Kütüphaneye Dön
Avengers: Endgame
MOVIEENZor8.2

Avengers: Endgame

After the devastating events of Avengers: Infinity War, the universe is in ruins due to the efforts of the Mad Titan, Thanos. With the help of remaining allies, the Avengers must assemble once more in order to undo Thanos' actions and restore order to the universe once and for all, no matter what consequences may be in store.

1.422

Farklı kelimeler

14.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1422 kelime
A1

friday

proper noun

"We have a meeting on Friday. (Cuma günü bir toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

friday

proper nounHaftanın beşinci günü; Cuma.

"We have a meeting on Friday. (Cuma günü bir toplantımız var.)"

B2

chronologically

adverb

"I was going chronologically. (Ben zaman sırasına göre ilerliyordum.)"

Çevirmek için tıkla

chronologically

adverbzaman sırasına göre

"I was going chronologically. (Ben zaman sırasına göre ilerliyordum.)"

B2

given

adjective

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

Çevirmek için tıkla

given

adjectivekabul edilmiş

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

nounkabul edilmiş gerçek

"Delays in winter are a given. (Kışın gecikmeler kabul edilmiş bir gerçektir.)"

preposition... göz önüne alındığında

"Given the weather, we stayed inside. (Hava göz önüne alındığında içeride kaldık.)"

verbvermiş

"She had given him the book before she left. (O, gitmeden önce ona kitabı vermişti.)"

Fiil Halleri

V1give
V2gave
V3given
INGgiving
B2

lane

noun

"Drive in the left lane when you want to pass. (Geçmek istediğinde sol şeritte sür.)"

Çevirmek için tıkla

lane

nounşerit

"Drive in the left lane when you want to pass. (Geçmek istediğinde sol şeritte sür.)"

nounköy yolu

"We walked down a quiet lane between the fields. (Tarlaların arasındaki sessiz bir köy yolunda yürüdük.)"

B2

chief

noun

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

Çevirmek için tıkla

chief

nounlider

"The village chief welcomed us. (Köyün reisi bizi karşıladı.)"

adjectiveEn önemli; esas olan.

"The chief reason is the high cost. (En önemli neden yüksek maliyettir.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

quietly

adverb

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

Çevirmek için tıkla

quietly

adverbAz ses çıkararak; gürültü yapmadan.

"The baby slept quietly. (Bebek sessizce uyudu.)"

adverbGizlice.

"He quietly left the party. (O, partiden gizlice ayrıldı.)"

B2

password

noun

"Don't share your password with anyone. (Şifreni kimseyle paylaşma.)"

Çevirmek için tıkla

password

nounşifre

"Don't share your password with anyone. (Şifreni kimseyle paylaşma.)"

C1

brawn

noun

"He's all brawn and no brains. (O, tamamen kas gücünden ibaret, beyni yok.)"

Çevirmek için tıkla

brawn

nounZekadan ziyade fiziksel güç, kas gücü.

"He's all brawn and no brains. (O, tamamen kas gücünden ibaret, beyni yok.)"

B2

tremor

noun

"A 5.9 magnitude tremor shook the city. (5,9 büyüklüğünde bir sarsıntı kenti salladı.)"

Çevirmek için tıkla

tremor

nounSarsıntı.

"A 5.9 magnitude tremor shook the city. (5,9 büyüklüğünde bir sarsıntı kenti salladı.)"

nounTitreme.

"He has a slight tremor in his hands. (Ellerinde hafif bir titreme var.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
C1

drift

verb

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

Çevirmek için tıkla

drift

verbSürüklenmek.

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

verbKaymak.

"Their conversation drifted onto other topics. (Konuşmaları yavaşça başka konulara kaydı.)"

nounana fikir

"I couldn't follow the drift of his argument. (Onun savının ana fikrini takip edemedim.)"

nounBirikinti.

"Snow drifts blocked the road. (Kar birikintileri yolu kapattı.)"

Fiil Halleri

V1drift
V2drifted
V3drifted
INGdrifting

Deyimler / Öbekler

drift apart
Zamanla ilişkilerin veya insanların birbirinden uzaklaşması.

"After college they drifted apart. (Üniversiteden sonra birbirlerinden uzaklaştılar.)"

drift off
Yavaşça uykuya dalmak.

"He drifted off during the lecture. (Ders sırasında uykuya daldı.)"

C1

chaos

noun

"After the storm, the streets were in chaos. (Fırtınadan sonra sokaklar kargaşa içindeydi.)"

Çevirmek için tıkla

chaos

nounKargaşa.

"After the storm, the streets were in chaos. (Fırtınadan sonra sokaklar kargaşa içindeydi.)"

A2

awesome

adjective

"The view from the top of the mountain was awesome. (Dağın tepesinden manzara harikaydı.)"

