Kütüphaneye Dön
Good Will Hunting
MOVIEENZor8.2

Good Will Hunting

Will Hunting is a headstrong, working-class genius who is failing the lessons of life. After one too many run-ins with the law, Will's last chance is a psychology professor, who might be the only man who can reach him.

1.578

Farklı kelimeler

15.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1578 kelime
A2

lecture

noun

"The professor gave a lecture on climate change. (Profesör iklim değişikliği hakkında bir ders verdi.)"

Çevirmek için tıkla

lecture

nounDers

"The professor gave a lecture on climate change. (Profesör iklim değişikliği hakkında bir ders verdi.)"

nounAzarlama konuşması.

"He got a lecture from his father for missing curfew. (Sokağa çıkma saatini geçirdiği için babasından azarlama aldı.)"

verbDers vermek

"She lectures on English literature at the college. (Kolejde İngiliz edebiyatı hakkında ders veriyor.)"

verbAzarlamak

"The coach lectured the players for not trying hard. (Antrenör, yeterince çaba göstermedikleri için oyuncuları azarladı.)"

Fiil Halleri

V1lecture
V2lectured
V3lectured
INGlecturing
A1

book

noun

"This is my book. (Bu benim kitabım.)"

Çevirmek için tıkla

book

nounKitap.

"This is my book. (Bu benim kitabım.)"

verbAyırtmak.

"I booked a table for two. (İki kişilik bir masa ayırttım.)"

Fiil Halleri

V1book
V2booked
V3booked
INGbooking

Deyimler / Öbekler

book in
Otele varınca giriş kaydı yaptırmak.

"She booked in at the hotel. (Otelin giriş kaydını yaptırdı.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B2

given

adjective

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

Çevirmek için tıkla

given

adjectivekabul edilmiş

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

nounkabul edilmiş gerçek

"Delays in winter are a given. (Kışın gecikmeler kabul edilmiş bir gerçektir.)"

preposition... göz önüne alındığında

"Given the weather, we stayed inside. (Hava göz önüne alındığında içeride kaldık.)"

verbvermiş

"She had given him the book before she left. (O, gitmeden önce ona kitabı vermişti.)"

Fiil Halleri

V1give
V2gave
V3given
INGgiving
B2

chief

noun

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

Çevirmek için tıkla

chief

nounlider

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

adjectiveEn önemli; esas olan.

"The chief reason is the high cost. (En önemli neden yüksek maliyettir.)"

B2

urine

noun

"The doctor examined his urine. (Doktor onun idrarını inceledi.)"

Çevirmek için tıkla

urine

nounİdrar

"The doctor examined his urine. (Doktor onun idrarını inceledi.)"

A1

wall

noun

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

Çevirmek için tıkla

wall

nounduvar

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

marry

verb

"They will marry next month. (Onlar gelecek ay evlenecekler.)"

Çevirmek için tıkla

marry

verbEvlenmek.

"They will marry next month. (Onlar gelecek ay evlenecekler.)"

Fiil Halleri

V1marry
V2married
V3married
INGmarrying

Deyimler / Öbekler

marry off
birini (genellikle çocuğunu) evlendirmek

"They married off their daughter when she was nineteen. (Onlar kızlarını on dokuz yaşındayken evlendirdiler.)"

marry into
evlenerek bir ailenin parçası olmak

"He married into a wealthy family. (O, zengin bir ailenin parçası oldu.)"

C1

liberty

noun

"The citizens fought for their liberty. (Vatandaşlar özgürlükleri için savaştı.)"

Çevirmek için tıkla

liberty

nounÖzgürlük.

"The citizens fought for their liberty. (Vatandaşlar özgürlükleri için savaştı.)"

nounRahat davranma (izinsiz).

"I took the liberty of adjusting the schedule. (Programı izin almadan değiştirdim.)"

A1

meeting

noun

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

meeting

nountoplantı

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
C1

chaos

noun

"After the storm, the streets were in chaos. (Fırtınadan sonra sokaklar kargaşa içindeydi.)"

Çevirmek için tıkla

chaos

nounKargaşa.

"After the storm, the streets were in chaos. (Fırtınadan sonra sokaklar kargaşa içindeydi.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
A2

recognize

verb

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

Çevirmek için tıkla

recognize

verbTanımak.

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

verbresmen tanımak

"The country was recognized by the United Nations. (Ülke Birleşmiş Milletler tarafından tanındı.)"

verbTakdir etmek, onurlandırmak.

"She was recognized for her work. (Çalışmaları takdir edildi.)"

