Kütüphaneye Dön
Come and See
MOVIEENOrta8.2

Come and See

The invasion of a village in Belarus by German forces sends young Florya into the forest to join the weary Resistance fighters, against his family's wishes. There he meets a girl, Glasha, who accompanies him back to his village. On returning home, Florya finds his family and fellow peasants massacred. His continued survival amidst the brutal debris of war becomes increasingly nightmarish, a battle between despair and hope.

492

Farklı kelimeler

15.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

492 kelime
A1

but

conjunction

"I like apples, but I don't like oranges. (Elma severim ama portakalı sevmem.)"

Çevirmek için tıkla

but

conjunctionama

"I like apples, but I don't like oranges. (Elma severim ama portakalı sevmem.)"

prepositionhariç

"Everyone but John came. (John hariç herkes geldi.)"

C1

partisan

noun

"He is a partisan of the new movement. (O, yeni hareketin yandaşıdır.)"

Çevirmek için tıkla

partisan

nounyandaş

"He is a partisan of the new movement. (O, yeni hareketin yandaşıdır.)"

noungerilla

"Partisans attacked the supply train during the war. (Savaş sırasında gerillalar ikmal trenine saldırdı.)"

adjectivetaraflı

"The report was clearly partisan. (Rapor açıkça taraflıydı.)"

B1

hunt

verb

"They hunt deer in the forest. (Onlar ormanda geyik avlar.)"

Çevirmek için tıkla

hunt

verbavlamak

"They hunt deer in the forest. (Onlar ormanda geyik avlar.)"

verbBir şeyi bulmak için aramak.

"She is hunting for her keys. (O anahtarlarını arıyor.)"

nounHayvanları avlama etkinliği veya işi.

"Hunting is popular in some rural areas. (Bazı kırsal bölgelerde hayvan avlamak popülerdir.)"

nounBir şeyi bulmak için yapılan arama.

"Their hunt for the missing papers lasted a week. (Kayıp belgeleri bulma aramaları bir hafta sürdü.)"

Fiil Halleri

V1hunt
V2hunted
V3hunted
INGhunting

Deyimler / Öbekler

hunt down
Birini veya bir şeyi izleyip yakalayıp ele geçirmek.

"Police hunted down the suspect. (Polis şüpheliyi izleyip yakaladı.)"

hunt for
Bir şeyi aramak.

"I'm hunting for a new apartment. (Yeni bir daire arıyorum.)"

A2

rather

adverb

"It is rather cold today. (Bugün hava oldukça soğuk.)"

Çevirmek için tıkla

rather

adverbOldukça, epeyce.

"It is rather cold today. (Bugün hava oldukça soğuk.)"

adverbTercihen; daha doğrusu.

"I would rather stay at home. (Evde kalmayı tercih ederim.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

B2

chief

noun

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

Çevirmek için tıkla

chief

nounlider

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

adjectiveEn önemli; esas olan.

"The chief reason is the high cost. (En önemli neden yüksek maliyettir.)"

B2

automatic

adjective

"The washing machine is automatic; it finishes the program by itself. (Çamaşır makinesi insan müdahalesi olmadan çalışır; programı kendi başına bitirir.)"

Çevirmek için tıkla

automatic

adjectiveOtomatik.

"The washing machine is automatic; it finishes the program by itself. (Çamaşır makinesi insan müdahalesi olmadan çalışır; programı kendi başına bitirir.)"

adjectiveDüşünmeden ya da refleks olarak yapılan.

"His reaction was automatic when he heard the noise. (Gürültüyü duyduğunda tepkisi düşünmeden oldu.)"

B1

pour

verb

"She poured milk into the glass. (O, bardağa süt döktü.)"

Çevirmek için tıkla

pour

verbdökmek

"She poured milk into the glass. (O, bardağa süt döktü.)"

verbŞiddetli yağmur yağmak.

"It started to pour during our walk. (Yürüyüş sırasında şiddetli yağmur başladı.)"

Fiil Halleri

V1pour
V2poured
V3poured
INGpouring

Deyimler / Öbekler

pour out
Duyguları veya düşünceleri açıkça ve içten söylemek.

"She poured out her feelings to her friend. (O, duygularını arkadaşına içten anlattı.)"

pour down
Çok şiddetli yağmur yağmak.

"It poured down all afternoon. (Tüm öğleden sonra şiddetli yağmur yağdı.)"

B2

grenade

noun

"He actually tried to stuff an old grenade into the bag. (Aslında eski bir el bombasını çantaya sokmaya çalıştı.)"

Çevirmek için tıkla

grenade

nounEl bombası

"He actually tried to stuff an old grenade into the bag. (Aslında eski bir el bombasını çantaya sokmaya çalıştı.)"

B1

truth

noun

"She always tells the truth. (O her zaman doğruyu söyler.)"

