Kütüphaneye Dön
Green Book
MOVIEENZor8.2

Green Book

Tony Lip, a bouncer in 1962, is hired to drive pianist Don Shirley on a tour through the Deep South in the days when African Americans, forced to find alternate accommodations and services due to segregation laws below the Mason-Dixon Line, relied on a guide called The Negro Motorist Green Book.

1.375

Farklı kelimeler

15.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1375 kelime
A1

schön

Çevirmek için tıkla

schön

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

A2

dolor

Çevirmek için tıkla

dolor

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

A1

danke

Çevirmek için tıkla

danke

Henüz detaylı tanım bulunmuyor.

B2

barnstorm

verb

"The small company barnstormed the countryside with a travelling play. (Küçük tiyatro topluluğu, kırsal bölgelerde dolaşıp gösteri yaptı.)"

Çevirmek için tıkla

barnstorm

verbturne yapmak

"The small company barnstormed the countryside with a travelling play. (Küçük tiyatro topluluğu, kırsal bölgelerde dolaşıp gösteri yaptı.)"

verbcoşkulu kampanya yapmak

"The candidate barnstormed the state in the final week of the campaign. (Aday kampanyanın son haftasında eyalet genelinde coşkuyla kampanya yürüttü.)"

Fiil Halleri

V1barnstorm
V2barnstormed
V3barnstormed
INGbarnstorming
A1

you

pronoun

"You are my friend. (Sen benim arkadaşımsın.)"

Çevirmek için tıkla

you

pronounsen/siz

"You are my friend. (Sen benim arkadaşımsın.)"

pronounİnsan, insanlar (genel olarak).

"You never know what might happen. (İnsan ne olacağını asla bilemez.)"

C1

motorist

noun

"The motorist stopped to help the injured cyclist. (Sürücü, yaralı bisikletçiye yardım etmek için durdu.)"

Çevirmek için tıkla

motorist

nounMotorlu araç sürücüsü, sürücü.

"The motorist stopped to help the injured cyclist. (Sürücü, yaralı bisikletçiye yardım etmek için durdu.)"

C2

escarole

noun

"She bought some escarole to add to the salad. (Salataya eklemek için biraz geniş yapraklı endivya aldı.)"

Çevirmek için tıkla

escarole

nounGeniş yapraklı endivya

"She bought some escarole to add to the salad. (Salataya eklemek için biraz geniş yapraklı endivya aldı.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B2

skull

noun

"The archaeologists uncovered a skull during the excavation. (Arkeologlar kazı sırasında bir kafatası ortaya çıkardılar.)"

Çevirmek için tıkla

skull

nounKafatası.

"The archaeologists uncovered a skull during the excavation. (Arkeologlar kazı sırasında bir kafatası ortaya çıkardılar.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

B2

chief

noun

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

Çevirmek için tıkla

chief

nounlider

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

adjectiveEn önemli; esas olan.

"The chief reason is the high cost. (En önemli neden yüksek maliyettir.)"

A1

interested

adjective

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

Çevirmek için tıkla

interested

adjectiveilgi duyan

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

adjectiveçıkarı olan

"The company is an interested party in the project. (Şirket projede çıkarı olan taraftır.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A1

meeting

noun

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

meeting

nountoplantı

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
A2

recognize

verb

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

Çevirmek için tıkla

recognize

verbTanımak.

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

verbresmen tanımak

"The country was recognized by the United Nations. (Ülke Birleşmiş Milletler tarafından tanındı.)"

verbTakdir etmek, onurlandırmak.

"She was recognized for her work. (Çalışmaları takdir edildi.)"

Fiil Halleri

V1recognize
V2recognized
V3recognized
INGrecognizing
A1

difference

noun

"Can you tell the difference between these pictures? (Bu resimler arasındaki farkı söyleyebilir misin?)"

Çevirmek için tıkla

difference

nounFark

"Can you tell the difference between these pictures? (Bu resimler arasındaki farkı söyleyebilir misin?)"

nounMiktar farkı

"The difference between 5 and 20 is 15. (5 ile 20 arasındaki fark 15'tir.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

C2

liturgical

adjective

"It's almost liturgical. (Bu neredeyse ayinsel; ciddi ve tekrarlayan bir havası var.)"

