Kütüphaneye Dön
Modern Times
MOVIEENZor8.3

Modern Times

A bumbling tramp desires to build a home with a young woman, yet is thwarted time and time again by his lack of experience and habit of being in the wrong place at the wrong time...

176

Farklı kelimeler

14.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

176 kelime
A1

through

preposition

"The train went through the tunnel. (Tren tünelin içinden geçti.)"

Çevirmek için tıkla

through

prepositioniçinden

"The train went through the tunnel. (Tren tünelin içinden geçti.)"

prepositionBaşından sonuna kadar; süresince.

"She worked through the night. (Bütün gece boyunca çalıştı.)"

adverbBir uçtan diğer uca; baştan sona.

"I read the book all the way through. (Kitabı baştan sona okudum.)"

prepositionZor bir durum veya dönemden geçmek.

"He is going through a difficult time. (Zor bir dönemden geçiyor.)"

A1

remember

verb

"I remember my first day at school. (Okuldaki ilk günümü hatırlıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

remember

verbHatırlamak.

"I remember my first day at school. (Okuldaki ilk günümü hatırlıyorum.)"

Fiil Halleri

V1remember
V2remembered
V3remembered
INGremembering
A1

up

adverb

"Please go up slowly. (Lütfen yavaşça yukarı çık.)"

Çevirmek için tıkla

up

adverbYukarı; üst kata

"Please go up slowly. (Lütfen yavaşça yukarı çık.)"

adverbArtarak; yükselerek

"The price went up. (Fiyat yükseldi.)"

prepositionYukarı doğru; boyunca

"We walked up the hill. (Tepe boyunca yürüdük.)"

adjectiveUyanık; yataktan kalkmış

"I am up early today. (Bugün erken kalktım.)"

verbArtırmak

"The shop upped the price. (Dükkân fiyatı artırdı.)"

Fiil Halleri

V1up
V2upped
V3upped
INGupping

Deyimler / Öbekler

wake up
Uyanmak; uyandırmak

"I wake up at seven every day. (Her gün saat yedide uyanırım.)"

get up
Yataktan kalkmak

"Get up, please. (Lütfen yataktan kalk.)"

A1

us

pronoun

"She saw us. (O bizi gördü.)"

Çevirmek için tıkla

us

pronounbizi / bize

"She saw us. (O bizi gördü.)"

A1

this

determiner

"This chair is new. (Bu sandalye yeni.)"

Çevirmek için tıkla

this

determinerBu

"This chair is new. (Bu sandalye yeni.)"

pronounBu

"This is my bag. (Bu benim çantam.)"

B1

importance

noun

"Kids learn the importance of brushing their teeth at school. (Çocuklar okulda dişlerini fırçalamanın ne kadar önemli olduğunu öğrenirler.)"

Çevirmek için tıkla

importance

nounÖnem

"Kids learn the importance of brushing their teeth at school. (Çocuklar okulda dişlerini fırçalamanın ne kadar önemli olduğunu öğrenirler.)"

A2

metal

noun

"The bridge is made of metal. (Köprü metalden yapılmıştır.)"

Çevirmek için tıkla

metal

nounMetal

"The bridge is made of metal. (Köprü metalden yapılmıştır.)"

nounMetal müziği

"That band plays heavy metal. (O müzik grubu heavy metal çalıyor.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

B2

enable

verb

"Technology enables us to communicate faster. (Teknoloji daha hızlı iletişim kurmamızı sağlıyor.)"

Çevirmek için tıkla

enable

verbMümkün kılmak.

"Technology enables us to communicate faster. (Teknoloji daha hızlı iletişim kurmamızı sağlıyor.)"

Fiil Halleri

V1enable
V2enabled
V3enabled
INGenabling
A2

feature

noun

"The phone's best feature is its long battery life. (Telefonun en iyi özelliği uzun pil ömrüdür.)"