Fiil Halleri

V1recognize
V2recognized
V3recognized
INGrecognizing
B1

do-it-yourself

adjective

"They followed a do-it-yourself guide to fix the sink. (Lavaboyu tamir etmek için kendin yap kılavuzunu izlediler.)"

Çevirmek için tıkla

do-it-yourself

adjectivekendin yap

"They followed a do-it-yourself guide to fix the sink. (Lavaboyu tamir etmek için kendin yap kılavuzunu izlediler.)"

nounkendin yap işi

"They prefer a do-it-yourself to hiring a plumber. (Bir tesisatçı tutmak yerine işleri kendilerinin yapmayı tercih ediyorlar.)"

A1

difference

noun

"Can you tell the difference between these pictures? (Bu resimler arasındaki farkı söyleyebilir misin?)"

Çevirmek için tıkla

difference

nounFark

"Can you tell the difference between these pictures? (Bu resimler arasındaki farkı söyleyebilir misin?)"

nounMiktar farkı

"The difference between 5 and 20 is 15. (5 ile 20 arasındaki fark 15'tir.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

B2

parole

noun

"Just ask my parole officer. (Sadece şartlı tahliye memuruma sor.)"

Çevirmek için tıkla

parole

nounŞartlı tahliye.

"Just ask my parole officer. (Sadece şartlı tahliye memuruma sor.)"

verbŞartlı tahliye etmek.

"They paroled him after five years. (Onu beş yıl sonra şartlı tahliye ettiler.)"

Fiil Halleri

V1parole
V2paroled
V3paroled
INGparoling
C1

ward

noun

"The children's ward is on the second floor. (Çocuk servisi ikinci kattadır.)"

Çevirmek için tıkla

ward

nounServis.

"The children's ward is on the second floor. (Çocuk servisi ikinci kattadır.)"

nounseçim bölgesi

"She represents the northern ward on the city council. (O, şehir meclisinde kuzey bölgesini temsil ediyor.)"

verbUzaklaştırmak.

"She warded off the dog with a stick. (Sopayla köpeği uzaklaştırdı.)"

Fiil Halleri

V1ward
V2warded
V3warded
INGwarding

Deyimler / Öbekler

ward off
Bir tehlike veya zarar verici şeyi uzak tutmak veya engellemek.

"He managed to ward off the attacker. (Saldırganı uzaklaştırmayı başardı.)"

A2

prize

noun

"She won a prize for her painting. (O, resmi için bir ödül kazandı.)"

Çevirmek için tıkla

prize

nounÖdül.

"She won a prize for her painting. (O, resmi için bir ödül kazandı.)"

verbbir şeyi çok değerli veya önemli saymak

"We prize honesty in our family. (Bizim ailemiz dürüstlüğe değer verir.)"

Fiil Halleri

V1prize
V2prized
V3prized
INGprizing
A2

accident

noun

"There was a car accident on the highway. (Otobanda bir araba kazası oldu.)"

Çevirmek için tıkla

accident

nounkaza

"There was a car accident on the highway. (Otobanda bir araba kazası oldu.)"

A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
C1

renown

noun

"The scientist achieved renown for her research. (Bilim insanı araştırmalarıyla ün kazandı.)"

Çevirmek için tıkla

renown

nounün

"The scientist achieved renown for her research. (Bilim insanı araştırmalarıyla ün kazandı.)"

B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

C1

laureate

noun

"He is a Nobel Prize laureate. (O Nobel Ödülü sahibidir.)"

Çevirmek için tıkla

laureate

nounÖdül sahibi

"He is a Nobel Prize laureate. (O Nobel Ödülü sahibidir.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

A2

hammer

noun

"He used a hammer to build the birdhouse. (O, kuş evi yapmak için bir çekiç kullandı.)"

Çevirmek için tıkla

hammer

nounÇekiç

"He used a hammer to build the birdhouse. (O, kuş evi yapmak için bir çekiç kullandı.)"

verbÇekiçle çakmak.

"She hammered the nail into the wall. (O, çiviyi duvara çaktı.)"

verbFarkla yenmek

"Our team hammered their rivals 5-0. (Takımımız rakiplerini 5-0 gibi büyük bir farkla yendi.)"

Fiil Halleri

V1hammer
V2hammered
V3hammered
INGhammering

Deyimler / Öbekler

hammer out
Bir anlaşmayı veya çözümü tartışarak son hâline getirmek.

"They hammered out the contract after several meetings. (Birkaç toplantıdan sonra sözleşmeyi tartışarak son hâline getirdiler.)"

hammer away
Bir şeyi tekrar tekrar vurmak veya bir işi ısrarla yapmak.

