Kütüphaneye Dön
Oldboy
MOVIEENOrta8.2

Oldboy

With no clue how he came to be imprisoned, drugged and tortured for 15 years, a desperate man seeks revenge on his captors.

962

Farklı kelimeler

15.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

962 kelime
B1

victim

noun

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

Çevirmek için tıkla

victim

nounKurban.

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

B1

occasion

noun

"This is a good occasion to thank everyone. (Bu, herkese teşekkür etmek için iyi bir fırsat.)"

Çevirmek için tıkla

occasion

nounFırsat, uygun zaman.

"This is a good occasion to thank everyone. (Bu, herkese teşekkür etmek için iyi bir fırsat.)"

nounÖzel olay veya gün.

"She wore a beautiful dress for the occasion. (Özel gün için güzel bir elbise giydi.)"

B2

overseas

adjective

"She accepted an overseas job offer. (Yurt dışından gelen bir iş teklifini kabul etti.)"

Çevirmek için tıkla

overseas

adjectiveYurt dışı.

"She accepted an overseas job offer. (Yurt dışından gelen bir iş teklifini kabul etti.)"

adverbYurt dışında.

"He studied overseas for two years. (İki yıl yurt dışında eğitim gördü.)"

A2

weak

adjective

"She felt weak after the long walk. (Uzun yürüyüşten sonra kendini güçsüz hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

weak

adjectivegüçsüz

"She felt weak after the long walk. (Uzun yürüyüşten sonra kendini güçsüz hissetti.)"

adjectivezayıf

"His excuse was weak. (Onun bahanesi zayıftı.)"

adjectiveİradesiz, iradesi zayıf.

"I couldn't say no to the cake; I'm weak. (Pastaya hayır diyemedim; iradem zayıf.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

A2

rock

noun

"He sat on a rock by the river. (Nehrin yanındaki bir kayanın üzerine oturdu.)"

Çevirmek için tıkla

rock

nounKaya, taş.

"He sat on a rock by the river. (Nehrin yanındaki bir kayanın üzerine oturdu.)"

nounRock müziği.

"My brother likes rock. (Ağabeyim rock müziğini sever.)"

verbSallamak, sallanmak.

"The boat rocked on the waves. (Tekne dalgaların üzerinde sallandı.)"

Fiil Halleri

V1rock
V2rocked
V3rocked
INGrocking

Deyimler / Öbekler

rock out
Rock müzik eşliğinde coşkuyla eğlenmek.

"They rocked out at the concert. (Konserde rock müzik eşliğinde coşkuyla eğlendiler.)"

C1

endless

adjective

"The road stretched into an endless plain. (Yol sonu olmayan bir düzlük boyunca uzanıyordu.)"

Çevirmek için tıkla

endless

adjectiveSonu olmayan; bitmeyecek gibi görünen.

"The road stretched into an endless plain. (Yol sonu olmayan bir düzlük boyunca uzanıyordu.)"

adjectiveSonsuz.

"She had endless questions after the lesson. (Dersin ardından bitmeyen soruları vardı.)"

A2

training

noun

"She does training every morning for the marathon. (Maraton için her sabah antrenman yapıyor.)"

Çevirmek için tıkla

training

nounEğitim, antrenman

"She does training every morning for the marathon. (Maraton için her sabah antrenman yapıyor.)"

B1

despite

preposition

"Despite the rain, we went out. (Yağmura rağmen dışarı çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

despite

preposition-e rağmen.

"Despite the rain, we went out. (Yağmura rağmen dışarı çıktık.)"

A1

flat

noun

"She lives in a flat. (O apartman dairesinde yaşıyor.)"

Çevirmek için tıkla

flat

nounDaire.

"She lives in a flat. (O apartman dairesinde yaşıyor.)"

adjectiveYüzeyi düzgün ve eğrisi olmayan; düz.

"The table is flat. (Masa düz.)"

adjectiveGazı kaçmış.

"The soda is flat. (Gazozun gazı kaçmış.)"

A1

place

noun

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

Çevirmek için tıkla

place

nounbir şeyin bulunduğu yer veya mekan

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

nounSıra, derece.