Çevirmek için tıkla

feature

nounözellik

"The phone's best feature is its long battery life. (Telefonun en iyi özelliği uzun pil ömrüdür.)"

nounözel yazı

"The magazine published a feature on healthy eating. (Dergi sağlıklı beslenme hakkında uzun bir özel yazı yayımladı.)"

verbyer vermek

"The festival will feature musicians from around the world. (Festival, dünyanın dört bir yanından gelen müzisyenlere yer verecek.)"

Fiil Halleri

V1feature
V2featured
V3featured
INGfeaturing

Deyimler / Öbekler

feature in
Bir film, program veya yazıda yer almak veya rol almak.

"She features in the new TV series. (O yeni televizyon dizisinde rol alıyor.)"

B2

automatic

adjective

"The washing machine is automatic; it finishes the program by itself. (Çamaşır makinesi insan müdahalesi olmadan çalışır; programı kendi başına bitirir.)"

Çevirmek için tıkla

automatic

adjectiveOtomatik.

"The washing machine is automatic; it finishes the program by itself. (Çamaşır makinesi insan müdahalesi olmadan çalışır; programı kendi başına bitirir.)"

adjectiveDüşünmeden ya da refleks olarak yapılan.

"His reaction was automatic when he heard the noise. (Gürültüyü duyduğunda tepkisi düşünmeden oldu.)"

B2

subtitling

noun

"For subtitling services, contact us. (Altyazı hazırlama hizmetleri için bize ulaşın.)"

Çevirmek için tıkla

subtitling

nounAltyazı hazırlama

"For subtitling services, contact us. (Altyazı hazırlama hizmetleri için bize ulaşın.)"

verbAltyazı eklemek

"They subtitled the film in Turkish. (Filme Türkçe altyazı eklediler.)"

Fiil Halleri

V1subtitle
V2subtitled
V3subtitled
INGsubtitling
B1

inventor

noun

"The inventor created a new machine. (Mucit yeni bir makine icat etti.)"

Çevirmek için tıkla

inventor

nounYeni bir şey icat eden kişi.

"The inventor created a new machine. (Mucit yeni bir makine icat etti.)"

B1

ignore

verb

"She ignored the phone and kept reading. (O, telefona bakmadı ve okumaya devam etti.)"

Çevirmek için tıkla

ignore

verbGörmezden gelmek

"She ignored the phone and kept reading. (O, telefona bakmadı ve okumaya devam etti.)"

Fiil Halleri

V1ignore
V2ignored
V3ignored
INGignoring
B2

delightful

adjective

"The garden was delightful. (Bahçe çok hoştu; insanı mutlu etti.)"

Çevirmek için tıkla

delightful

adjectiveÇok hoş; insanı mutlu eden.

"The garden was delightful. (Bahçe çok hoştu; insanı mutlu etti.)"

B1

shift

verb

"He shifted the chair closer to the table. (Sandalyesini masaya daha yakın kaydırdı.)"

Çevirmek için tıkla

shift

verbKaydırmak.

"He shifted the chair closer to the table. (Sandalyesini masaya daha yakın kaydırdı.)"

verbDeğiştirmek.

"The company shifted its focus to online sales. (Şirket odağını çevrimiçi satışlara kaydırdı.)"

nounVardiya.

"She works the night shift at the hospital. (Hastanede gece vardiyasında çalışıyor.)"

nounDeğişim.

"There has been a shift in public opinion. (Halkın görüşlerinde bir değişiklik oldu.)"

Fiil Halleri

V1shift
V2shifted
V3shifted
INGshifting

Deyimler / Öbekler

shift into
Başka bir duruma, tona veya vitese geçmek.

"She shifted into a calmer tone. (Sesini daha sakin bir tona çevirdi.)"

shift away
Dikkati veya ilgiyi başka yöne çevirmek.

"He tried to shift attention away from the mistake. (Hatanın üzerindeki dikkati başka yöne kaydırmaya çalıştı.)"

B1

ahead

adverb

"She walked ahead of me. (O benim önümde yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

ahead

adverbönde

"She walked ahead of me. (O benim önümde yürüdü.)"

adverbönceden

"You should plan ahead. (İşleri önceden planlamalısın.)"