Çevirmek için tıkla

liturgical

adjectiveayinsel

"It's almost liturgical. (Bu neredeyse ayinsel; ciddi ve tekrarlayan bir havası var.)"

A2

favor

noun

"Could you do me a favor? (Bana bir iyilik yapabilir misin?)"

Çevirmek için tıkla

favor

nounİyilik, yardım

"Could you do me a favor? (Bana bir iyilik yapabilir misin?)"

nounDestek, onay

"The new plan has the favor of many people. (Yeni plan birçok kişinin desteğini alıyor.)"

verbTercih etmek

"She favors tea over coffee. (Kahveyi değil, çayı tercih ediyor.)"

verbDesteklemek

"The voters favor the new law. (Seçmenler yeni yasayı destekliyor.)"

Fiil Halleri

V1favor
V2favored
V3favored
INGfavoring
A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

A2

pop

noun

"I heard a pop in the kitchen. (Mutfakta bir patlama sesi duydum.)"

Çevirmek için tıkla

pop

nounPatlama sesi.

"I heard a pop in the kitchen. (Mutfakta bir patlama sesi duydum.)"

nounPop müzik.

"She likes pop music. (O, yaygın olarak dinlenen hafif müziği seviyor.)"

verbPatlamak.

"The balloon popped. (Balon patladı.)"

verbUğramak.

"I'll pop into the shop for some milk. (Süt almak için dükkâna kısa süreliğine uğrayacağım.)"

Fiil Halleri

V1pop
V2popped
V3popped
INGpopping

Deyimler / Öbekler

pop in
kısa süreliğine uğramak

"Can you pop in later? (Daha sonra kısa süreliğine uğrayabilir misin?)"

pop out
kısa süreliğine dışarı çıkmak

"I need to pop out to the shop. (Dükkâna kısa süreliğine çıkmam gerekiyor.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

C1

expound

verb

"Please expound on your idea. (Lütfen fikrini detaylı ve açık şekilde açıkla.)"

Çevirmek için tıkla

expound

verbAyrıntılı olarak açıklamak

"Please expound on your idea. (Lütfen fikrini detaylı ve açık şekilde açıkla.)"

Fiil Halleri

V1expound
V2expounded
V3expounded
INGexpounding
A2

pianist

noun

"She is a true pianist. (O gerçek bir piyanisttir.)"

Çevirmek için tıkla

pianist

nounpiyanist

"She is a true pianist. (O gerçek bir piyanisttir.)"

C1

intimate

adjective

"They shared an intimate conversation about their fears. (Korkuları hakkında çok samimi bir konuşma paylaştılar.)"

Çevirmek için tıkla

intimate

adjectiveÇok yakın ve samimi; duygusal olarak birbirine bağlı.

"They shared an intimate conversation about their fears. (Korkuları hakkında çok samimi bir konuşma paylaştılar.)"

adjectiveözel, kişisel

"He revealed intimate details of his childhood. (Çocukluğuyla ilgili çok özel ayrıntıları açıkladı.)"

verbDolaylı olarak söylemek veya ima etmek.

"She intimated that she might resign if changes weren't made. (Değişiklik yapılmazsa istifa edebileceğini dolaylı olarak ima etti.)"

nounyakın arkadaş, sırdaş

"He confided in his intimates about the decision. (Karar hakkında en yakın arkadaşlarına içini döktü.)"

adjectiveCinsel ilişki içeren, cinsel yakınlıkla ilgili.

"She was intimate with someone she trusted. (Güvendiği biriyle cinsel ilişki yaşıyordu.)"

Fiil Halleri

V1intimate
V2intimated
V3intimated
INGintimating
B1

dice

noun

"He shook the dice and rolled a six. (Zarı salladı ve altı attı.)"

