Kütüphaneye Dön
Das Boot
MOVIEENZor8.1

Das Boot

A German submarine hunts allied ships during the Second World War, but it soon becomes the hunted. The crew tries to survive below the surface, while stretching both the boat and themselves to their limits.

1.162

Farklı kelimeler

15.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1162 kelime
C1

rudder

noun

"The boat was hard to steer with too small a rudder. (Dümeni çok küçük olduğu için tekneyi yönlendirmek zordu.)"

Çevirmek için tıkla

rudder

noundümen

"The boat was hard to steer with too small a rudder. (Dümeni çok küçük olduğu için tekneyi yönlendirmek zordu.)"

A2

system

noun

"The heating system is broken. (Isıtma sistemi bozuk.)"

Çevirmek için tıkla

system

nounsistem

"The heating system is broken. (Isıtma sistemi bozuk.)"

nounDüzen.

"Our school has a new system for borrowing books. (Okulumuzun kitap ödünç alma için yeni bir düzeni var.)"

B1

mediterranean

adjective

"She loves Mediterranean food because of its fresh flavors. (O, taze tatları sevdiği için Akdeniz mutfağını sever.)"

Çevirmek için tıkla

mediterranean

adjectiveAkdeniz'le ilgili

"She loves Mediterranean food because of its fresh flavors. (O, taze tatları sevdiği için Akdeniz mutfağını sever.)"

nounAkdeniz.

"Many ships travel across the Mediterranean every day. (Her gün birçok gemi Akdeniz boyunca seyahat eder.)"

A2

merry

adjective

"They had a merry evening with music and dancing. (Müzik ve dansla neşeli bir akşam geçirdiler.)"

Çevirmek için tıkla

merry

adjectiveNeşeli.

"They had a merry evening with music and dancing. (Müzik ve dansla neşeli bir akşam geçirdiler.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

A2

toward

preposition

"She walked toward the station. (O istasyona doğru yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

toward

prepositionDoğru.

"She walked toward the station. (O istasyona doğru yürüdü.)"

prepositionKarşı.

"He was very kind toward the children. (O, çocuklara karşı çok nazikti.)"

B1

range

noun

"The missile has a range of 300 miles. (Füzenin 300 mil menzili var.)"

Çevirmek için tıkla

range

nounmenzil

"The missile has a range of 300 miles. (Füzenin 300 mil menzili var.)"

nounçeşitlilik

"The store offers a wide range of products. (Mağaza geniş bir ürün yelpazesi sunuyor.)"

Fiil Halleri

V1range
V2ranged
V3ranged
INGranging

Deyimler / Öbekler

range from
Belirli sınırlar arasında değişmek veya çeşitlilik göstermek (genellikle 'to' ile kullanılır).

"Prices range from $10 to $50. (Fiyatlar 10 ile 50 dolar arasında değişiyor.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

B2

chief

noun

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

Çevirmek için tıkla

chief

nounlider

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

adjectiveEn önemli; esas olan.

"The chief reason is the high cost. (En önemli neden yüksek maliyettir.)"

C1

leak

noun

"There is a leak in the pipe. (Boru hattında bir sızıntı var.)"

Çevirmek için tıkla

leak

nounsızıntı (sıvı/gaz)

"There is a leak in the pipe. (Boru hattında bir sızıntı var.)"

nounbilgi sızması

"The leak revealed the company's plans. (Sızdırılan bilgi şirketin planlarını ortaya çıkardı.)"

verbsızmak

"The roof leaks when it rains. (Yağmur yağınca çatıdan su sızıyor.)"

verbsızdırmak

"Someone leaked the documents to the press. (Biri belgeleri basına sızdırdı.)"

Fiil Halleri

V1leak
V2leaked
V3leaked
INGleaking

Deyimler / Öbekler

leak out
Gizli bilgi veya haberin ortaya çıkması veya sızdırılması.

"Details leaked out before the meeting. (Toplantıdan önce ayrıntılar ortaya çıktı.)"

B2

aircraft

noun

"The aircraft landed safely despite the storm. (Fırtınaya rağmen hava aracı güvenli bir şekilde indi.)"

Çevirmek için tıkla

aircraft

nounhava aracı

"The aircraft landed safely despite the storm. (Fırtınaya rağmen hava aracı güvenli bir şekilde indi.)"