"He hammered away at the old gate to open it. (Kapıyı açmak için eski kapıya tekrar tekrar vurdu.)"

A2

receive

verb

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Çevirmek için tıkla

receive

verbAlmak.

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Fiil Halleri

V1receive
V2received
V3received
INGreceiving
B2

dunk

verb

"She dunked the biscuit in her tea. (Kurabiyeyi çayına batırdı.)"

Çevirmek için tıkla

dunk

verbbatırmak

"She dunked the biscuit in her tea. (Kurabiyeyi çayına batırdı.)"

verbsmaç yapmak, potaya smaçla atmak

"He dunked the ball in the last minute. (Son dakikada topu potaya smaçla attı.)"

nounsmaç

"That dunk won the game. (O smaç maçı kazandırdı.)"

nounbatırma

"A quick dunk made the biscuit soft. (Kısa bir batırma kurabiyeyi yumuşattı.)"

Fiil Halleri

V1dunk
V2dunked
V3dunked
INGdunking

Deyimler / Öbekler

dunk on
birini küçük düşürmek

"He dunked on his opponent during the match. (Maçta rakibini küçük düşürdü.)"

B2

theft

noun

"There has been an increase in car thefts this year. (Bu yıl araba hırsızlıklarında bir artış oldu.)"

Çevirmek için tıkla

theft

nounhırsızlık

"There has been an increase in car thefts this year. (Bu yıl araba hırsızlıklarında bir artış oldu.)"

B2

honorable

adjective

"He is an honorable man. (O, doğru ve dürüst davrandığı için saygı duyulan bir adam.)"

Çevirmek için tıkla

honorable

adjectiveSaygı duyulan.

"He is an honorable man. (O, doğru ve dürüst davrandığı için saygı duyulan bir adam.)"

adjectiveÖvgüye değer

"We got an honorable mention in the competition. (Yarışmada ödül kazanmasak da başarı için özel olarak anıldık.)"

A2

tab

noun

"She efficiently folded this tab under. (O, bu kapakçığı verimli bir şekilde altına katladı.)"

Çevirmek için tıkla

tab

nounkapakçık, küçük çıkıntı

"She efficiently folded this tab under. (O, bu kapakçığı verimli bir şekilde altına katladı.)"

nounhesap

"We had to pay the tab after dinner. (Akşam yemekten sonra hesabı ödemek zorunda kaldık.)"

verbhesaba eklemek

"They tabbed our drinks at the bar. (İçeceklerimizi bardaki hesaba eklediler.)"

Fiil Halleri

V1tab
V2tabbed
V3tabbed
INGtabbing

Deyimler / Öbekler

keep tabs on
izlemek, takip etmek

"I keep tabs on my children when they play outside. (Çocuklar dışarıda oynarken onları takip ederim.)"

B2

rogue

noun

"He turned out to be a rogue who sold fake tickets. (O, sahte bilet satan bir serseriydi.)"

Çevirmek için tıkla

rogue

nounSerseri, düzenbaz kişi.

"He turned out to be a rogue who sold fake tickets. (O, sahte bilet satan bir serseriydi.)"

adjectiveKontrol dışı.

"A rogue processor was sending commands that crashed the system. (Kontrol dışı bir işlemci, sistemi çökerten komutlar gönderiyordu.)"

B1

till

preposition

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

Çevirmek için tıkla

till

preposition-e kadar

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

conjunction-inceye kadar

"Let's wait till the bus comes. (Otobüs gelinceye kadar bekleyelim.)"

verbToprağı sürmek.

"Farmers till the soil before planting seeds. (Çiftçiler tohum ekmeden önce toprağı sürer.)"

nounkasa

"The robber emptied the till. (Soyguncu kasayı boşalttı.)"

Fiil Halleri

V1till
V2tilled
V3tilled
INGtilling
B1

goods

noun

"The company sent the goods yesterday. (Şirket malları dün gönderdi.)"

Çevirmek için tıkla

goods

nounmallar

"The company sent the goods yesterday. (Şirket malları dün gönderdi.)"

C1

encapsulate

verb

"The engineer encapsulated the circuit board to protect it from moisture. (Mühendis, devre kartını neme karşı korumak için kapsülledi.)"

Çevirmek için tıkla

encapsulate

verbkapsüllemek

"The engineer encapsulated the circuit board to protect it from moisture. (Mühendis, devre kartını neme karşı korumak için kapsülledi.)"

verbözetlemek

"The introduction encapsulates the main argument of the book. (Giriş, kitabın ana tezini özetliyor.)"

