application process. (Başvuru sürecinde bana adım adım yol gösterdi.)"

A2

mmhmm

interjection

"Mmhmm. (Evet.)"

Çevirmek için tıkla

mmhmm

interjectionevet

"Mmhmm. (Evet.)"

C1

conviction

noun

"She spoke with conviction about the new policy. (O, yeni politika hakkında güçlü bir inançla konuştu.)"

Çevirmek için tıkla

conviction

noungüçlü inanç

"She spoke with conviction about the new policy. (O, yeni politika hakkında güçlü bir inançla konuştu.)"

nounmahkûmiyet

"His conviction for fraud led to a five-year sentence. (Dolandırıcılıktan suçlu bulunması ona beş yıl hapis cezası getirdi.)"

B1

paperwork

noun

"I need to finish the paperwork before the meeting. (Toplantıdan önce evrak işlerini bitirmem gerekiyor.)"

Çevirmek için tıkla

paperwork

nounEvrak işleri.

"I need to finish the paperwork before the meeting. (Toplantıdan önce evrak işlerini bitirmem gerekiyor.)"

B2

upwards

adverb

"The balloon floated upwards. (Balon yukarı doğru süzüldü.)"

Çevirmek için tıkla

upwards

adverbYukarı doğru.

"The balloon floated upwards. (Balon yukarı doğru süzüldü.)"

adverbArtış yönünde.

"Prices have been moving upwards. (Fiyatlar yükseliyor.)"

A1

month

noun

"I will see you next month. (Seni gelecek ay göreceğim.)"

Çevirmek için tıkla

month

nounAy

"I will see you next month. (Seni gelecek ay göreceğim.)"

C2

travesty

noun

"It's a fucking travesty. (Bu tam bir rezalet.)"

Çevirmek için tıkla

travesty

nounRezalet

"It's a fucking travesty. (Bu tam bir rezalet.)"

B1

swipe

verb

"Swipe your finger across the screen to unlock the phone. (Telefonun kilidini açmak için parmağını ekranda kaydır.)"

Çevirmek için tıkla

swipe

verbKaydırmak

"Swipe your finger across the screen to unlock the phone. (Telefonun kilidini açmak için parmağını ekranda kaydır.)"

verbÇalmak.

"Someone swiped my bike from outside the shop. (Dükkanın önünden bisikletimi biri çaldı.)"

nounKaydırma / Sert eleştiri

"He made a swipe at her in the meeting. (Toplantıda ona sert bir eleştiri yöneltti.)"

Fiil Halleri

V1swipe
V2swiped
V3swiped
INGswiping

Deyimler / Öbekler

swipe at
Birine veya bir şeye vurmak amacıyla kol/elle hızlıca sallamak veya vurmaya çalışmak.

"The cat swiped at my hand. (Kedi elime saldırmaya çalıştı.)"

swipe through
Sayfaları, fotoğrafları veya içerikleri hızlıca kaydırarak göz atmak.

"She swiped through the photos to find one she liked. (Beğendiği fotoğrafı bulmak için fotoğraflara hızlıca göz attı.)"

A2

merry

adjective

"They had a merry evening with music and dancing. (Müzik ve dansla neşeli bir akşam geçirdiler.)"

Çevirmek için tıkla

merry

adjectiveNeşeli.

"They had a merry evening with music and dancing. (Müzik ve dansla neşeli bir akşam geçirdiler.)"

B2

adrenaline

noun

"The sudden noise caused a rush of adrenaline. (Ani gürültü, vücutta bir adrenalin patlamasına neden oldu.)"

Çevirmek için tıkla

adrenaline

nounAdrenalin; vücudu tehlikeye veya heyecana hazırlayan hormon.

"The sudden noise caused a rush of adrenaline. (Ani gürültü, vücutta bir adrenalin patlamasına neden oldu.)"

nounHeyecan ve coşku duygusu.

"Some people enjoy dangerous sports for the adrenaline. (Bazı insanlar adrenalin için tehlikeli sporlardan hoşlanır.)"

B1

occasion

noun

"This is a good occasion to thank everyone. (Bu, herkese teşekkür etmek için iyi bir fırsat.)"

Çevirmek için tıkla

occasion

nounFırsat, uygun zaman.

"This is a good occasion to thank everyone. (Bu, herkese teşekkür etmek için iyi bir fırsat.)"

nounÖzel olay veya gün.

"She wore a beautiful dress for the occasion. (Özel gün için güzel bir elbise giydi.)"