Çevirmek için tıkla

truth

nounGerçek; doğru olan şey.

"She always tells the truth. (O her zaman doğruyu söyler.)"

B2

obey

verb

"Soldiers must obey orders. (Askerler emirlere uymak zorundadır.)"

Çevirmek için tıkla

obey

verbitaat etmek

"Soldiers must obey orders. (Askerler emirlere uymak zorundadır.)"

Fiil Halleri

V1obey
V2obeyed
V3obeyed
INGobeying
A1

who

pronoun

"Who is that? (O kim?)"

Çevirmek için tıkla

who

pronounKim.

"Who is that? (O kim?)"

pronounilgi zamiri

"The woman who called is my sister. (Telefon eden kadın benim kız kardeşim.)"

pronoun…-en kişi.

"She is the friend who helped me. (O, bana yardım eden arkadaş.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

B1

liar

noun

"He is a liar. (O bir yalancı.)"

Çevirmek için tıkla

liar

nounYalan söyleyen kişi.

"He is a liar. (O bir yalancı.)"

A1

game

noun

"We played a game. (Oyun oynadık.)"

Çevirmek için tıkla

game

nounOyun

"We played a game. (Oyun oynadık.)"

nounAvlanmak için yakalanan vahşi hayvanlar.

"They hunted game in the forest. (Ormanda av yaptılar.)"

A2

lead

noun

"The old pipes contained lead. (Eski borular kurşun içeriyordu.)"

Çevirmek için tıkla

lead

nounkurşun

"The old pipes contained lead. (Eski borular kurşun içeriyordu.)"

nounÜstünlük, fark.

"They have a two-goal lead in the match. (Maçta iki gollük üstünlükleri var.)"

verbBir grubu yönetmek ya da yönlendirmek.

"She leads a team of 20 people. (20 kişilik bir ekibe liderlik ediyor.)"

verbBir yere gitmek, götürmek.

"This road leads to the city. (Bu yol şehre gidiyor.)"

nounBaşrol.

"She won the lead in a new musical. (Yeni bir müzikalde başrolü kazandı.)"

Fiil Halleri

V1lead
V2led
V3led
INGleading
B2

password

noun

"Don't share your password with anyone. (Şifreni kimseyle paylaşma.)"

Çevirmek için tıkla

password

nounşifre

"Don't share your password with anyone. (Şifreni kimseyle paylaşma.)"

B2

faith

noun

"Many people find comfort in their faith. (Birçok insan dini inançlarında teselli bulur.)"

Çevirmek için tıkla

faith

noundini inanç

"Many people find comfort in their faith. (Birçok insan dini inançlarında teselli bulur.)"

nounGüven

"I have faith in your plan. (Planına güveniyorum.)"

A1

why

adverb

"Why are you late? (Neden geç kaldın?)"

Çevirmek için tıkla

why

adverbNeden.

"Why are you late? (Neden geç kaldın?)"

adverbBu yüzden

"He was tired, that's why he slept early. (O yorgundu, bu yüzden erken yattı.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
A2

alone

adjective

"She was alone in the house. (Evde yalnızdı.)"

Çevirmek için tıkla

alone

adjectiveYanında başka kimse olmadan, tek başına.

"She was alone in the house. (Evde yalnızdı.)"

adverbYardım almadan, kendi başına.

"I can finish this project alone. (Bu projeyi tek başıma bitirebilirim.)"

A1

baby

noun

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

Çevirmek için tıkla

baby

nounBebek.

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

nounYavru.

"The dog had three babies. (Köpeğin üç yavrusu vardı.)"

verbŞımartmak; aşırı korumak

"Don't baby him; let him try. (Ona aşırı koruyucu davranma; denemesine izin ver.)"

adjectiveBebek.

"She bought baby clothes. (O bebek giysileri aldı.)"

nounÖzenle ilgilenilen şey; gözbebeği.

"This old car is my baby. (Bu eski araba benim gözbebeğim.)"

Fiil Halleri

V1baby
V2babied
V3babied
INGbabying
C1

rip

verb

"Be careful not to rip the paper. (Kağıdı yırtmamaya dikkat et.)"

Çevirmek için tıkla

rip

verbYırtmak.

"Be careful not to rip the paper. (Kağıdı yırtmamaya dikkat et.)"

verbDijitale kopyalamak.

"She ripped the album from the CD. (Albümün içeriğini CD'den bilgisayara kopyaladı.)"

nounKumaşta, giyside veya kağıtta oluşan yırtık.

"There is a rip in my jeans. (Kot pantolonumda bir yırtık var.)"

Fiil Halleri

V1rip
V2ripped
V3ripped
INGripping

Deyimler / Öbekler

rip off
Birinden gereğinden fazla para almak veya dolandırmak.

