Kütüphaneye Dön
Some Like It Hot
MOVIEENZor8.1

Some Like It Hot

In Prohibition-era Chicago, musicians Joe and Jerry witness a mob hit, and flee the state in an all-female band disguised as Josephine and Daphne, but further complications set in.

1.515

Farklı kelimeler

15.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1515 kelime
C1

vermouth

noun

"Would you like it with some gin and vermouth? (Bunu biraz cin ve vermut ile ister misin?)"

Çevirmek için tıkla

vermouth

nounVermut.

"Would you like it with some gin and vermouth? (Bunu biraz cin ve vermut ile ister misin?)"

A1

land

noun

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

Çevirmek için tıkla

land

nounArazi.

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

nounArsa.

"They bought land to build a house. (Ev yapmak için arazi satın aldılar.)"

verbİnmek.

"The plane landed at 7 pm. (Uçak saat 19:00'da indi.)"

verbElde etmek.

"She landed a new job. (O, yeni bir iş buldu.)"

Fiil Halleri

V1land
V2landed
V3landed
INGlanding

Deyimler / Öbekler

land on
Bir şeyin üstüne inmek veya konmak.

"The bird landed on the branch. (Kuş dala kondu.)"

land in
Bir yere veya duruma istemeden varmak veya düşmek.

"He landed in jail. (O, hapise düştü.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B2

tuba

noun

"Come on, no purple tuba? (Haydi ama, mor bir tuba mı yok?)"

Çevirmek için tıkla

tuba

nounBüyük bakır üflemeli çalgı.

"Come on, no purple tuba? (Haydi ama, mor bir tuba mı yok?)"

A2

toward

preposition

"She walked toward the station. (O istasyona doğru yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

toward

prepositionDoğru.

"She walked toward the station. (O istasyona doğru yürüdü.)"

prepositionKarşı.

"He was very kind toward the children. (O, çocuklara karşı çok nazikti.)"

B1

cane

noun

"Didn't she walk with a cane? (O bastonla yürümedi mi?)"

Çevirmek için tıkla

cane

nounBaston.

"Didn't she walk with a cane? (O bastonla yürümedi mi?)"

nounşeker kamışı

"Sugar cane is used to make sugar. (Şeker kamışı şeker yapmak için kullanılır.)"

verbBastonla birini dövmek.

"They caned him. (Onu bastonla dövdüler.)"

Fiil Halleri

V1cane
V2caned
V3caned
INGcaning
B2

given

adjective

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

Çevirmek için tıkla

given

adjectivekabul edilmiş

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

nounkabul edilmiş gerçek

"Delays in winter are a given. (Kışın gecikmeler kabul edilmiş bir gerçektir.)"

preposition... göz önüne alındığında

"Given the weather, we stayed inside. (Hava göz önüne alındığında içeride kaldık.)"

verbvermiş

"She had given him the book before she left. (O, gitmeden önce ona kitabı vermişti.)"

Fiil Halleri

V1give
V2gave
V3given
INGgiving
A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

B2

kimono

noun

"It's... It's a kimono. (Bu... Bu, Japonya'ya özgü bele bağlanan geniş kollu geleneksel bir giysidir.)"

Çevirmek için tıkla

kimono

nounJapon geleneksel giysisi

"It's... It's a kimono. (Bu... Bu, Japonya'ya özgü bele bağlanan geniş kollu geleneksel bir giysidir.)"

nounkimono tarzı bornoz

"He put on a kimono after his shower. (Duştan sonra evde giyilen Japon tarzı gevşek bir bornoz giydi.)"

B2

ukulele

noun

"A monkey who can play the ukulele surprised the audience. (Dört telli küçük bir gitar çalabilen maymun seyirciyi şaşırttı.)"

Çevirmek için tıkla

ukulele

nounDört telli küçük gitar benzeri çalgı.

"A monkey who can play the ukulele surprised the audience. (Dört telli küçük bir gitar çalabilen maymun seyirciyi şaşırttı.)"

B1

pint

noun

"a pint of ice cream and two spoons? (Bir kutu dondurma ve iki kaşık?)"

Çevirmek için tıkla

pint

nounHacim birimi (≈ yarım litre).

"a pint of ice cream and two spoons? (Bir kutu dondurma ve iki kaşık?)"

A2

jewellery

noun

"She bought some jewellery for her sister's birthday. (O, kız kardeşinin doğum günü için bazı takılar aldı.)"

Çevirmek için tıkla

jewellery

nountakı

"She bought some jewellery for her sister's birthday. (O, kız kardeşinin doğum günü için bazı takılar aldı.)"

B2

conduct

verb

"The team will conduct a survey next month. (Ekip gelecek ay bir anket yapacak.)"