Fiil Halleri

V1encapsulate
V2encapsulated
V3encapsulated
INGencapsulating
B2

secure

verb

"They secured the building before the storm. (Fırtına öncesi binayı güvenli hale getirdiler.)"

Çevirmek için tıkla

secure

verbGüvenceye almak

"They secured the building before the storm. (Fırtına öncesi binayı güvenli hale getirdiler.)"

verbElde etmek

"She secured a scholarship to study abroad. (Yurt dışında okumak için burs kazandı.)"

adjectiveGüvenli

"Is the house secure? (Ev güvenli mi?)"

adjectiveSağlam

"Make sure the ladder is secure. (Merdivenin sağlam bağlı olduğundan emin ol.)"

Fiil Halleri

V1secure
V2secured
V3secured
INGsecuring
A1

late

adjective

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

late

adjectiveGeç.

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

adjectiveMerhum.

"The late singer was very popular. (Ölen şarkıcı çok popülerdi.)"

adverbBeklenen zamandan sonra; geç biçimde.

"He arrived late. (O geç geldi.)"

A1

school

noun

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

Çevirmek için tıkla

school

nounOkul.

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

verbBir kişiye bilgi veya beceri öğretmek.

"They school their children at home. (Onlar çocuklarını evde eğitirler.)"

Fiil Halleri

V1school
V2schooled
V3schooled
INGschooling
A2

continue

verb

"Please continue your story. (Lütfen hikayene devam et.)"

Çevirmek için tıkla

continue

verbDevam etmek.

"Please continue your story. (Lütfen hikayene devam et.)"

Fiil Halleri

V1continue
V2continued
V3continued
INGcontinuing
B2

basically

adverb

"Basically, we can't afford it. (Aslında buna paramız yetmiyor.)"

Çevirmek için tıkla

basically

adverbtemelde

"Basically, we can't afford it. (Aslında buna paramız yetmiyor.)"

adverbkısacası

"Basically, the test is about grammar. (Kısacası, sınav dilbilgisiyle ilgili.)"

A2

realize

verb

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

Çevirmek için tıkla

realize

verbBir şeyin farkına varmak, anlamak.

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

verbGerçekleştirmek, hayata geçirmek.

"She realized her dream of becoming a doctor. (Doktor olma hayalini gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1realize
V2realized
V3realized
INGrealizing
B1

yo

exclamation

"Yo, what's up? (Hey, naber?)"

Çevirmek için tıkla

yo

exclamationhey

"Yo, what's up? (Hey, naber?)"

A1

last

adjective

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

Çevirmek için tıkla

last

adjectiveSon.

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

adjectiveZamanda hemen önceki; geçen.

"I saw her last week. (Onu geçen hafta gördüm.)"

adverbEn son.

"She arrived last. (O en son geldi.)"

verbsürmek

"The film lasted two hours. (Film iki saat sürdü.)"

Fiil Halleri

V1last
V2lasted
V3lasted
INGlasting
A2

weight

noun

"The weight of the box is 20 kilograms. (Kutunun ağırlığı 20 kilogram.)"

Çevirmek için tıkla

weight

nounAğırlık, kilo.

"The weight of the box is 20 kilograms. (Kutunun ağırlığı 20 kilogram.)"

nounÖnem.

"His opinion carries a lot of weight. (Onun görüşü büyük önem taşıyor.)"

verbAğırlaştırmak.

"The snow weighted down the branches. (Kar dalları ağırlaştırdı.)"

Fiil Halleri

V1weight
V2weighted
V3weighted
INGweighting
C1

allegedly

adverb

"He was allegedly involved in the robbery. (Onun soyguna karıştığı iddia ediliyor.)"

Çevirmek için tıkla

allegedly

adverbİddiaya göre.

"He was allegedly involved in the robbery. (Onun soyguna karıştığı iddia ediliyor.)"

B1

aisle

noun

"She walked down the aisle to sit with her friends. (Arkadaşlarının yanına oturmak için sıralar arasındaki geçitten yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

aisle

nounSıralar arasındaki geçit

"She walked down the aisle to sit with her friends. (Arkadaşlarının yanına oturmak için sıralar arasındaki geçitten yürüdü.)"

nounRaflar arasındaki geçit

"I couldn't find the pasta in the supermarket aisle. (Markette makarnayı raflar arasındaki geçitte bulamadım.)"

A1

indian

adjective

"She loves Indian food. (Hint yemeklerine bayılır.)"

Çevirmek için tıkla

indian

adjectiveHint.

"She loves Indian food. (Hint yemeklerine bayılır.)"

nounHindistan vatandaşı veya kökenli kişi.

"He is an Indian living in London. (O, Londra'da yaşayan bir Hintlidir.)"