Çevirmek için tıkla

dice

nounZar

"He shook the dice and rolled a six. (Zarı salladı ve altı attı.)"

verbKüp küp doğramak

"She diced the tomatoes for the salad. (Salata için domatesleri küp küp doğradı.)"

verbZar atmak; riske girmek

"Just getting ready to roll the dice. (Zar atmaya hazırlanıyorum.)"

Fiil Halleri

V1dice
V2diced
V3diced
INGdicing

Deyimler / Öbekler

dice with
Tehlikeyle oynamak

"He was dicing with death when he climbed the cliff without a rope. (Halat olmadan uçuruma tırmandığında ölümle oynuyordu.)"

A2

attend

verb

"I attended the conference. (Konferansa katıldım.)"

Çevirmek için tıkla

attend

verbBir etkinliğe ya da toplantıya katılmak.

"I attended the conference. (Konferansa katıldım.)"

Fiil Halleri

V1attend
V2attended
V3attended
INGattending
B2

phony

adjective

"That painting is phony. (O tablo sahte.)"

Çevirmek için tıkla

phony

adjectiveGerçek olmayan; sahte.

"That painting is phony. (O tablo sahte.)"

nounSahtekar.

"He turned out to be a phony. (Onun sahtekar olduğu ortaya çıktı.)"

A1

late

adjective

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

late

adjectiveGeç.

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

adjectiveMerhum.

"The late singer was very popular. (Ölen şarkıcı çok popülerdi.)"

adverbBeklenen zamandan sonra; geç biçimde.

"He arrived late. (O geç geldi.)"

A2

continue

verb

"Please continue your story. (Lütfen hikayene devam et.)"

Çevirmek için tıkla

continue

verbDevam etmek.

"Please continue your story. (Lütfen hikayene devam et.)"

Fiil Halleri

V1continue
V2continued
V3continued
INGcontinuing
A1

hat

noun

"I have a new hat. (Yeni bir şapkam var.)"

Çevirmek için tıkla

hat

nounşapka

"I have a new hat. (Yeni bir şapkam var.)"

A2

realize

verb

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

Çevirmek için tıkla

realize

verbBir şeyin farkına varmak, anlamak.

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

verbGerçekleştirmek, hayata geçirmek.

"She realized her dream of becoming a doctor. (Doktor olma hayalini gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1realize
V2realized
V3realized
INGrealizing
B1

yo

exclamation

"Yo, what's up? (Hey, naber?)"

Çevirmek için tıkla

yo

exclamationhey

"Yo, what's up? (Hey, naber?)"

A1

last

adjective

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

Çevirmek için tıkla

last

adjectiveSon.

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

adjectiveZamanda hemen önceki; geçen.

"I saw her last week. (Onu geçen hafta gördüm.)"

adverbEn son.

"She arrived last. (O en son geldi.)"

verbsürmek

"The film lasted two hours. (Film iki saat sürdü.)"

Fiil Halleri

V1last
V2lasted
V3lasted
INGlasting
A1

wash

verb

"I wash my hands. (Ellerimi yıkarım.)"

Çevirmek için tıkla

wash

verbYıkamak.

"I wash my hands. (Ellerimi yıkarım.)"

nounçamaşır; yıkama işi.

"I need to do the wash. (Çamaşırları yıkamam gerekiyor.)"

Fiil Halleri

V1wash
V2washed
V3washed
INGwashing

Deyimler / Öbekler

wash up
bulaşıkları yıkamak.

"Please wash up after dinner. (Lütfen akşam yemekten sonra bulaşıkları yıkayın.)"

wash away
su ile sürükleyip götürmek.

"The rain washed away the sand. (Yağmur kumu sürükleyip götürdü.)"

A1

warm

adjective

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

Çevirmek için tıkla

warm

adjectiveBiraz sıcak; çok soğuk olmayan, ılık.

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

adjectiveDostça ve samimi davranan; sıcak kanlı.

"She gave me a warm smile. (Bana sıcak bir gülümseme verdi.)"

verbBir şeyi daha sıcak yapmak; ısıtmak.

"She warmed the milk. (O sütü ısıttı.)"

verbDaha sıcak hale gelmek; ısınmak.