A1

machine

noun

"The machine stopped working. (Makine çalışmayı bıraktı.)"

Çevirmek için tıkla

machine

nounmakine

"The machine stopped working. (Makine çalışmayı bıraktı.)"

A1

who

pronoun

"Who is that? (O kim?)"

Çevirmek için tıkla

who

pronounKim.

"Who is that? (O kim?)"

pronounilgi zamiri

"The woman who called is my sister. (Telefon eden kadın benim kız kardeşim.)"

pronoun…-en kişi.

"She is the friend who helped me. (O, bana yardım eden arkadaş.)"

A1

stop

verb

"Stop the car. (Arabayı durdur.)"

Çevirmek için tıkla

stop

verbdurmak, durdurmak

"Stop the car. (Arabayı durdur.)"

noundurak

"Wait at the bus stop. (Otobüs durağında bekle.)"

verbEngellemek; önüne geçmek.

"The guard stopped us from entering. (Güvenlik içeri girmemizi engelledi.)"

verbBir şeyi yapmayı bırakmak.

"I cannot stop laughing at that joke. (O şakaya gülmeyi bırakamıyorum.)"

Fiil Halleri

V1stop
V2stopped
V3stopped
INGstopping

Deyimler / Öbekler

stop by
Kısa süreli uğramak, kısa ziyaret etmek.

"I will stop by your house. (Senin evine kısa süreli uğrayacağım.)"

stop over
Yolculukta kısa süre kalmak veya konaklamak.

"We stopped over in Paris. (Paris'te kısa süre kaldık.)"

B2

blower

noun

"The leaf blower is very noisy. (Yaprak üfleyici çok gürültülü.)"

Çevirmek için tıkla

blower

nounÜfleyici

"The leaf blower is very noisy. (Yaprak üfleyici çok gürültülü.)"

C1

gastritis

noun

"İbuprofen mide iltihabına neden oldu."

Çevirmek için tıkla

gastritis

nounMide iltihabı

"İbuprofen mide iltihabına neden oldu."

A1

point

noun

"Stand at that point. (O noktada dur.)"

Çevirmek için tıkla

point

nounBelirli bir yer veya nokta.

"Stand at that point. (O noktada dur.)"

nounOyun veya testte alınan puan.

"You get one point. (Bir puan alıyorsun.)"

verbBir yönü ya da şeyi işaret etmek.

"She pointed at the door. (Kapıya işaret etti.)"

nounAnlam, amaç, nokta.

"What's the point? (Anlamı ne?)"

Fiil Halleri

V1point
V2pointed
V3pointed
INGpointing

Deyimler / Öbekler

point out
Dikkat çekmek, belirtmek.

"He pointed out the mistake. (Hatayı işaret etti.)"

B2

grant

verb

"The university granted her a scholarship. (Üniversite ona burs verdi.)"

Çevirmek için tıkla

grant

verbVermek.

"The university granted her a scholarship. (Üniversite ona burs verdi.)"

verbKabul etmek.

"He granted that he had made a mistake. (Hata yaptığını kabul etti.)"

nounHibe.

"She received a grant to fund her research. (Araştırmasını finanse etmek için hibe aldı.)"

Fiil Halleri

V1grant
V2granted
V3granted
INGgranting
B2

suffering

noun

"The war caused great suffering. (Savaş büyük acılara neden oldu.)"

Çevirmek için tıkla

suffering

nounIstırap.

"The war caused great suffering. (Savaş büyük acılara neden oldu.)"

B2

pusher

noun

"A pusher stood behind the car and pushed it into the garage. (Bir kişi arabanın arkasında durup arabayı garaja itti.)"

Çevirmek için tıkla

pusher

nounİten kişi.

"A pusher stood behind the car and pushed it into the garage. (Bir kişi arabanın arkasında durup arabayı garaja itti.)"

nounUyuşturucu satan kişi (argo).