Çevirmek için tıkla

conduct

verbyürütmek

"The team will conduct a survey next month. (Ekip gelecek ay bir anket yapacak.)"

verbdavranmak

"She conducted herself calmly during the crisis. (Kriz sırasında sakin davrandı.)"

nounDavranış.

"His conduct at the meeting surprised everyone. (Toplantıdaki davranışı herkesi şaşırttı.)"

nounYürütülme biçimi.

"The conduct of the negotiations was criticised. (Görüşmelerin yürütülme biçimi eleştirildi.)"

Fiil Halleri

V1conduct
V2conducted
V3conducted
INGconducting
A1

interested

adjective

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

Çevirmek için tıkla

interested

adjectiveilgi duyan

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

adjectiveçıkarı olan

"The company is an interested party in the project. (Şirket projede çıkarı olan taraftır.)"

A1

wall

noun

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

Çevirmek için tıkla

wall

nounduvar

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

B1

fiancé

noun

"Debbie and her fiancé are happy. (Debbie ve nişanlısı mutlu.)"

Çevirmek için tıkla

fiancé

nounNişanlı erkek.

"Debbie and her fiancé are happy. (Debbie ve nişanlısı mutlu.)"

A2

marry

verb

"They will marry next month. (Onlar gelecek ay evlenecekler.)"

Çevirmek için tıkla

marry

verbEvlenmek.

"They will marry next month. (Onlar gelecek ay evlenecekler.)"

Fiil Halleri

V1marry
V2married
V3married
INGmarrying

Deyimler / Öbekler

marry off
birini (genellikle çocuğunu) evlendirmek

"They married off their daughter when she was nineteen. (Onlar kızlarını on dokuz yaşındayken evlendirdiler.)"

marry into
evlenerek bir ailenin parçası olmak

"He married into a wealthy family. (O, zengin bir ailenin parçası oldu.)"

B1

dim

adjective

"The room was lit by a single, dim bulb. (Oda tek, sönük bir ampulle aydınlatılıyordu.)"

Çevirmek için tıkla

dim

adjectiveÇok parlak olmayan, loş veya sönük.

"The room was lit by a single, dim bulb. (Oda tek, sönük bir ampulle aydınlatılıyordu.)"

verbKısmak.

"The driver dimmed his headlights. (Sürücü farlarını kıstı.)"

adjective(Argo) Zeki olmayan, anlayışı kıt.

"He's a bit dim, so you might have to explain it twice. (O biraz anlayışı kıt, bu yüzden iki kez açıklaman gerekebilir.)"

Fiil Halleri

V1dim
V2dimmed
V3dimmed
INGdimming
B2

feminine

adjective

"I haven't shown my feminine side enough today. (Bugün kadınsı yönümü yeterince göstermedim.)"

Çevirmek için tıkla

feminine

adjectiveKadınsı.

"I haven't shown my feminine side enough today. (Bugün kadınsı yönümü yeterince göstermedim.)"

B2

password

noun

"Don't share your password with anyone. (Şifreni kimseyle paylaşma.)"

Çevirmek için tıkla

password

nounşifre

"Don't share your password with anyone. (Şifreni kimseyle paylaşma.)"

A1

meeting

noun

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

meeting

nountoplantı

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
C1

drift

verb

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

Çevirmek için tıkla

drift

verbSürüklenmek.

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

verbKaymak.

"Their conversation drifted onto other topics. (Konuşmaları yavaşça başka konulara kaydı.)"

nounana fikir

"I couldn't follow the drift of his argument. (Onun savının ana fikrini takip edemedim.)"

nounBirikinti.

"Snow drifts blocked the road. (Kar birikintileri yolu kapattı.)"

Fiil Halleri

V1drift
V2drifted
V3drifted
INGdrifting

Deyimler / Öbekler

drift apart
Zamanla ilişkilerin veya insanların birbirinden uzaklaşması.

"After college they drifted apart. (Üniversiteden sonra birbirlerinden uzaklaştılar.)"

drift off
Yavaşça uykuya dalmak.

"He drifted off during the lecture. (Ders sırasında uykuya daldı.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

C1

suicidally

adverb

"But suicidally reckless wasn't one of them. (Ama ölümüne pervasız olmak bunlardan biri değildi.)"

Çevirmek için tıkla

suicidally

adverbÖlümüne, hayatını hiçe sayacak kadar pervasızca.

"But suicidally reckless wasn't one of them. (Ama ölümüne pervasız olmak bunlardan biri değildi.)"

C2

aweigh

adjective

"The anchor was aweigh, and the ship began to move. (Çapa kalkmıştı ve gemi hareket etmeye başladı.)"

Çevirmek için tıkla

aweigh

adjectiveçapa kalkmış

"The anchor was aweigh, and the ship began to move. (Çapa kalkmıştı ve gemi hareket etmeye başladı.)"