Çevirmek için tıkla

awesome

adjectiveHarika

"The view from the top of the mountain was awesome. (Dağın tepesinden manzara harikaydı.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

breaker

noun

"The breaker tripped during the storm. (Fırtına sırasında şalter attı.)"

Çevirmek için tıkla

breaker

nounŞalter

"The breaker tripped during the storm. (Fırtına sırasında şalter attı.)"

nounKıyıya vuran dalga

"We listened to the sound of the breakers hitting the shore. (Kıyıya vuran dalgaların sesini dinledik.)"

A2

recognize

verb

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

Çevirmek için tıkla

recognize

verbTanımak.

"I recognized him from the photo. (Onu fotoğraftan tanıdım.)"

verbresmen tanımak

"The country was recognized by the United Nations. (Ülke Birleşmiş Milletler tarafından tanındı.)"

verbTakdir etmek, onurlandırmak.

"She was recognized for her work. (Çalışmaları takdir edildi.)"

Fiil Halleri

V1recognize
V2recognized
V3recognized
INGrecognizing
B1

reality

noun

"We must face reality and plan accordingly. (Gerçekle yüzleşmeli ve ona göre plan yapmalıyız.)"

Çevirmek için tıkla

reality

noungerçek

"We must face reality and plan accordingly. (Gerçekle yüzleşmeli ve ona göre plan yapmalıyız.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

A2

favor

noun

"Could you do me a favor? (Bana bir iyilik yapabilir misin?)"

Çevirmek için tıkla

favor

nounİyilik, yardım

"Could you do me a favor? (Bana bir iyilik yapabilir misin?)"

nounDestek, onay

"The new plan has the favor of many people. (Yeni plan birçok kişinin desteğini alıyor.)"

verbTercih etmek

"She favors tea over coffee. (Kahveyi değil, çayı tercih ediyor.)"

verbDesteklemek

"The voters favor the new law. (Seçmenler yeni yasayı destekliyor.)"

Fiil Halleri

V1favor
V2favored
V3favored
INGfavoring
A2

prize

noun

"She won a prize for her painting. (O, resmi için bir ödül kazandı.)"

Çevirmek için tıkla

prize

nounÖdül.

"She won a prize for her painting. (O, resmi için bir ödül kazandı.)"

verbbir şeyi çok değerli veya önemli saymak

"We prize honesty in our family. (Bizim ailemiz dürüstlüğe değer verir.)"

Fiil Halleri

V1prize
V2prized
V3prized
INGprizing
A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

A2

pop

noun

"I heard a pop in the kitchen. (Mutfakta bir patlama sesi duydum.)"

Çevirmek için tıkla

pop

nounPatlama sesi.

"I heard a pop in the kitchen. (Mutfakta bir patlama sesi duydum.)"

nounPop müzik.

"She likes pop music. (O, yaygın olarak dinlenen hafif müziği seviyor.)"

verbPatlamak.

"The balloon popped. (Balon patladı.)"

verbUğramak.

"I'll pop into the shop for some milk. (Süt almak için dükkâna kısa süreliğine uğrayacağım.)"

Fiil Halleri

V1pop
V2popped
V3popped
INGpopping

Deyimler / Öbekler

pop in
kısa süreliğine uğramak

"Can you pop in later? (Daha sonra kısa süreliğine uğrayabilir misin?)"

pop out
kısa süreliğine dışarı çıkmak

"I need to pop out to the shop. (Dükkâna kısa süreliğine çıkmam gerekiyor.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

B2

re-entry

noun

"She felt nervous on re-entry into the house. (Eve yeniden girince gergin hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

re-entry

nounYeniden giriş

"She felt nervous on re-entry into the house. (Eve yeniden girince gergin hissetti.)"

B2

trillion

number

"The national debt is several trillion dollars. (Kamu borcu birkaç trilyon dolardır.)"

Çevirmek için tıkla

trillion

numbertrilyon

"The national debt is several trillion dollars. (Kamu borcu birkaç trilyon dolardır.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

A2

hammer

noun

"He used a hammer to build the birdhouse. (O, kuş evi yapmak için bir çekiç kullandı.)"

Çevirmek için tıkla

hammer

nounÇekiç

"He used a hammer to build the birdhouse. (O, kuş evi yapmak için bir çekiç kullandı.)"

verbÇekiçle çakmak.

"She hammered the nail into the wall. (O, çiviyi duvara çaktı.)"

verbFarkla yenmek

"Our team hammered their rivals 5-0. (Takımımız rakiplerini 5-0 gibi büyük bir farkla yendi.)"

Fiil Halleri

V1hammer
V2hammered
V3hammered
INGhammering

Deyimler / Öbekler

hammer out
Bir anlaşmayı veya çözümü tartışarak son hâline getirmek.