"The police arrested several pushers last night. (Polis geçen gece birkaç uyuşturucu satıcısını tutukladı.)"

A1

lunch

noun

"What's for lunch today? (Bugün öğle yemeğinde ne var?)"

Çevirmek için tıkla

lunch

nounÖğle yemeği.

"What's for lunch today? (Bugün öğle yemeğinde ne var?)"

verbÖğle yemeği yemek.

"We lunched at a small cafe. (Küçük bir kafede öğle yemeği yedik.)"

Fiil Halleri

V1lunch
V2lunched
V3lunched
INGlunching
B2

automatically

adverb

"The doors open automatically when someone approaches. (Biri yaklaştığında kapılar kendiliğinden açılır.)"

Çevirmek için tıkla

automatically

adverbOtomatik olarak, kendiliğinden.

"The doors open automatically when someone approaches. (Biri yaklaştığında kapılar kendiliğinden açılır.)"

B2

attempt

noun

"His attempt to climb the wall failed. (Duvarı tırmanma denemesi başarısız oldu.)"

Çevirmek için tıkla

attempt

nounDeneme.

"His attempt to climb the wall failed. (Duvarı tırmanma denemesi başarısız oldu.)"

verbBir şeyi başarmaya çalışmak, denemek.

"She attempted to climb the mountain. (Dağa tırmanmayı denedi.)"

Fiil Halleri

V1attempt
V2attempted
V3attempted
INGattempting
A1

film

noun

"I watched a good film yesterday. (Dün iyi bir film izledim.)"

Çevirmek için tıkla

film

nounFilm.

"I watched a good film yesterday. (Dün iyi bir film izledim.)"

verbÇekmek.

"They filmed the concert last night. (Onlar dün gece konseri çektiler.)"

Fiil Halleri

V1film
V2filmed
V3filmed
INGfilming
A1

try

verb

"Try to be on time. (Zamanında olmaya çalış.)"

Çevirmek için tıkla

try

verbBir şeyi yapmaya gayret etmek, denemek.

"Try to be on time. (Zamanında olmaya çalış.)"

Fiil Halleri

V1try
V2tried
V3tried
INGtrying

Deyimler / Öbekler

try on
Kıyafet denemek.

"Can I try on this dress? (Bu elbiseyi deneyebilir miyim?)"

try out
Bir şeyi test etmek.

"Try out the new software. (Yeni yazılımı dene.)"

B1

spot

noun

"There's a spot on your tie. (Kravatında bir leke var.)"

Çevirmek için tıkla

spot

nounKüçük yuvarlak leke veya benek; nokta.

"There's a spot on your tie. (Kravatında bir leke var.)"

nounBelirli bir yer veya konum.

"This is a good spot for a picnic. (Burası piknik için güzel bir yer.)"

verbFark etmek

"I spotted my friend in the crowd. (Kalabalıkta arkadaşımı fark ettim.)"

Fiil Halleri

V1spot
V2spotted
V3spotted
INGspotting
A1

pardon

noun

"I beg your pardon, I didn't hear you. (Affedersiniz, sizi duyamadım.)"

Çevirmek için tıkla

pardon

nounAffetme veya tekrar isteme ifadesi

"I beg your pardon, I didn't hear you. (Affedersiniz, sizi duyamadım.)"

verbAffetmek

"Pardon my interruption. (Böldüğüm için beni affedin.)"

Fiil Halleri

V1pardon
V2pardoned
V3pardoned
INGpardoning
A2

energy

noun

"She has a lot of energy to play all day. (O, bütün gün oynamak için çok güce sahip.)"

Çevirmek için tıkla

energy

nounenerji

"She has a lot of energy to play all day. (O, bütün gün oynamak için çok güce sahip.)"

C1

acquaint

verb

"The manager acquainted us with the new safety rules. (Müdür bizi yeni güvenlik kuralları hakkında bilgilendirdi.)"

Çevirmek için tıkla

acquaint

verbBirini bir şey hakkında bilgilendirmek, bir şeye aşina etmek.