"She got first place in the race. (Yarışta birinci oldu.)"

verbKoymak, yerleştirmek.

"Place the book on the table. (Kitabı masanın üzerine koy.)"

nounEv, iş yeri.

"Come over to my place after dinner. (Akşam yemeğinden sonra benim evime gel.)"

Fiil Halleri

V1place
V2placed
V3placed
INGplacing
A1

company

noun

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

Çevirmek için tıkla

company

nounŞirket.

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

nounEşlik

"I enjoy your company. (Seninle birlikte olmaktan hoşlanıyorum.)"

A2

human

noun

"Humans need water to live. (İnsanların yaşamak için suya ihtiyacı vardır.)"

Çevirmek için tıkla

human

nounİnsan, insanlık

"Humans need water to live. (İnsanların yaşamak için suya ihtiyacı vardır.)"

adjectiveİnsani, insancıl

"It's human to make mistakes. (Hata yapmak insana özgüdür.)"

A1

wall

noun

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

Çevirmek için tıkla

wall

nounduvar

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

B1

prince

noun

"The prince will become king one day. (Prens bir gün kral olacak.)"

Çevirmek için tıkla

prince

nounPrens.

"The prince will become king one day. (Prens bir gün kral olacak.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

suggest

verb

"He suggested a new plan. (Yeni bir plan önerdi.)"

Çevirmek için tıkla

suggest

verbBir fikri ya da planı önermek.

"He suggested a new plan. (Yeni bir plan önerdi.)"

verbGöstermek, işaret etmek.

"Her expression suggested that she was worried. (Yüz ifadesi endişeli olduğunu gösteriyordu.)"

Fiil Halleri

V1suggest
V2suggested
V3suggested
INGsuggesting
B1

length

noun

"Measure the length of the table. (Masanın uzunluğunu ölç.)"

Çevirmek için tıkla

length

nounUzunluk

"Measure the length of the table. (Masanın uzunluğunu ölç.)"

A2

site

noun

"I checked the company's site for prices. (Fiyatlar için şirketin web sitesine baktım.)"

Çevirmek için tıkla

site

nounİnternetteki bir web sitesi.

"I checked the company's site for prices. (Fiyatlar için şirketin web sitesine baktım.)"

nounalan

"They walked around the building site. (Onlar inşaat alanının etrafında yürüdüler.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
A1

baby

noun

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

Çevirmek için tıkla

baby

nounBebek.

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

nounYavru.

"The dog had three babies. (Köpeğin üç yavrusu vardı.)"

verbŞımartmak; aşırı korumak

"Don't baby him; let him try. (Ona aşırı koruyucu davranma; denemesine izin ver.)"

adjectiveBebek.

"She bought baby clothes. (O bebek giysileri aldı.)"

nounÖzenle ilgilenilen şey; gözbebeği.

"This old car is my baby. (Bu eski araba benim gözbebeğim.)"

Fiil Halleri

V1baby
V2babied
V3babied
INGbabying
A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

arsehole

noun

"You fucking arsehole! (Seni lanet olası pislik!)"

Çevirmek için tıkla

arsehole

nounPislik, aşağılık herif; birine öfkeyle söylenen ağır ve kaba hakaret.

"You fucking arsehole! (Seni lanet olası pislik!)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

B2

offend

verb

"She didn't mean to offend anyone with her comment. (Yorumuyla kimseyi incitmek istemedi.)"

Çevirmek için tıkla

offend

verbincitmek

"She didn't mean to offend anyone with her comment. (Yorumuyla kimseyi incitmek istemedi.)"

verbihlal etmek

"The company offended environmental laws. (Şirket çevre yasalarını ihlal etti.)"

Fiil Halleri

V1offend
V2offended
V3offended
INGoffending

Deyimler / Öbekler

offend against
Bir kuralı, yasayı veya normu çiğnemek.

"He offended against the club's rules. (O, kulübün kurallarını çiğnedi.)"

A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A1

should

modal verb

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

Çevirmek için tıkla

should

modal verb-meli/-malı

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

modal verb…-meliydi; yapılması beklenirdi.

"I should have called earlier. (Daha önce aramalıydım.)"

A2

lock

noun

"I closed the door and turned the lock. (Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim.)"