B1

despite

preposition

"Despite the rain, we went out. (Yağmura rağmen dışarı çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

despite

preposition-e rağmen.

"Despite the rain, we went out. (Yağmura rağmen dışarı çıktık.)"

A1

flat

noun

"She lives in a flat. (O apartman dairesinde yaşıyor.)"

Çevirmek için tıkla

flat

nounDaire.

"She lives in a flat. (O apartman dairesinde yaşıyor.)"

adjectiveYüzeyi düzgün ve eğrisi olmayan; düz.

"The table is flat. (Masa düz.)"

adjectiveGazı kaçmış.

"The soda is flat. (Gazozun gazı kaçmış.)"

B2

skim

verb

"She skimmed the article before the meeting. (Toplantıdan önce makaleyi hızlıca okudu.)"

Çevirmek için tıkla

skim

verbHızlıca okumak.

"She skimmed the article before the meeting. (Toplantıdan önce makaleyi hızlıca okudu.)"

verbÜst tabakayı almak.

"She skimmed the cream from the milk. (O, sütün üzerindeki kremayı aldı.)"

Fiil Halleri

V1skim
V2skimmed
V3skimmed
INGskimming

Deyimler / Öbekler

skim through
Hızlıca okuyarak ana fikirleri almak.

"I skimmed through the report to find the summary. (Özeti bulmak için raporu hızlıca gözden geçirdim.)"

skim off
Bir sıvının üzerindeki ince tabakayı almak.

"He skimmed off the fat from the soup. (O, çorbanın üzerindeki yağı aldı.)"

A1

place

noun

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

Çevirmek için tıkla

place

nounbir şeyin bulunduğu yer veya mekan

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

nounSıra, derece.

"She got first place in the race. (Yarışta birinci oldu.)"

verbKoymak, yerleştirmek.

"Place the book on the table. (Kitabı masanın üzerine koy.)"

nounEv, iş yeri.

"Come over to my place after dinner. (Akşam yemeğinden sonra benim evime gel.)"

Fiil Halleri

V1place
V2placed
V3placed
INGplacing
C1

objection

noun

"She raised an objection to the new policy. (O, yeni politikaya itiraz etti.)"

Çevirmek için tıkla

objection

nounitiraz

"She raised an objection to the new policy. (O, yeni politikaya itiraz etti.)"

nounmahkemede itiraz

"The lawyer shouted 'Objection!' during the testimony. (Avukat, tanık ifadesi sırasında 'itiraz!' diye bağırdı.)"

A1

company

noun

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

Çevirmek için tıkla

company

nounŞirket.

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

nounEşlik

"I enjoy your company. (Seninle birlikte olmaktan hoşlanıyorum.)"

B1

submarine

noun

"The submarine stayed hidden beneath the waves during the mission. (Görev sırasında denizaltı dalgaların altında gizli kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

submarine

nounDenizaltı (su altına dalabilen gemi)

"The submarine stayed hidden beneath the waves during the mission. (Görev sırasında denizaltı dalgaların altında gizli kaldı.)"

adjectiveSu altında bulunan; denizaltıyla ilgili.

"The crew repaired a submarine cable on the sea floor. (Mürettebat deniz tabanındaki denizaltı kablosunu tamir etti.)"

B2

uptight

adjective

"He gets uptight before exams. (Sınavlardan önce gerginleşir.)"

Çevirmek için tıkla

uptight

adjectivegergin

"He gets uptight before exams. (Sınavlardan önce gerginleşir.)"

adjectiveAşırı titiz

"She's uptight about her schedule and doesn't like changes. (Programı konusunda çok titizdir ve değişiklikleri sevmez.)"

A2

lead

noun

"The old pipes contained lead. (Eski borular kurşun içeriyordu.)"

Çevirmek için tıkla

lead

nounkurşun

"The old pipes contained lead. (Eski borular kurşun içeriyordu.)"

nounÜstünlük, fark.

"They have a two-goal lead in the match. (Maçta iki gollük üstünlükleri var.)"

verbBir grubu yönetmek ya da yönlendirmek.

"She leads a team of 20 people. (20 kişilik bir ekibe liderlik ediyor.)"

verbBir yere gitmek, götürmek.