"The manager acquainted us with the new safety rules. (Müdür bizi yeni güvenlik kuralları hakkında bilgilendirdi.)"

Fiil Halleri

V1acquaint
V2acquainted
V3acquainted
INGacquainting
A1

forget

verb

"Don't forget your keys. (Anahtarlarını unutma.)"

Çevirmek için tıkla

forget

verbBir şeyi hatırlamamak, unutmak.

"Don't forget your keys. (Anahtarlarını unutma.)"

verb(forget) Boş vermek, önemsememek.

"Forget the movie; let's stay home. (Filmi boş ver; evde kalalım.)"

Fiil Halleri

V1forget
V2forgot
V3forgotten
INGforgetting
A2

control

noun

"The teacher has control of the class. (Öğretmenin sınıf üzerinde kontrolü vardır.)"

Çevirmek için tıkla

control

nounBir şeyi yöneten veya karar veren güç veya yetki.

"The teacher has control of the class. (Öğretmenin sınıf üzerinde kontrolü vardır.)"

nounDüğme.

"Turn the control to the right to make it hotter. (Daha sıcak olsun diye düğmeyi sağa çevir.)"

verbBir şeyi ya da birini yönetmek, kontrol altında tutmak.

"She controls her expenses carefully. (Harcamalarını dikkatli bir şekilde kontrol ediyor.)"

Fiil Halleri

V1control
V2controlled
V3controlled
INGcontrolling
A1

city

noun

"I live in the city. (Ben şehirde yaşıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

city

nounŞehir

"I live in the city. (Ben şehirde yaşıyorum.)"

A2

attention

noun

"Her attention was on the book. (Onun dikkati kitaptaydı.)"

Çevirmek için tıkla

attention

nounBir şeye odaklanma veya onu fark etme.

"Her attention was on the book. (Onun dikkati kitaptaydı.)"

nounTıbbi bakım.

"The patient needs medical attention. (Hastanın tıbbi bakıma ihtiyacı var.)"

Deyimler / Öbekler

pay attention to
Bir şeye dikkat etmek; ona odaklanmak.

"Please pay attention to the road. (Lütfen yola dikkat et.)"

draw attention to
Bir şeyin fark edilmesini sağlamak; dikkat çekmek.

"The teacher drew attention to the mistake. (Öğretmen hataya dikkat çekti.)"

A1

than

conjunction

"She is taller than her brother. (O, erkek kardeşinden daha uzun.)"

Çevirmek için tıkla

than

conjunctionKarşılaştırmalarda “-den daha” anlamı verir.

"She is taller than her brother. (O, erkek kardeşinden daha uzun.)"

prepositionKarşılaştırılan kişi veya şeyi belirtir.

"I am older than him. (Ben ondan daha yaşlıyım.)"

A2

allow

verb

"Allow me to introduce myself. (Kendimi tanıtmama izin verin.)"

Çevirmek için tıkla

allow

verbBir şeye izin vermek.

"Allow me to introduce myself. (Kendimi tanıtmama izin verin.)"

Fiil Halleri

V1allow
V2allowed
V3allowed
INGallowing
A1

cannot

modal verb

"I cannot open this jar. (Bu kavanozu açamıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

cannot

modal verbYapamamak.

"I cannot open this jar. (Bu kavanozu açamıyorum.)"

modal verbİzinli olmamak, yapmasına izin verilmemek.

"Visitors cannot enter this room. (Ziyaretçilerin bu odaya girmesine izin verilmez.)"

B1

limit

noun

"The speed limit on this road is 50 km/h. (Bu yoldaki hız sınırı saatte 50 kilometredir.)"

Çevirmek için tıkla

limit

nounazami sınır

"The speed limit on this road is 50 km/h. (Bu yoldaki hız sınırı saatte 50 kilometredir.)"

verbSınırlamak.

"Limit your screen time. (Ekran sürenizi sınırlayın.)"

nounSınır, kısıtlama.

