Kütüphaneye Dön
City Lights
MOVIEENKolay8.3

City Lights

A tramp falls in love with a beautiful blind flower girl. His on-and-off friendship with a wealthy man allows him to be the girl's benefactor and suitor.

239

Farklı kelimeler

14.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

239 kelime
A1

up

adverb

"Please go up slowly. (Lütfen yavaşça yukarı çık.)"

Çevirmek için tıkla

up

adverbYukarı; üst kata

"Please go up slowly. (Lütfen yavaşça yukarı çık.)"

adverbArtarak; yükselerek

"The price went up. (Fiyat yükseldi.)"

prepositionYukarı doğru; boyunca

"We walked up the hill. (Tepe boyunca yürüdük.)"

adjectiveUyanık; yataktan kalkmış

"I am up early today. (Bugün erken kalktım.)"

verbArtırmak

"The shop upped the price. (Dükkân fiyatı artırdı.)"

Fiil Halleri

V1up
V2upped
V3upped
INGupping

Deyimler / Öbekler

wake up
Uyanmak; uyandırmak

"I wake up at seven every day. (Her gün saat yedide uyanırım.)"

get up
Yataktan kalkmak

"Get up, please. (Lütfen yataktan kalk.)"

A1

us

pronoun

"She saw us. (O bizi gördü.)"

Çevirmek için tıkla

us

pronounbizi / bize

"She saw us. (O bizi gördü.)"

A1

this

determiner

"This chair is new. (Bu sandalye yeni.)"

Çevirmek için tıkla

this

determinerBu

"This chair is new. (Bu sandalye yeni.)"

pronounBu

"This is my bag. (Bu benim çantam.)"

B2

awaken

verb

"He was awakened by the loud noise. (Yüksek sesle uyandırıldı.)"

Çevirmek için tıkla

awaken

verbUykudan uyanmak veya birini uyandırmak.

"He was awakened by the loud noise. (Yüksek sesle uyandırıldı.)"

verbcanlandırmak

"The trip awakened old memories. (Bu gezi eski anıları canlandırdı.)"

Fiil Halleri

V1awaken
V2awakened
V3awakened
INGawakening

Deyimler / Öbekler

awaken to
Bir şeyin farkına varmak, bilincine ermek.

"She finally awakened to the truth of the situation. (Sonunda durumun gerçeğinin farkına vardı.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

A1

thousand

noun

"There are a thousand stars in the sky. (Gökyüzünde bin tane yıldız var.)"

Çevirmek için tıkla

thousand

nounBin.

"There are a thousand stars in the sky. (Gökyüzünde bin tane yıldız var.)"

determinerBin.

"She bought a thousand apples. (O, bin tane elma aldı.)"

C1

cop

noun

"The cop helped the lost child find his parents. (Polis memuru kaybolan çocuğun ailesini bulmasına yardım etti.)"

Çevirmek için tıkla

cop

nounPolis memuru (gündelik dilde).

"The cop helped the lost child find his parents. (Polis memuru kaybolan çocuğun ailesini bulmasına yardım etti.)"

A1

am

verb

"I am a student. (Ben bir öğrenciyim.)"

Çevirmek için tıkla

am

verbbe fiilinin 'I' için şimdiki çekimi

"I am a student. (Ben bir öğrenciyim.)"

Fiil Halleri

V1be
V2was/were
V3been
INGbeing
A2

able

adjective

"She is able to swim. (O yüzebiliyor.)"

Çevirmek için tıkla

able

adjectiveyapabilen

"She is able to swim. (O yüzebiliyor.)"

A1

who

pronoun

"Who is that? (O kim?)"

Çevirmek için tıkla

who

pronounKim.

"Who is that? (O kim?)"

pronounilgi zamiri

"The woman who called is my sister. (Telefon eden kadın benim kız kardeşim.)"

pronoun…-en kişi.

"She is the friend who helped me. (O, bana yardım eden arkadaş.)"

A1

evening

noun

"We go for a walk in the evening. (Akşam yürüyüşe çıkarız.)"

Çevirmek için tıkla

evening

nounakşam

"We go for a walk in the evening. (Akşam yürüyüşe çıkarız.)"

A1

return

noun

"His return made everyone happy. (Onun dönüşü herkesi mutlu etti.)"

Çevirmek için tıkla

return

noundönüş

"His return made everyone happy. (Onun dönüşü herkesi mutlu etti.)"

verbgeri dönmek; geri vermek

"She returned from Paris. (Paris'ten döndü.)"

Fiil Halleri

V1return
V2returned
V3returned
INGreturning
B2

rid

verb

"The treatment rid him of the pain. (Tedavi onu ağrıdan kurtardı.)"