Çevirmek için tıkla

lock

nounKapı kilidi

"I closed the door and turned the lock. (Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim.)"

nounKanal kilidi

"The boat waited in the lock as the water level changed. (Tekne su seviyesi değişirken kilitte bekledi.)"

verbKilitlemek.

"Please lock the gate when you leave. (Lütfen ayrılırken kapıyı kilitleyin.)"

verbKilitlenmek

"The computer locked and I couldn't save my work. (Bilgisayar kilitlendi ve çalışmamı kaydedemedim.)"

Fiil Halleri

V1lock
V2locked
V3locked
INGlocking

Deyimler / Öbekler

lock up
Kilitleyip kapatmak.

"They lock up the store at nine. (Mağazayı saat dokuzda kilitleyip kapatırlar.)"

lock out
Dışarıda bırakmak, girişi engellemek.

"I forgot my keys and was locked out. (Anahtarlarımı unuttum ve dışarıda kaldım.)"

C1

verse

noun

"The poet added another verse to the poem. (Şair şiire bir kıta daha ekledi.)"

Çevirmek için tıkla

verse

nounkıta

"The poet added another verse to the poem. (Şair şiire bir kıta daha ekledi.)"

nounayet

"Many people memorise that verse. (Birçok insan o ayeti ezberler.)"

A1

usually

adverb

"I usually walk to work. (Genellikle işe yürürüm.)"

Çevirmek için tıkla

usually

adverbgenellikle

"I usually walk to work. (Genellikle işe yürürüm.)"

adverbnormalde

"Usually, it rains in spring. (Normalde ilkbaharda yağmur yağar.)"

A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
A2

field

noun

"The farmer was working in the field. (Çiftçi tarlada çalışıyordu.)"

Çevirmek için tıkla

field

nounTarla.

"The farmer was working in the field. (Çiftçi tarlada çalışıyordu.)"

nounAlan.

"She is an expert in the field of physics. (Fizik alanında bir uzmandır.)"

nounSaha.

"The players ran onto the field. (Oyuncular sahaya koştu.)"

A1

person

noun

"There was one person at the bus stop. (Otobüs durağında bir kişi vardı.)"

Çevirmek için tıkla

person

nounkişi

"There was one person at the bus stop. (Otobüs durağında bir kişi vardı.)"

A2

sushi

noun

"We had sushi at the new restaurant. (Yeni restoranda suşi yedik.)"

Çevirmek için tıkla

sushi

nounSuşi

"We had sushi at the new restaurant. (Yeni restoranda suşi yedik.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

C2

bream

noun

"They caught a large bream in the lake. (Gölde büyük bir çapak balığı yakaladılar.)"

Çevirmek için tıkla

bream

nounÇapak balığı; tatlı su balığı.

"They caught a large bream in the lake. (Gölde büyük bir çapak balığı yakaladılar.)"

A1

dog

noun

"The dog barked loudly. (Köpek yüksek sesle havladı.)"

Çevirmek için tıkla

dog

nounEvcil köpek; (hakaret) kaba kişi

"The dog barked loudly. (Köpek yüksek sesle havladı.)"

verbTakip etmek.

"Reporters dogged the actor after the scandal. (Skandalın ardından muhabirler aktörün peşinden ayrılmadı.)"

Fiil Halleri

V1dog
V2dogged
V3dogged
INGdogging
C1

presidential

adjective

"The presidential election will be held next month. (Başkanlık seçimi gelecek ay yapılacak.)"

Çevirmek için tıkla

presidential

adjectiveBaşkana veya başkanlıkla ilgili.

"The presidential election will be held next month. (Başkanlık seçimi gelecek ay yapılacak.)"

A1

week

noun

"There are seven days in a week. (Bir haftada yedi gün vardır.)"

Çevirmek için tıkla

week

nounYedi gün süren zaman dilimi.

"There are seven days in a week. (Bir haftada yedi gün vardır.)"

phraseHaftada, her hafta.

"She goes swimming three times a week. (Haftada üç kez yüzmeye gider.)"

A1

can

modal

"She can swim. (O yüzebilir.)"