"They hammered out the contract after several meetings. (Birkaç toplantıdan sonra sözleşmeyi tartışarak son hâline getirdiler.)"

hammer away
Bir şeyi tekrar tekrar vurmak veya bir işi ısrarla yapmak.

"He hammered away at the old gate to open it. (Kapıyı açmak için eski kapıya tekrar tekrar vurdu.)"

B2

hippie

noun

"I finally met that old hippie I had always wanted to meet. (Nihayet her zaman tanışmak istediğim o eski hippiyeyle karşılaştım.)"

Çevirmek için tıkla

hippie

nounhippi

"I finally met that old hippie I had always wanted to meet. (Nihayet her zaman tanışmak istediğim o eski hippiyeyle karşılaştım.)"

C1

charm

noun

"Her smile was her greatest charm. (Gülüşü onun en büyük çekiciliğiydi.)"

Çevirmek için tıkla

charm

nounÇekicilik.

"Her smile was her greatest charm. (Gülüşü onun en büyük çekiciliğiydi.)"

nounuğur, muska

"She wore a charm on her bracelet for luck. (O, bilekliğinde uğur getirdiğine inanılan küçük bir süs taktı.)"

verbKendi çekiciliğiyle birini etkilemek veya ikna etmek.

"He charmed the guests with his stories. (O, hikâyeleriyle konukları etkiledi.)"

Fiil Halleri

V1charm
V2charmed
V3charmed
INGcharming

Deyimler / Öbekler

charm into
Birini cazibesiyle bir şey yapmaya ikna etmek.

"She charmed him into helping her with the project. (O, projede ona yardım etmesi için onu cazibesiyle ikna etti.)"

B1

dice

noun

"He shook the dice and rolled a six. (Zarı salladı ve altı attı.)"

Çevirmek için tıkla

dice

nounZar

"He shook the dice and rolled a six. (Zarı salladı ve altı attı.)"

verbKüp küp doğramak

"She diced the tomatoes for the salad. (Salata için domatesleri küp küp doğradı.)"

verbZar atmak; riske girmek

"Just getting ready to roll the dice. (Zar atmaya hazırlanıyorum.)"

Fiil Halleri

V1dice
V2diced
V3diced
INGdicing

Deyimler / Öbekler

dice with
Tehlikeyle oynamak

"He was dicing with death when he climbed the cliff without a rope. (Halat olmadan uçuruma tırmandığında ölümle oynuyordu.)"

B1

till

preposition

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

Çevirmek için tıkla

till

preposition-e kadar

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

conjunction-inceye kadar

"Let's wait till the bus comes. (Otobüs gelinceye kadar bekleyelim.)"

verbToprağı sürmek.

"Farmers till the soil before planting seeds. (Çiftçiler tohum ekmeden önce toprağı sürer.)"

nounkasa

"The robber emptied the till. (Soyguncu kasayı boşalttı.)"

Fiil Halleri

V1till
V2tilled
V3tilled
INGtilling
B2

dickhead

noun

"Don't be such a dickhead. (Böyle bir aptal olma / Çok kaba davranma.)"

Çevirmek için tıkla

dickhead

nounaptal

"Don't be such a dickhead. (Böyle bir aptal olma / Çok kaba davranma.)"

B2

secure

verb

"They secured the building before the storm. (Fırtına öncesi binayı güvenli hale getirdiler.)"

Çevirmek için tıkla

secure

verbGüvenceye almak

"They secured the building before the storm. (Fırtına öncesi binayı güvenli hale getirdiler.)"

verbElde etmek

"She secured a scholarship to study abroad. (Yurt dışında okumak için burs kazandı.)"

adjectiveGüvenli

"Is the house secure? (Ev güvenli mi?)"

adjectiveSağlam

"Make sure the ladder is secure. (Merdivenin sağlam bağlı olduğundan emin ol.)"

Fiil Halleri

V1secure
V2secured
V3secured
INGsecuring
A1

late

adjective

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

late

adjectiveGeç.

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

adjectiveMerhum.

"The late singer was very popular. (Ölen şarkıcı çok popülerdi.)"

adverbBeklenen zamandan sonra; geç biçimde.

"He arrived late. (O geç geldi.)"

B2

basically

adverb

"Basically, we can't afford it. (Aslında buna paramız yetmiyor.)"

Çevirmek için tıkla

basically

adverbtemelde

"Basically, we can't afford it. (Aslında buna paramız yetmiyor.)"

adverbkısacası

"Basically, the test is about grammar. (Kısacası, sınav dilbilgisiyle ilgili.)"

A1

hat

noun

"I have a new hat. (Yeni bir şapkam var.)"

Çevirmek için tıkla

hat

nounşapka

"I have a new hat. (Yeni bir şapkam var.)"

A2

realize

verb

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

Çevirmek için tıkla

realize

verbBir şeyin farkına varmak, anlamak.

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

verbGerçekleştirmek, hayata geçirmek.