"This road leads to the city. (Bu yol şehre gidiyor.)"

nounBaşrol.

"She won the lead in a new musical. (Yeni bir müzikalde başrolü kazandı.)"

Fiil Halleri

V1lead
V2led
V3led
INGleading
B2

sounder

adjective

"The bridge was even sounder than engineers expected. (Köprü mühendislerin beklediğinden daha sağlamdı.)"

Çevirmek için tıkla

sounder

adjectivedaha sağlam

"The bridge was even sounder than engineers expected. (Köprü mühendislerin beklediğinden daha sağlamdı.)"

adjectivedaha derin uykuda

"After the long flight he was even sounder than I thought. (Uzun uçuşun ardından beklediğimden daha derin uykudaydı.)"

noundomuz sürüsü

"A sounder of wild boar crossed the field. (Vahşi domuz sürüsü tarlayı geçti.)"

nounderinlik ölçer, sonar cihazı

"The boat's sounder warned of shallow water ahead. (Teknenin derinlik ölçeri ileride sığ su olduğunu gösterdi.)"

A2

permission

noun

"You need your parents' permission to go on the trip. (Bir geziye gitmek için ebeveynlerinin iznine ihtiyacın var.)"

Çevirmek için tıkla

permission

nounİzin, onay

"You need your parents' permission to go on the trip. (Bir geziye gitmek için ebeveynlerinin iznine ihtiyacın var.)"

A2

expect

verb

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

Çevirmek için tıkla

expect

verbUmmak, olacağını düşünmek

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

verbBirinden bir şey yapmasını beklemek

"The teacher expects us to do our homework. (Öğretmen ödevimizi yapmamızı bekliyor.)"

Fiil Halleri

V1expect
V2expected
V3expected
INGexpecting
A1

mast

phrase

"One hundred years before the mast. (Yüz yıl boyunca gemide tayfa olarak.)"

Çevirmek için tıkla

mast

phrase(before the mast) gemide sıradan tayfa olarak.

"One hundred years before the mast. (Yüz yıl boyunca gemide tayfa olarak.)"

nounGemi direği.

"Secure the mast tackle, Mr. Turner! (Direğin donanımını sabitleyin, Bay Turner!)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
C1

drift

verb

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

Çevirmek için tıkla

drift

verbSürüklenmek.

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

verbKaymak.

"Their conversation drifted onto other topics. (Konuşmaları yavaşça başka konulara kaydı.)"

nounana fikir

"I couldn't follow the drift of his argument. (Onun savının ana fikrini takip edemedim.)"

nounBirikinti.

"Snow drifts blocked the road. (Kar birikintileri yolu kapattı.)"

Fiil Halleri

V1drift
V2drifted
V3drifted
INGdrifting

Deyimler / Öbekler

drift apart
Zamanla ilişkilerin veya insanların birbirinden uzaklaşması.

"After college they drifted apart. (Üniversiteden sonra birbirlerinden uzaklaştılar.)"

drift off
Yavaşça uykuya dalmak.

"He drifted off during the lecture. (Ders sırasında uykuya daldı.)"

B2

propeller

noun

"The boat's propeller started turning when the engine was on. (Motor çalışınca teknenin pervanesi dönmeye başladı.)"

Çevirmek için tıkla

propeller

nounPervane

"The boat's propeller started turning when the engine was on. (Motor çalışınca teknenin pervanesi dönmeye başladı.)"

A1

baby

noun

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

Çevirmek için tıkla

baby

nounBebek.

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

nounYavru.

"The dog had three babies. (Köpeğin üç yavrusu vardı.)"

verbŞımartmak; aşırı korumak

"Don't baby him; let him try. (Ona aşırı koruyucu davranma; denemesine izin ver.)"

adjectiveBebek.

"She bought baby clothes. (O bebek giysileri aldı.)"

nounÖzenle ilgilenilen şey; gözbebeği.

"This old car is my baby. (Bu eski araba benim gözbebeğim.)"

Fiil Halleri

V1baby
V2babied
V3babied
INGbabying
A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

apology

noun

"She made a sincere apology to her friend. (Arkadaşından içten bir şekilde özür diledi.)"

Çevirmek için tıkla

apology

nounözür

"She made a sincere apology to her friend. (Arkadaşından içten bir şekilde özür diledi.)"