"They ripped me off at the market. (Pazarda beni dolandırdılar.)"

rip up
Bir şeyi parçalara ayırarak yırtmak.

"He ripped up the letter. (Mektubu yırttı.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B1

fist

noun

"He clenched his fist when he heard the news. (Haberi duyunca yumruğunu sıktı.)"

Çevirmek için tıkla

fist

nounYumruk.

"He clenched his fist when he heard the news. (Haberi duyunca yumruğunu sıktı.)"

A2

along

preposition

"We walked along the river. (Nehir boyunca yürüdük.)"

Çevirmek için tıkla

along

prepositionBoyunca.

"We walked along the river. (Nehir boyunca yürüdük.)"

adverbİleriye doğru bir yönde; birlikte.

"He brought his friend along to the party. (Partiye arkadaşını da beraberinde getirdi.)"

A2

recognize

verb

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

Çevirmek için tıkla

recognize

verbTanımak.

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

verbresmen tanımak

"The country was recognized by the United Nations. (Ülke Birleşmiş Milletler tarafından tanındı.)"

verbTakdir etmek, onurlandırmak.

"She was recognized for her work. (Çalışmaları takdir edildi.)"

Fiil Halleri

V1recognize
V2recognized
V3recognized
INGrecognizing
A1

nothing

pronoun

"There is nothing in the box. (Kutunun içinde hiçbir şey yok.)"

Çevirmek için tıkla

nothing

pronounHerhangi bir şeyin olmaması; hiçbir şey.

"There is nothing in the box. (Kutunun içinde hiçbir şey yok.)"

pronounÖnemsiz veya değersiz şey; sorun olmayan şey.

"The small mistake was nothing to worry about. (Küçük hata endişelenecek bir şey değildi.)"

C1

warehouse

noun

"The factory sent the products to the warehouse. (Fabrika ürünleri depoya gönderdi.)"

Çevirmek için tıkla

warehouse

nounDepo.

"The factory sent the products to the warehouse. (Fabrika ürünleri depoya gönderdi.)"

verbDepolamak.

"They warehoused the new equipment until it was needed. (Yeni ekipmanı ihtiyaç duyulana kadar depoda sakladılar.)"

Fiil Halleri

V1warehouse
V2warehoused
V3warehoused
INGwarehousing
A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A1

should

modal verb

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

Çevirmek için tıkla

should

modal verb-meli/-malı

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

modal verb…-meliydi; yapılması beklenirdi.

"I should have called earlier. (Daha önce aramalıydım.)"

A2

designer

noun

"She is a fashion designer. (O bir moda tasarımcısı.)"

Çevirmek için tıkla

designer

nounTasarımcı

"She is a fashion designer. (O bir moda tasarımcısı.)"

adjectiveMarkalı

"She bought a designer bag. (O, markalı bir çanta satın aldı.)"

C1

slop

verb

"Slop the pigs. (Domuzlara yemek ver.)"

Çevirmek için tıkla

slop

verbDomuzlara artık veya sulu yiyecek vermek.

"Slop the pigs. (Domuzlara yemek ver.)"

verbsıvıyı dökmek veya sıçratmak

"He slopped coffee on his shirt. (Kahveyi gömleğine döktü.)"

nounDomuz yemi.

"The pigs ate the slop. (Domuzlar artık yemi yedi.)"

noundökülmüş veya taşmış kirli sıvı

"There was slop on the floor. (Yerde sıvı dökülmüştü.)"

Fiil Halleri

V1slop
V2slopped
V3slopped
INGslopping
A2

fear

noun

"She felt a sudden fear. (O, aniden bir korku hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

fear

nounKorku

"She felt a sudden fear. (O, aniden bir korku hissetti.)"

verbKorkmak.

"Children often fear the dark. (Çocuklar çoğunlukla karanlıktan korkar.)"

verbEndişe duymak.

"I fear we are too late. (Korkarım çok geç kaldık.)"

Fiil Halleri

V1fear
V2feared
V3feared
INGfearing

Deyimler / Öbekler

fear for
Birinin ya da bir şeyin güvenliği veya durumu için endişe duymak.

"They feared for the hostages' safety. (Onlar rehinedeki kişilerin güvenliği için endişe ettiler.)"

A1

uncle

noun

"My uncle on my father's side lives next door. (Babam tarafından amcam yan dairede yaşıyor.)"

Çevirmek için tıkla

uncle

nounAmca veya dayı

"My uncle on my father's side lives next door. (Babam tarafından amcam yan dairede yaşıyor.)"

nounAmca (hitap)

"She called the old neighbor 'uncle'. (O, yaşlı komşusuna 'amca' diye seslendi.)"

B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

A1

air

noun

"There is fresh air outside. (Dışarıda temiz hava var.)"

Çevirmek için tıkla

air

nounSoluduğumuz gaz; etraftaki hava.