Çevirmek için tıkla

rid

verbKurtarmak, uzaklaştırmak.

"The treatment rid him of the pain. (Tedavi onu ağrıdan kurtardı.)"

adjectiveKurtulmuş, arınmış.

"We are finally rid of those noisy neighbors. (Sonunda o gürültücü komşulardan kurtulduk.)"

Fiil Halleri

V1rid
V2rid
V3rid
INGridding

Deyimler / Öbekler

get rid of
Kurtulmak, elden çıkarmak.

"I need to get rid of these old clothes. (Bu eski kıyafetlerden kurtulmam gerekiyor.)"

A2

guest

noun

"We have three guests coming for dinner. (Akşam yemeğine üç misafirimiz geliyor.)"

Çevirmek için tıkla

guest

nounMisafir.

"We have three guests coming for dinner. (Akşam yemeğine üç misafirimiz geliyor.)"

adjectiveMisafir.

"He slept in the guest room. (O, misafir odasında uyudu.)"

A1

life

noun

"She has a happy life. (Onun mutlu bir hayatı var.)"

Çevirmek için tıkla

life

nounHayat

"She has a happy life. (Onun mutlu bir hayatı var.)"

A1

why

adverb

"Why are you late? (Neden geç kaldın?)"

Çevirmek için tıkla

why

adverbNeden.

"Why are you late? (Neden geç kaldın?)"

adverbBu yüzden

"He was tired, that's why he slept early. (O yorgundu, bu yüzden erken yattı.)"

A1

we

pronoun

"We are friends. (Biz arkadaşız.)"

Çevirmek için tıkla

we

pronounBiz

"We are friends. (Biz arkadaşız.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
A1

see

verb

"I can see the mountains. (Dağları görebiliyorum.)"

Çevirmek için tıkla

see

verbGözle algılamak, görmek.

"I can see the mountains. (Dağları görebiliyorum.)"

verbAnlamak, kavramak.

"I see what you mean. (Ne demek istediğini anlıyorum.)"

verbİzlemek, seyretmek.

"We saw a great play yesterday. (Dün harika bir oyun izledik.)"

verbBiriyle görüşmek veya birini ziyaret etmek.

"I saw my cousins last weekend. (Geçen hafta sonu kuzenlerimi gördüm.)"

Fiil Halleri

V1see
V2saw
V3seen
INGseeing

Deyimler / Öbekler

see off
Birini uğurlamak.

"We went to see him off at the airport. (Onu havaalanında uğurladık.)"

see through
Bir şeyin gerçeğini görmek; aldanmamak.

"I can see through his lies. (Yalanlarını görüyorum.)"

A1

nothing

pronoun

"There is nothing in the box. (Kutunun içinde hiçbir şey yok.)"

Çevirmek için tıkla

nothing

pronounHerhangi bir şeyin olmaması; hiçbir şey.

"There is nothing in the box. (Kutunun içinde hiçbir şey yok.)"

pronounÖnemsiz veya değersiz şey; sorun olmayan şey.

"The small mistake was nothing to worry about. (Küçük hata endişelenecek bir şey değildi.)"

A1

lunch

noun

"What's for lunch today? (Bugün öğle yemeğinde ne var?)"

Çevirmek için tıkla

lunch

nounÖğle yemeği.

"What's for lunch today? (Bugün öğle yemeğinde ne var?)"

verbÖğle yemeği yemek.

"We lunched at a small cafe. (Küçük bir kafede öğle yemeği yedik.)"

Fiil Halleri

V1lunch
V2lunched
V3lunched
INGlunching
A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A1

difficult

adjective

"This test is difficult. (Bu sınav zor.)"

Çevirmek için tıkla

difficult

adjectiveZor.

"This test is difficult. (Bu sınav zor.)"

A1

grandma

noun

"My grandma is kind. (Büyükannem kibar.)"

Çevirmek için tıkla

grandma

nounAnne ya da babanın annesi.

"My grandma is kind. (Büyükannem kibar.)"

A1

city

noun

"I live in the city. (Ben şehirde yaşıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

city

nounŞehir

"I live in the city. (Ben şehirde yaşıyorum.)"

A2

attention

noun

"Her attention was on the book. (Onun dikkati kitaptaydı.)"

Çevirmek için tıkla

attention

nounBir şeye odaklanma veya onu fark etme.

"Her attention was on the book. (Onun dikkati kitaptaydı.)"

nounTıbbi bakım.

"The patient needs medical attention. (Hastanın tıbbi bakıma ihtiyacı var.)"

Deyimler / Öbekler

pay attention to
Bir şeye dikkat etmek; ona odaklanmak.