Çevirmek için tıkla

can

modalYapabilmek.

"She can swim. (O yüzebilir.)"

modalİzin istemek/vermeyi belirtir.

"Can I open the window? (Pencereyi açabilir miyim?)"

nounKutu.

"I have a can of soda. (Bir kutu gazozum var.)"

B2

kneel

verb

"He knelt to tie his son's shoelaces. (Oğlunun ayakkabı bağcıklarını bağlamak için dizlerinin üzerine çöktü.)"

Çevirmek için tıkla

kneel

verbdiz çökmek

"He knelt to tie his son's shoelaces. (Oğlunun ayakkabı bağcıklarını bağlamak için dizlerinin üzerine çöktü.)"

Fiil Halleri

V1kneel
V2knelt
V3knelt
INGkneeling

Deyimler / Öbekler

kneel down
Dizlerin üzerine daha belirgin şekilde inmek; diz çökmek.

"She knelt down beside the child. (Çocuğun yanında dizlerinin üzerine çöktü.)"

A1

hair

noun

"She has long hair. (Onun saçları uzun.)"

Çevirmek için tıkla

hair

nounSaç

"She has long hair. (Onun saçları uzun.)"

B2

bloated

adjective

"I'm a little bloated, I don't feel that sexy. (Biraz şişkinim, kendimi çok çekici hissetmiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

bloated

adjectiveŞişkin

"I'm a little bloated, I don't feel that sexy. (Biraz şişkinim, kendimi çok çekici hissetmiyorum.)"

adjectiveHantal

"The software became bloated after many updates. (Birçok güncellemeden sonra yazılım hantallaştı.)"

A1

car

noun

"The car is in the garage. (Araba garajda.)"

Çevirmek için tıkla

car

nounAraba

"The car is in the garage. (Araba garajda.)"

B1

friendship

noun

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

Çevirmek için tıkla

friendship

nounarkadaşlık

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

A1

ready

adjective

"Are you ready? (Hazır mısın?)"

Çevirmek için tıkla

ready

adjectiveHazır.

"Are you ready? (Hazır mısın?)"

A2

crime

noun

"The police are investigating the crime. (Polis suçla ilgili soruşturma yapıyor.)"

Çevirmek için tıkla

crime

nounSuç, yasa dışı eylem.

"The police are investigating the crime. (Polis suçla ilgili soruşturma yapıyor.)"

A1

man

noun

"A man walked into the room. (Bir adam odaya girdi.)"

Çevirmek için tıkla

man

nounYetişkin erkek insan.

"A man walked into the room. (Bir adam odaya girdi.)"

nounGenel olarak insan, insanoğlu.

"Man has explored the moon. (İnsanoğlu Ay'ı keşfetti.)"

verbGörev yapmak, işletmek.

"Volunteers will man the information desk. (Gönüllüler bilgi masasında görev alacak.)"

interjectionŞaşkınlık, öfke veya vurgu belirtir.

"Man, that was a difficult test! (Yahu, bu zor bir sınavdı!)"

Fiil Halleri

V1man
V2manned
V3manned
INGmanning

Deyimler / Öbekler

man up
Cesaretini toplamak; daha cesur davranmak.

"He needs to man up and tell the truth. (Cesaretini toplayıp gerçeği söylemeli.)"

A1

stand

noun

"I bought it at the market stand. (Onu pazardaki tezgâhtan aldım.)"

Çevirmek için tıkla

stand

nounTezgâh

"I bought it at the market stand. (Onu pazardaki tezgâhtan aldım.)"

nounTutum

"She took a stand on the issue. (O, konu hakkında net bir tutum aldı.)"

verbAyakta durmak.

"Stand up when she enters. (O girdiğinde ayağa kalk.)"

verbKatlanmak, tahammül etmek.

"I can't stand the noise. (Görültüye dayanamıyorum.)"

Fiil Halleri

V1stand
V2stood
V3stood
INGstanding

Deyimler / Öbekler

stand out
Öne çıkmak, dikkat çekmek.

"Her red coat made her stand out. (Kırmızı paltosu onu öne çıkardı.)"

stand up for
Savunmak, korumak.

"Stand up for your rights. (Haklarını savun.)"