A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B1

underwater

adjective

"The scuba diver explored an underwater cave. (Dalgıç suyun yüzeyinin altındaki bir mağarayı keşfetti.)"

Çevirmek için tıkla

underwater

adjectiveSuyun yüzeyinin altında bulunan.

"The scuba diver explored an underwater cave. (Dalgıç suyun yüzeyinin altındaki bir mağarayı keşfetti.)"

adjectiveBorcu değerden fazla olan

"After the housing crash many homeowners were underwater on their mortgages. (Konut piyasası çöktüğünde birçok ev sahibinin evinin değeri konut kredilerinden daha düşük oldu.)"

adverbSuyun altında olan şekilde.

"The frog swam underwater to hide. (Kurbağa saklanmak için suyun altında yüzdü.)"

C2

side-saddle

noun

"The museum displayed a 19th-century side-saddle. (Müze, 19. yüzyıla ait bir yan eyer sergiledi.)"

Çevirmek için tıkla

side-saddle

nounyan eyer

"The museum displayed a 19th-century side-saddle. (Müze, 19. yüzyıla ait bir yan eyer sergiledi.)"

adverbyan binişle

"How to ride a horse side-saddle. (Atı yan binişle nasıl süreceğin.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

C1

contortionist

noun

"The contortionist amazed the audience by twisting into an impossible shape. (Vücudunu normalin çok ötesinde büküp döndürebilen gösteri sanatçısı, imkansız bir şekle girerek izleyicileri hayrete düşürdü.)"

Çevirmek için tıkla

contortionist

nounvücudunu bükerek gösteri yapan kişi

"The contortionist amazed the audience by twisting into an impossible shape. (Vücudunu normalin çok ötesinde büküp döndürebilen gösteri sanatçısı, imkansız bir şekle girerek izleyicileri hayrete düşürdü.)"

A2

sour

adjective

"This lemon is sour. (Bu limon ekşi.)"

Çevirmek için tıkla

sour

adjectiveEkşi.

"This lemon is sour. (Bu limon ekşi.)"

adjectiveSomurtkan, soğuk.

"She gave him a sour look. (Ona somurtuk bir bakış attı.)"

verbekşimek

"The milk soured because it was left out. (Süt dışarıda kaldığı için ekşidi.)"

verbBozulmak, kötüleşmek.

"Their friendship soured after the argument. (Kavga sonrası arkadaşlıkları bozuldu.)"

Fiil Halleri

V1sour
V2soured
V3soured
INGsouring

Deyimler / Öbekler

sour on
Bir şeye veya birine karşı hoşlanmamaya başlamak.

"He soured on the idea after hearing the details. (Detayları duyunca o fikri sevmemeye başladı.)"

C2

beau

noun

"Your homicidal beau might be. (Senin cinayet işleyebilecek erkek sevgilin olabilir.)"

Çevirmek için tıkla

beau

nounerkek sevgili

"Your homicidal beau might be. (Senin cinayet işleyebilecek erkek sevgilin olabilir.)"

C2

shyster

noun

"People called him a shyster after they discovered he had lied in court. (Mahkemede yalan söylediği ortaya çıktıktan sonra insanlar ona düzenbaz bir avukat dedi.)"

Çevirmek için tıkla

shyster

noundüzenbaz avukat

"People called him a shyster after they discovered he had lied in court. (Mahkemede yalan söylediği ortaya çıktıktan sonra insanlar ona düzenbaz bir avukat dedi.)"

C1

roadhouse

noun

"We stopped at a roadhouse for dinner. (Akşam yemeği için ana yol kenarındaki bir lokantaya uğradık.)"

Çevirmek için tıkla

roadhouse

nounYol kenarı lokantası.

"We stopped at a roadhouse for dinner. (Akşam yemeği için ana yol kenarındaki bir lokantaya uğradık.)"

nounSalaş bar.

"The band played at a roadhouse until midnight. (Grup gece yarısına kadar kasaba dışındaki salaş barda çaldı.)"

B1

till

preposition

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

Çevirmek için tıkla

till

preposition-e kadar

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

conjunction-inceye kadar

"Let's wait till the bus comes. (Otobüs gelinceye kadar bekleyelim.)"

verbToprağı sürmek.

"Farmers till the soil before planting seeds. (Çiftçiler tohum ekmeden önce toprağı sürer.)"

nounkasa

"The robber emptied the till. (Soyguncu kasayı boşalttı.)"

Fiil Halleri

V1till
V2tilled
V3tilled
INGtilling
A1

late

adjective

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

late

adjectiveGeç.

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

adjectiveMerhum.