B2

loot

noun

"They divided the loot after the raid. (Baskından sonra ganimetleri paylaştılar.)"

Çevirmek için tıkla

loot

nounganimet (savaş/soygun)

"They divided the loot after the raid. (Baskından sonra ganimetleri paylaştılar.)"

nounoyun içi ganimet

"I'm running out of loot in the game. (Oyunda artık ganimetim tükeniyor.)"

verbyağmalamak

"Soldiers looted the town after the battle. (Savaşın ardından askerler kasabayı yağmaladı.)"

Fiil Halleri

V1loot
V2looted
V3looted
INGlooting
A1

wear

verb

"She is wearing a red dress. (Kırmızı bir elbise giyiyor.)"

Çevirmek için tıkla

wear

verbgiymek, üzerinde taşımak

"She is wearing a red dress. (Kırmızı bir elbise giyiyor.)"

verbyıpranmak, aşınmak

"These shoes wear quickly. (Bu ayakkabılar çabuk yıpranır.)"

nounaşınma, yıpranma

"This old shirt shows wear. (Bu eski gömlekte yıpranma var.)"

Fiil Halleri

V1wear
V2wore
V3worn
INGwearing

Deyimler / Öbekler

wear out
yıpratmak, eskimeye neden olmak

"These shoes wear out quickly. (Bu ayakkabılar çabuk yıpranır.)"

B2

loan

noun

"She took out a loan to buy a car. (Araba almak için kredi çekti.)"

Çevirmek için tıkla

loan

nounBorç, kredi.

"She took out a loan to buy a car. (Araba almak için kredi çekti.)"

nounÖdünç verilen şey.

"The library gave me the book on loan. (Kütüphane kitabı bana ödünç verdi.)"

verbÖdünç vermek.

"Can you loan me your bicycle for the afternoon? (Bisikletini öğleden sonra bana ödünç verebilir misin?)"

Fiil Halleri

V1loan
V2loaned
V3loaned
INGloaning

Deyimler / Öbekler

loan out
Ödünç vermek.

"The museum loans out paintings to other galleries. (Müze, tabloları başka galerilere ödünç verir.)"

B1

range

noun

"The missile has a range of 300 miles. (Füzenin 300 mil menzili var.)"

Çevirmek için tıkla

range

nounmenzil

"The missile has a range of 300 miles. (Füzenin 300 mil menzili var.)"

nounçeşitlilik

"The store offers a wide range of products. (Mağaza geniş bir ürün yelpazesi sunuyor.)"

Fiil Halleri

V1range
V2ranged
V3ranged
INGranging

Deyimler / Öbekler

range from
Belirli sınırlar arasında değişmek veya çeşitlilik göstermek (genellikle 'to' ile kullanılır).

"Prices range from $10 to $50. (Fiyatlar 10 ile 50 dolar arasında değişiyor.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

A2

rock

noun

"He sat on a rock by the river. (Nehrin yanındaki bir kayanın üzerine oturdu.)"

Çevirmek için tıkla

rock

nounKaya, taş.

"He sat on a rock by the river. (Nehrin yanındaki bir kayanın üzerine oturdu.)"

nounRock müziği.

"My brother likes rock. (Ağabeyim rock müziğini sever.)"

verbSallamak, sallanmak.

"The boat rocked on the waves. (Tekne dalgaların üzerinde sallandı.)"

Fiil Halleri

V1rock
V2rocked
V3rocked
INGrocking

Deyimler / Öbekler

rock out
Rock müzik eşliğinde coşkuyla eğlenmek.

"They rocked out at the concert. (Konserde rock müzik eşliğinde coşkuyla eğlendiler.)"

A2

oww

interjection

"Oww! That hurt. (Ay! Canım acıdı.)"

Çevirmek için tıkla

oww

interjectionAy! Canım acıdı.

"Oww! That hurt. (Ay! Canım acıdı.)"

B2

recall

verb

"I can't recall his name. (İsmini hatırlayamıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

recall

verbHatırlamak

"I can't recall his name. (İsmini hatırlayamıyorum.)"

verbgeri çağırmak

"The manufacturer recalled the defective phones. (Üretici kusurlu telefonları geri çağırdı.)"

nounHatırlama

"Her recall for dates is excellent. (Tarihler konusunda hatırlama yeteneği çok iyi.)"

noungeri çağırma

"There was a recall of the toys after the safety tests. (Güvenlik testlerinden sonra oyuncaklar geri çağrıldı.)"

Fiil Halleri

V1recall
V2recalled
V3recalled
INGrecalling