B2

gauge

noun

"Use a gauge to check the tire pressure. (Lastiğin hava basıncını kontrol etmek için bir ölçer kullanın.)"

Çevirmek için tıkla

gauge

nounölçer

"Use a gauge to check the tire pressure. (Lastiğin hava basıncını kontrol etmek için bir ölçer kullanın.)"

nounkalınlık ölçüsü

"A 30-gauge needle should be used for this injection. (Bu enjeksiyon için 30 numara bir iğne kullanılmalıdır.)"

verbölçmek

"We need to gauge public reaction before we decide. (Karar vermeden önce halkın tepkisini ölçmemiz gerekiyor.)"

Fiil Halleri

V1gauge
V2gauged
V3gauged
INGgauging
A2

argument

noun

"They had an argument about the rules. (Onlar kurallar hakkında tartıştılar.)"

Çevirmek için tıkla

argument

nountartışma

"They had an argument about the rules. (Onlar kurallar hakkında tartıştılar.)"

noungerekçe

"She gave a good argument for saving money. (O para biriktirmek için iyi bir neden sundu.)"

A2

sweat

verb

"I sweat a lot when I run. (Koşunca çok terlerim.)"

Çevirmek için tıkla

sweat

verbTerlemek

"I sweat a lot when I run. (Koşunca çok terlerim.)"

verbEndişelenmek

"Don't sweat the small stuff. (Küçük şeyler için endişelenme.)"

nounTer.

"There was sweat on his forehead. (Alnında ter vardı.)"

nounÇaba.

"Learning a language takes sweat. (Dil öğrenmek çok çaba gerektirir.)"

Fiil Halleri

V1sweat
V2sweated
V3sweated
INGsweating

Deyimler / Öbekler

sweat out
Bir sonucu veya haberi endişeyle beklemek.

"They spent the afternoon sweating out the test results. (Öğleden sonra sınav sonuçlarını endişeyle beklediler.)"

sweat over
Bir iş üzerinde çok uğraşmak veya fazla endişelenmek.

"She sweated over her essay all night. (Bütün gece makalesi üzerinde çok uğraştı.)"

A1

spanish

adjective

"She is learning the Spanish language. (İspanyolca öğreniyor.)"

Çevirmek için tıkla

spanish

adjectiveİspanyol

"She is learning the Spanish language. (İspanyolca öğreniyor.)"

nounİspanya'nın resmi dili.

"He speaks fluent Spanish. (Akıcı bir şekilde İspanyolca konuşuyor.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

B2

navigation

noun

"Good navigation is essential for sailors. (Denizciler için iyi yol bulma çok önemlidir.)"

Çevirmek için tıkla

navigation

nounyol bulma

"Good navigation is essential for sailors. (Denizciler için iyi yol bulma çok önemlidir.)"

noungezinme

"Website navigation should be simple so users can find information quickly. (İnternet sitesinde gezinme basit olmalı ki kullanıcılar bilgiyi hızlıca bulabilsin.)"

A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A1

should

modal verb

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

Çevirmek için tıkla

should

modal verb-meli/-malı

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

modal verb…-meliydi; yapılması beklenirdi.

"I should have called earlier. (Daha önce aramalıydım.)"

A2

lock

noun

"I closed the door and turned the lock. (Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim.)"

Çevirmek için tıkla

lock

nounKapı kilidi

"I closed the door and turned the lock. (Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim.)"

nounKanal kilidi

"The boat waited in the lock as the water level changed. (Tekne su seviyesi değişirken kilitte bekledi.)"

verbKilitlemek.

"Please lock the gate when you leave. (Lütfen ayrılırken kapıyı kilitleyin.)"

verbKilitlenmek

"The computer locked and I couldn't save my work. (Bilgisayar kilitlendi ve çalışmamı kaydedemedim.)"

Fiil Halleri

V1lock
V2locked
V3locked
INGlocking

Deyimler / Öbekler

lock up
Kilitleyip kapatmak.

"They lock up the store at nine. (Mağazayı saat dokuzda kilitleyip kapatırlar.)"

lock out
Dışarıda bırakmak, girişi engellemek.

"I forgot my keys and was locked out. (Anahtarlarımı unuttum ve dışarıda kaldım.)"