"Please pay attention to the road. (Lütfen yola dikkat et.)"

draw attention to
Bir şeyin fark edilmesini sağlamak; dikkat çekmek.

"The teacher drew attention to the mistake. (Öğretmen hataya dikkat çekti.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B1

blindness

noun

"Many people with glaucoma eventually experience blindness. (Glokomlu birçok insan sonunda görme kaybı yaşar.)"

Çevirmek için tıkla

blindness

nounKörlük.

"Many people with glaucoma eventually experience blindness. (Glokomlu birçok insan sonunda görme kaybı yaşar.)"

nounfark edememe

"His blindness to the environmental damage led to poor decisions. (Çevreye verilen zararı fark edememesi yanlış kararlar alınmasına yol açtı.)"

A1

bring

verb

"Bring your homework tomorrow. (Yarın ödevini getir.)"

Çevirmek için tıkla

bring

verbBir şeyi yanında taşımak, getirmek.

"Bring your homework tomorrow. (Yarın ödevini getir.)"

Fiil Halleri

V1bring
V2brought
V3brought
INGbringing

Deyimler / Öbekler

bring up
Yetiştirmek; bir konuyu gündeme getirmek.

"She brought up her children alone. (Çocuklarını yalnız yetiştirdi.)"

bring about
Neden olmak, yol açmak.

"The rain brought about flooding. (Yağmur sele neden oldu.)"

A1

doctor

noun

"The doctor helped me when I was sick. (Ben hasta olduğumda doktor bana yardım etti.)"

Çevirmek için tıkla

doctor

nounDoktor.

"The doctor helped me when I was sick. (Ben hasta olduğumda doktor bana yardım etti.)"

A1

wife

noun

"My wife cooks dinner every day. (Karım her gün akşam yemeği yapar.)"

Çevirmek için tıkla

wife

nouneş

"My wife cooks dinner every day. (Karım her gün akşam yemeği yapar.)"

A1

best

adjective

"This is the best book. (Bu en iyi kitaptır.)"

Çevirmek için tıkla

best

adjectiveen iyi olan

"This is the best book. (Bu en iyi kitaptır.)"

adverben iyi şekilde

"She sings best in the evening. (O akşamları en iyi şarkı söyler.)"

nounen iyi olan kişi veya şey

"He always tries to get the best. (O her zaman en iyisini almaya çalışır.)"

A1

need

noun

"People have a need for food. (İnsanların yiyeceğe ihtiyacı vardır.)"

Çevirmek için tıkla

need

noungerekli olan şey; ihtiyaç

"People have a need for food. (İnsanların yiyeceğe ihtiyacı vardır.)"

verbihtiyaç duymak

"I need your help. (Yardımına ihtiyacım var.)"

verbGerekmek; gerekli olmak.

"You need to be more careful. (Daha dikkatli olman gerekiyor.)"

Fiil Halleri

V1need
V2needed
V3needed
INGneeding
A1

come

verb

"Come here, please. (Lütfen buraya gel.)"

Çevirmek için tıkla

come

verbgelmek

"Come here, please. (Lütfen buraya gel.)"

phrase(come in) İçeri buyur etmek.

"Come in and make yourself comfortable. (İçeri gel ve rahatına bak.)"

phrase(come on) Hadi, çabuk; haydi.

"Come on, we are going to be late. (Hadi, geç kalacağız.)"

Fiil Halleri

V1come
V2came
V3come
INGcoming

Deyimler / Öbekler

come up with
Bir fikir veya çözüm bulmak.

"She came up with a great idea. (Harika bir fikir buldu.)"

come across
Tesadüfen bulmak veya rastlamak.

"I came across an old photo. (Eski bir fotoğrafa rastladım.)"

A1

can

modal

"She can swim. (O yüzebilir.)"

Çevirmek için tıkla

can

modalYapabilmek.

"She can swim. (O yüzebilir.)"

modalİzin istemek/vermeyi belirtir.

"Can I open the window? (Pencereyi açabilir miyim?)"

nounKutu.

"I have a can of soda. (Bir kutu gazozum var.)"

A1

car

noun

"The car is in the garage. (Araba garajda.)"

Çevirmek için tıkla

car

nounAraba

"The car is in the garage. (Araba garajda.)"

B1

friendship

noun

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

Çevirmek için tıkla

friendship

nounarkadaşlık

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

A1

she

pronoun

"She is my sister. (O benim kız kardeşim.)"

Çevirmek için tıkla

she

pronoundişi için özn. zamiri

"She is my sister. (O benim kız kardeşim.)"

A1

party

noun

"We went to a party last night. (Dün gece bir eğlenceye gittik.)"