"The late singer was very popular. (Ölen şarkıcı çok popülerdi.)"

adverbBeklenen zamandan sonra; geç biçimde.

"He arrived late. (O geç geldi.)"

A1

school

noun

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

Çevirmek için tıkla

school

nounOkul.

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

verbBir kişiye bilgi veya beceri öğretmek.

"They school their children at home. (Onlar çocuklarını evde eğitirler.)"

Fiil Halleri

V1school
V2schooled
V3schooled
INGschooling
B2

goodie

noun

"There were many goodies on the table. (Masada birçok küçük hediye vardı.)"

Çevirmek için tıkla

goodie

nounKüçük hediye.

"There were many goodies on the table. (Masada birçok küçük hediye vardı.)"

C1

bourbon

noun

"I'm gonna put the bourbon. (Amerikan viskisini koyacağım.)"

Çevirmek için tıkla

bourbon

nounAmerikan viskisi

"I'm gonna put the bourbon. (Amerikan viskisini koyacağım.)"

A1

last

adjective

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

Çevirmek için tıkla

last

adjectiveSon.

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

adjectiveZamanda hemen önceki; geçen.

"I saw her last week. (Onu geçen hafta gördüm.)"

adverbEn son.

"She arrived last. (O en son geldi.)"

verbsürmek

"The film lasted two hours. (Film iki saat sürdü.)"

Fiil Halleri

V1last
V2lasted
V3lasted
INGlasting
B2

marathon

noun

"She ran a marathon last year. (Geçen yıl bir maraton koştu.)"

Çevirmek için tıkla

marathon

noun42,195 kilometrelik uzun mesafe koşusu.

"She ran a marathon last year. (Geçen yıl bir maraton koştu.)"

nounÇok uzun ve yorucu bir iş veya etkinlik.

"Studying for the exams was a marathon. (Sınavlara çalışmak çok uzun ve yorucu bir işti.)"

adjectiveÇok uzun ve yorucu.

"They had a marathon meeting. (Uzun ve yorucu bir toplantı yaptılar.)"

A1

wash

verb

"I wash my hands. (Ellerimi yıkarım.)"

Çevirmek için tıkla

wash

verbYıkamak.

"I wash my hands. (Ellerimi yıkarım.)"

nounçamaşır; yıkama işi.

"I need to do the wash. (Çamaşırları yıkamam gerekiyor.)"

Fiil Halleri

V1wash
V2washed
V3washed
INGwashing

Deyimler / Öbekler

wash up
bulaşıkları yıkamak.

"Please wash up after dinner. (Lütfen akşam yemekten sonra bulaşıkları yıkayın.)"

wash away
su ile sürükleyip götürmek.

"The rain washed away the sand. (Yağmur kumu sürükleyip götürdü.)"

A2

weight

noun

"The weight of the box is 20 kilograms. (Kutunun ağırlığı 20 kilogram.)"

Çevirmek için tıkla

weight

nounAğırlık, kilo.

"The weight of the box is 20 kilograms. (Kutunun ağırlığı 20 kilogram.)"

nounÖnem.

"His opinion carries a lot of weight. (Onun görüşü büyük önem taşıyor.)"

verbAğırlaştırmak.

"The snow weighted down the branches. (Kar dalları ağırlaştırdı.)"

Fiil Halleri

V1weight
V2weighted
V3weighted
INGweighting
B1

warn

verb

"The doctor warned him about the risks. (Doktor onu riskler hakkında uyardı.)"

Çevirmek için tıkla

warn

verbuyarmak

"The doctor warned him about the risks. (Doktor onu riskler hakkında uyardı.)"

Fiil Halleri

V1warn
V2warned
V3warned
INGwarning
A1

warm

adjective

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

Çevirmek için tıkla

warm

adjectiveBiraz sıcak; çok soğuk olmayan, ılık.

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

adjectiveDostça ve samimi davranan; sıcak kanlı.

"She gave me a warm smile. (Bana sıcak bir gülümseme verdi.)"

verbBir şeyi daha sıcak yapmak; ısıtmak.

"She warmed the milk. (O sütü ısıttı.)"

verbDaha sıcak hale gelmek; ısınmak.

"The room warmed quickly. (Oda çabuk ısındı.)"

Fiil Halleri

V1warm
V2warmed
V3warmed
INGwarming

Deyimler / Öbekler

warm up
Daha sıcak olmak veya bir şeyi daha sıcak yapmak; egzersiz öncesi ısınmak.

"Warm up before you run. (Koşmadan önce ısın.)"

B1

receipt

noun

"Can I have a receipt for this, please? (Bunun için fiş alabilir miyim, lütfen?)"

Çevirmek için tıkla

receipt

nounfiş

"Can I have a receipt for this, please? (Bunun için fiş alabilir miyim, lütfen?)"