"There is fresh air outside. (Dışarıda temiz hava var.)"

verbOdaya taze hava sokmak; havalandırmak.

"Please air the room. (Lütfen odayı havalandır.)"

Fiil Halleri

V1air
V2aired
V3aired
INGairing

Deyimler / Öbekler

air out
Bir yeri veya giysiyi havalandırmak.

"They aired out the house. (Evi havalandırdılar.)"

A1

bring

verb

"Bring your homework tomorrow. (Yarın ödevini getir.)"

Çevirmek için tıkla

bring

verbBir şeyi yanında taşımak, getirmek.

"Bring your homework tomorrow. (Yarın ödevini getir.)"

Fiil Halleri

V1bring
V2brought
V3brought
INGbringing

Deyimler / Öbekler

bring up
Yetiştirmek; bir konuyu gündeme getirmek.

"She brought up her children alone. (Çocuklarını yalnız yetiştirdi.)"

bring about
Neden olmak, yol açmak.

"The rain brought about flooding. (Yağmur sele neden oldu.)"

A2

alright

interjection

"Alright, let's see. Where is he? (Peki, bakalım. O nerede?)"

Çevirmek için tıkla

alright

interjectiontamam

"Alright, let's see. Where is he? (Peki, bakalım. O nerede?)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

A2

thief

noun

"The thief ran away with my bag. (Hırsız çantamı alıp kaçtı.)"

Çevirmek için tıkla

thief

nounHırsız.

"The thief ran away with my bag. (Hırsız çantamı alıp kaçtı.)"

A1

goodbye

interjection

"She waved and said goodbye. (O el salladı ve hoşça kal dedi.)"

Çevirmek için tıkla

goodbye

interjectionAyrılırken söylenen kısa veda sözü.

"She waved and said goodbye. (O el salladı ve hoşça kal dedi.)"

nounveda

"They said their goodbyes at the airport. (Havaalanında vedalaştılar.)"

A1

can

modal

"She can swim. (O yüzebilir.)"

Çevirmek için tıkla

can

modalYapabilmek.

"She can swim. (O yüzebilir.)"

modalİzin istemek/vermeyi belirtir.

"Can I open the window? (Pencereyi açabilir miyim?)"

nounKutu.

"I have a can of soda. (Bir kutu gazozum var.)"

B2

dot

noun

"There is a tiny dot on your shirt. (Gömleğinde küçük bir nokta var.)"

Çevirmek için tıkla

dot

nounKüçük, yuvarlak leke veya işaret; nokta.

"There is a tiny dot on your shirt. (Gömleğinde küçük bir nokta var.)"

verbNoktalamak; serpiştirmek

"The sky was dotted with stars. (Gökyüzü yıldızlarla doluydu.)"

Fiil Halleri

V1dot
V2dotted
V3dotted
INGdotting
C1

sacred

adjective

"The shrine is a sacred place for the community. (Mabet topluluk için kutsal bir yerdir.)"

Çevirmek için tıkla

sacred

adjectiveDinsel, kutsal.

"The shrine is a sacred place for the community. (Mabet topluluk için kutsal bir yerdir.)"

adjectiveDokunulmaz; çok değerli.

"For many people, certain traditions are sacred and cannot be questioned. (Birçok kişi için bazı gelenekler kutsaldır ve sorgulanamaz.)"

A2

skin

noun

"Her skin is very soft. (Onun derisi çok yumuşak.)"

Çevirmek için tıkla

skin

nounVücudun dış kısmını örten ince tabaka.

"Her skin is very soft. (Onun derisi çok yumuşak.)"

nounHayvanın dışındaki deri veya kürk.

"He found a snake's skin on the path. (Yolun üstünde yılanın derisini buldu.)"

verbderisini soymak

"They skinned the rabbit. (Tavşanın derisini soydular.)"

verbsıyırmak

"He skinned his knee when he fell. (Düştüğünde dizini sıyırdı.)"

Fiil Halleri

V1skin
V2skinned
V3skinned
INGskinning
C1

standing

adjective

"The audience gave the singer a standing ovation. (Seyirciler şarkıcıyı ayakta alkışladı.)"

Çevirmek için tıkla

standing

adjectiveayakta

"The audience gave the singer a standing ovation. (Seyirciler şarkıcıyı ayakta alkışladı.)"

adjectiveSürekli.

"He has a standing invitation to visit their house. (Onların evini ziyaret etmesi için sürekli bir davetiyesi var.)"

nounbir kişinin toplumdaki saygınlığı veya sosyal konumu

"Her standing in the community grew after she started the charity. (Hayır kurumunu başlattıktan sonra toplumdaki saygınlığı arttı.)"

A1

hair

noun

"She has long hair. (Onun saçları uzun.)"

Çevirmek için tıkla

hair

nounSaç

"She has long hair. (Onun saçları uzun.)"