"The room warmed quickly. (Oda çabuk ısındı.)"

Fiil Halleri

V1warm
V2warmed
V3warmed
INGwarming

Deyimler / Öbekler

warm up
Daha sıcak olmak veya bir şeyi daha sıcak yapmak; egzersiz öncesi ısınmak.

"Warm up before you run. (Koşmadan önce ısın.)"

B1

receipt

noun

"Can I have a receipt for this, please? (Bunun için fiş alabilir miyim, lütfen?)"

Çevirmek için tıkla

receipt

nounfiş

"Can I have a receipt for this, please? (Bunun için fiş alabilir miyim, lütfen?)"

B1

one-two

noun

"They scored after a quick one-two. (Hızlı bir bir-iki paslaşmadan sonra gol attılar.)"

Çevirmek için tıkla

one-two

nounBir-iki paslaşması.

"They scored after a quick one-two. (Hızlı bir bir-iki paslaşmadan sonra gol attılar.)"

interjection'Bir, iki' sayısı.

"One-two, one-two, clap your hands! (Bir-iki, bir-iki, ellerinizi çırpın!)"

noun(polis dili) Baskında binanın 1. ve 2. cephelerinin birleştiği köşe.

"You two take the one-two corner. (Siz ikiniz bir-iki köşesini alın.)"

A1

anything

pronoun

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Çevirmek için tıkla

anything

pronounHerhangi bir şey.

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Fiil Halleri

V1
V2
V3
ING
B1

lover

noun

"They were lovers for three years. (Onlar üç yıl boyunca sevgililerdi.)"

Çevirmek için tıkla

lover

nounSevgili.

"They were lovers for three years. (Onlar üç yıl boyunca sevgililerdi.)"

nounBir şeyi çok seven kişi.

"She is a lover of classical music. (O klasik müziği çok seven biridir.)"

C1

cocktail

noun

"She ordered a cocktail at the bar. (Barda bir kokteyl sipariş etti.)"

Çevirmek için tıkla

cocktail

nounkokteyl

"She ordered a cocktail at the bar. (Barda bir kokteyl sipariş etti.)"

nounKarışım.

"The city's festival was a cocktail of music, food, and art. (Şehrin festivali müzik, yemek ve sanatın karışımıydı.)"

B1

high-class

adjective

"You were such a high-class snitch. (Sen ne kadar seçkin bir muhbirdin.)"

Çevirmek için tıkla

high-class

adjectiveSeçkin.

"You were such a high-class snitch. (Sen ne kadar seçkin bir muhbirdin.)"

adjectiveLüks.

"They stayed at a high-class hotel. (Onlar lüks bir otelde kaldılar.)"

A1

early

adjective

"We took an early train. (Biz erken bir trene bindik.)"

Çevirmek için tıkla

early

adjectiveBeklenen veya normal zamandan önce olan.

"We took an early train. (Biz erken bir trene bindik.)"

adverbErken.

"I woke up early. (Erken uyandım.)"

A1

greaseball

noun

"Get lost, greaseball! (Defol, yağlı herif!)"

Çevirmek için tıkla

greaseball

noun(kaba) İtalyanlara ya da yağlı görünümlü kişilere yönelik hakaret.

"Get lost, greaseball! (Defol, yağlı herif!)"

A1

yes

adverb

"Are you coming? Yes, I am. (Geliyor musun? Evet, geliyorum.)"

Çevirmek için tıkla

yes

adverbevet

"Are you coming? Yes, I am. (Geliyor musun? Evet, geliyorum.)"

nounOlumlu yanıt, kabul.

"The committee gave a clear yes. (Komite net bir “evet” yanıtı verdi.)"

A2

yet

adverb

"Have you finished your homework yet? (Ödevini henüz bitirdin mi?)"

Çevirmek için tıkla

yet

adverbhenüz

"Have you finished your homework yet? (Ödevini henüz bitirdin mi?)"

conjunctionyine de

"He was tired, yet he continued working. (O yorgundu, yine de çalışmaya devam etti.)"