B2

chase

verb

"The dog chased the cat up the tree. (Köpek kediyi ağaca kadar kovaladı.)"

Çevirmek için tıkla

chase

verbkovalamak

"The dog chased the cat up the tree. (Köpek kediyi ağaca kadar kovaladı.)"

verbelde etmeye çalışmak

"She is chasing a promotion at work. (O, iş yerinde terfi almaya çalışıyor.)"

nounKovalamaca.

"The police were in a long chase after the suspect. (Polis şüphelinin peşinde uzun bir kovalamaca yaptı.)"

Fiil Halleri

V1chase
V2chased
V3chased
INGchasing

Deyimler / Öbekler

chase after
birinin veya bir şeyin peşinden koşmak veya onu yakalamaya çalışmak

"He chased after the bus but missed it. (Otobüsün peşinden koştu ama yakalayamadı.)"

chase down
takip edip bulmak veya yakalamak

"They chased down the thief and caught him. (Hırsızı takip edip yakaladılar.)"

C1

inspection

noun

"The mechanic carried out an inspection of the engine. (Tamirci motoru dikkatle ve ayrıntılı olarak kontrol etti.)"

Çevirmek için tıkla

inspection

nounİnceleme.

"The mechanic carried out an inspection of the engine. (Tamirci motoru dikkatle ve ayrıntılı olarak kontrol etti.)"

noundenetim

"The restaurant failed the health inspection. (Restoran sağlık denetiminden geçemedi.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

A2

towards

preposition

"She walked towards the door. (Kapıya doğru yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

towards

preposition-e doğru, yönüne

"She walked towards the door. (Kapıya doğru yürüdü.)"

preposition-e karşı

"He is kind towards children. (Çocuklara karşı naziktir.)"

A2

field

noun

"The farmer was working in the field. (Çiftçi tarlada çalışıyordu.)"

Çevirmek için tıkla

field

nounTarla.

"The farmer was working in the field. (Çiftçi tarlada çalışıyordu.)"

nounAlan.

"She is an expert in the field of physics. (Fizik alanında bir uzmandır.)"

nounSaha.

"The players ran onto the field. (Oyuncular sahaya koştu.)"

B1

escape

verb

"The prisoner tried to escape from the jail. (Mahkum hapishaneden kaçmaya çalıştı.)"

Çevirmek için tıkla

escape

verbkaçmak

"The prisoner tried to escape from the jail. (Mahkum hapishaneden kaçmaya çalıştı.)"

nounKaçış.

"He made a daring escape. (O, cüretkar bir kaçış gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1escape
V2escaped
V3escaped
INGescaping

Deyimler / Öbekler

escape into
Gerçeklikten veya sıkıcı bir durumdan kaçmak için hayali bir dünyaya veya farklı bir aktiviteye sığınmak.

"She often escapes into a world of fantasy novels. (O, sık sık fantezi romanları dünyasına kaçar.)"

A2

safe

adjective

"This car is safe. (Bu araba güvenli.)"

Çevirmek için tıkla

safe

adjectiveGüvenli.

"This car is safe. (Bu araba güvenli.)"

nounKasa

"She put the money in the safe. (O parayı kasaya koydu.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

A2

hammer

noun

"He used a hammer to build the birdhouse. (O, kuş evi yapmak için bir çekiç kullandı.)"

Çevirmek için tıkla

hammer

nounÇekiç

"He used a hammer to build the birdhouse. (O, kuş evi yapmak için bir çekiç kullandı.)"

verbÇekiçle çakmak.

"She hammered the nail into the wall. (O, çiviyi duvara çaktı.)"

verbFarkla yenmek

"Our team hammered their rivals 5-0. (Takımımız rakiplerini 5-0 gibi büyük bir farkla yendi.)"

Fiil Halleri

V1hammer
V2hammered
V3hammered
INGhammering

Deyimler / Öbekler

hammer out
Bir anlaşmayı veya çözümü tartışarak son hâline getirmek.

"They hammered out the contract after several meetings. (Birkaç toplantıdan sonra sözleşmeyi tartışarak son hâline getirdiler.)"

hammer away
Bir şeyi tekrar tekrar vurmak veya bir işi ısrarla yapmak.

"He hammered away at the old gate to open it. (Kapıyı açmak için eski kapıya tekrar tekrar vurdu.)"