"She realized her dream of becoming a doctor. (Doktor olma hayalini gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1realize
V2realized
V3realized
INGrealizing
B2

billion-to-one

numerical expression

"The chances of one person being another person's "the one" are, like, six billion-to-one. (Bir kişinin başka bir kişi için doğru kişi olması ihtimali, mesela, altı milyarda bir.)"

Çevirmek için tıkla

billion-to-one

numerical expressionÇok düşük olasılık

"The chances of one person being another person's "the one" are, like, six billion-to-one. (Bir kişinin başka bir kişi için doğru kişi olması ihtimali, mesela, altı milyarda bir.)"

numerical expressionMilyarda bir oran

"The odds of winning the rare prize were a billion-to-one. (Nadir ödülü kazanma olasılığı milyarda birdi.)"

A1

last

adjective

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

Çevirmek için tıkla

last

adjectiveSon.

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

adjectiveZamanda hemen önceki; geçen.

"I saw her last week. (Onu geçen hafta gördüm.)"

adverbEn son.

"She arrived last. (O en son geldi.)"

verbsürmek

"The film lasted two hours. (Film iki saat sürdü.)"

Fiil Halleri

V1last
V2lasted
V3lasted
INGlasting
C1

gratuitous

adjective

"His comment was gratuitous and offended many people. (Onun yorumu gereksizdi ve pek çok kişiyi incitti.)"

Çevirmek için tıkla

gratuitous

adjectiveDuruma göre hiç gerek olmayan; gereksiz.

"His comment was gratuitous and offended many people. (Onun yorumu gereksizdi ve pek çok kişiyi incitti.)"

adjectiveÜcretsiz verilen; para ödemeden sunulan.

"The company handed out gratuitous samples at the event. (Şirket etkinlikte müşterilere ücretsiz numuneler dağıttı.)"

B1

measure

noun

"The government took measures to reduce pollution. (Hükümet kirliliği azaltmak için önlemler aldı.)"

Çevirmek için tıkla

measure

nounönlem

"The government took measures to reduce pollution. (Hükümet kirliliği azaltmak için önlemler aldı.)"

nounölçü

"The measure of the room is five meters. (Odanın ölçüsü beş metredir.)"

verbÖlçmek.

"Measure the room before buying furniture. (Mobilya almadan önce odayı ölç.)"

Fiil Halleri

V1measure
V2measured
V3measured
INGmeasuring
B2

basement

noun

"We keep the old boxes in the basement. (Eski kutuları bodrumda saklıyoruz.)"

Çevirmek için tıkla

basement

nounbodrum

"We keep the old boxes in the basement. (Eski kutuları bodrumda saklıyoruz.)"

A2

impossible

adjective

"It's impossible to lift that box. (O kutuyu kaldırmak imkansız.)"

Çevirmek için tıkla

impossible

adjectiveyapılamayan veya olması mümkün olmayan

"It's impossible to lift that box. (O kutuyu kaldırmak imkansız.)"

B1

generator

noun

"The factory's generator supplied power during the blackout. (Fabrikanın jeneratörü elektrik kesintisi sırasında enerji sağladı.)"

Çevirmek için tıkla

generator

nounJeneratör

"The factory's generator supplied power during the blackout. (Fabrikanın jeneratörü elektrik kesintisi sırasında enerji sağladı.)"

nounBir şey üreten kişi/program

"We used an online name generator to find ideas for the new product. (Yeni ürün için fikir bulmak amacıyla çevrimiçi bir isim üreten program kullandık.)"

A1

anything

pronoun

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Çevirmek için tıkla

anything

pronounHerhangi bir şey.

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Fiil Halleri

V1
V2
V3
ING
A1

e-mail

noun

"I sent you an e-mail. (Sana bir e-posta gönderdim.)"

Çevirmek için tıkla

e-mail

nounE-posta.

"I sent you an e-mail. (Sana bir e-posta gönderdim.)"

verbE-postayla göndermek.

"Please e-mail me the photo. (Lütfen fotoğrafı bana e-postayla gönder.)"

Fiil Halleri

V1e-mail
V2e-mailed
V3e-mailed
INGe-mailing
B1

weapon

noun

"The police found a weapon at the scene. (Polis olay yerinde bir silah buldu.)"

Çevirmek için tıkla

weapon

nounsilah

"The police found a weapon at the scene. (Polis olay yerinde bir silah buldu.)"

nounaraç

"Education can be a weapon against poverty. (Eğitim, yoksulluğa karşı güçlü bir araç olabilir.)"

A1

early

adjective

"We took an early train. (Biz erken bir trene bindik.)"

Çevirmek için tıkla

early

adjectiveBeklenen veya normal zamandan önce olan.

"We took an early train. (Biz erken bir trene bindik.)"

adverbErken.

"I woke up early. (Erken uyandım.)"