Çevirmek için tıkla

party

nouneğlence

"We went to a party last night. (Dün gece bir eğlenceye gittik.)"

nounsiyasi parti

"She joined the Green Party. (O, Yeşil Parti'ye katıldı.)"

verbEğlenmek.

"They partied until dawn. (Onlar şafağa kadar eğlendiler.)"

Fiil Halleri

V1party
V2partied
V3partied
INGpartying
A1

man

noun

"A man walked into the room. (Bir adam odaya girdi.)"

Çevirmek için tıkla

man

nounYetişkin erkek insan.

"A man walked into the room. (Bir adam odaya girdi.)"

nounGenel olarak insan, insanoğlu.

"Man has explored the moon. (İnsanoğlu Ay'ı keşfetti.)"

verbGörev yapmak, işletmek.

"Volunteers will man the information desk. (Gönüllüler bilgi masasında görev alacak.)"

interjectionŞaşkınlık, öfke veya vurgu belirtir.

"Man, that was a difficult test! (Yahu, bu zor bir sınavdı!)"

Fiil Halleri

V1man
V2manned
V3manned
INGmanning

Deyimler / Öbekler

man up
Cesaretini toplamak; daha cesur davranmak.

"He needs to man up and tell the truth. (Cesaretini toplayıp gerçeği söylemeli.)"

A1

let

verb

"Let me help you. (Sana yardım etmeme izin ver.)"

Çevirmek için tıkla

let

verbİzin vermek, bırakmak.

"Let me help you. (Sana yardım etmeme izin ver.)"

verb(let's / let me) Bir şey yapmayı önermek ya da teklif etmek: -elim, -eyim.

"Let's try again tomorrow. (Yarın tekrar deneyelim.)"

Fiil Halleri

V1let
V2let
V3let
INGletting

Deyimler / Öbekler

let down
Hayal kırıklığı yaratmak.

"Don't let me down. (Beni hayal kırıklığına uğratma.)"

let in
İçeri almak.

"Let him in. (Onu içeri al.)"

A1

late

adjective

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

late

adjectiveGeç.

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

adjectiveMerhum.

"The late singer was very popular. (Ölen şarkıcı çok popülerdi.)"

adverbBeklenen zamandan sonra; geç biçimde.

"He arrived late. (O geç geldi.)"

A2

lucky

adjective

"She felt lucky to find a seat on the busy train. (Kalabalık trende bir koltuk bulduğu için şanslı hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

lucky

adjectiveŞanslı.

"She felt lucky to find a seat on the busy train. (Kalabalık trende bir koltuk bulduğu için şanslı hissetti.)"

A2

baggage

noun

"She checked her baggage at the airport. (Havaalanında valizlerini teslim etti.)"

Çevirmek için tıkla

baggage

nounBagaj.

"She checked her baggage at the airport. (Havaalanında valizlerini teslim etti.)"

nounDuygusal yük.

"He has a lot of emotional baggage after the divorce. (Boşanmanın ardından çok duygusal yük taşıyor.)"

A1

our

determiner

"This is our house. (Bu bizim evimiz.)"

Çevirmek için tıkla

our

determinerbizim

"This is our house. (Bu bizim evimiz.)"

A1

at

preposition

"She is waiting at the bus stop. (Otobüs durağında bekliyor.)"

Çevirmek için tıkla

at

preposition-de/-da (yer)

"She is waiting at the bus stop. (Otobüs durağında bekliyor.)"

preposition-de/-da (zaman)

"The meeting starts at 10 AM. (Toplantı sabah 10'da başlıyor.)"

preposition-e/-a

"He threw the stone at the window. (Taşı pencereye attı.)"

prepositionBir etkinlikte, durumda veya düzeyde.

"He is good at remembering names. (İsimleri hatırlama konusunda iyidir.)"

A1

out

adverb

"Please go out. (Lütfen dışarı çıkın.)"

Çevirmek için tıkla

out

adverbdışarı

"Please go out. (Lütfen dışarı çıkın.)"

prepositionBir şeyin içinden dışarı doğru hareket.

"He walked out the door. (Kapıdan dışarı yürüdü.)"

phrase(ask someone out) Birini romantik bir buluşmaya davet etmek.

"He asked me out after class. (Dersten sonra beni romantik bir buluşmaya davet etti.)"

A1

may

verb

"It may rain today. (Bugün yağmur yağabilir.)"

Çevirmek için tıkla

may

verb-ebilir, -abilir; olasılık bildirir

"It may rain today. (Bugün yağmur yağabilir.)"

verbizin istemek veya vermek

"May I come in? (İçeri girebilir miyim?)"

nounMayıs

"My birthday is in May. (Doğum günüm mayıs ayında.)"

Fiil Halleri

V1may
V2might
V3may (past participle yok)
INGmay (-ing biçimi yok)