"There is a speed limit here. (Burada hız sınırı var.)"

Fiil Halleri

V1limit
V2limited
V3limited
INGlimiting
B2

overhead

adverb

"A hawk was overhead with the fish in its mouth. (Ağzında balık olan bir şahin yukarıdaydı.)"

Çevirmek için tıkla

overhead

adverbyukarıda; bir şeyin üzerinde

"A hawk was overhead with the fish in its mouth. (Ağzında balık olan bir şahin yukarıdaydı.)"

noungenel gider

"The company's overheads are too high. (Şirketin genel giderleri çok yüksek.)"

B2

stall

verb

"The car stalled at the traffic light. (Arabanın motoru trafik ışığında aniden durdu.)"

Çevirmek için tıkla

stall

verbDurmak.

"The car stalled at the traffic light. (Arabanın motoru trafik ışığında aniden durdu.)"

verboyalamak

"She stalled when asked about her plans. (Planları hakkında sorulduğunda oyalandı ve cevap vermekten kaçındı.)"

nounTezgah.

"We bought fruit from a stall in the market. (Pazardaki bir tezgahtan meyve aldık.)"

nounTuvaletteki ayrı, özel bölme; kabin

"There was a long line for the restroom stalls. (Tuvalet kabinleri için uzun bir sıra vardı.)"

Fiil Halleri

V1stall
V2stalled
V3stalled
INGstalling

Deyimler / Öbekler

stall out
Çalışmayı tamamen durdurmak; (motor için) aniden stop etmek

"The engine stalled out on the highway. (Otoyolda motor aniden durdu.)"

stall for (time)
Zaman kazanmak için oyalamak veya geciktirmek

"They stalled for time until help arrived. (Yardım gelene kadar zaman kazanmak için oyalandılar.)"

A1

air

noun

"There is fresh air outside. (Dışarıda temiz hava var.)"

Çevirmek için tıkla

air

nounSoluduğumuz gaz; etraftaki hava.

"There is fresh air outside. (Dışarıda temiz hava var.)"

verbOdaya taze hava sokmak; havalandırmak.

"Please air the room. (Lütfen odayı havalandır.)"

Fiil Halleri

V1air
V2aired
V3aired
INGairing

Deyimler / Öbekler

air out
Bir yeri veya giysiyi havalandırmak.

"They aired out the house. (Evi havalandırdılar.)"

A1

introduce

verb

"Let me introduce you to my sister. (Seni kız kardeşimle tanıştırayım.)"

Çevirmek için tıkla

introduce

verbTanıştırmak; kendini tanıtmak.

"Let me introduce you to my sister. (Seni kız kardeşimle tanıştırayım.)"

verbTanıtmak; ortaya koymak.

"The company introduced a new product last month. (Şirket geçen ay yeni bir ürün tanıttı.)"

Fiil Halleri

V1introduce
V2introduced
V3introduced
INGintroducing
B1

require

verb

"This job requires experience. (Bu iş deneyim gerektiriyor.)"

Çevirmek için tıkla

require

verbGerektirmek, zorunlu kılmak.

"This job requires experience. (Bu iş deneyim gerektiriyor.)"

verbİhtiyaç duymak.

"The patient requires immediate attention. (Hasta acil ilgiye ihtiyaç duyuyor.)"

Fiil Halleri

V1require
V2required
V3required
INGrequiring
A1

local

adjective

"We visited the local museum. (Yerel müzeyi ziyaret ettik.)"

Çevirmek için tıkla

local

adjectiveYerel.

"We visited the local museum. (Yerel müzeyi ziyaret ettik.)"

nounYerli.

"Ask a local for directions. (Yol tarifi için bölgede yaşayan birine sor.)"

A2

speed

noun

"The car gained speed. (Araba hızlandı.)"

Çevirmek için tıkla

speed

nounHız

"The car gained speed. (Araba hızlandı.)"

verbHızlanmak

"The train sped past the station. (Tren istasyonun yanından hızla geçti.)"

verbHızlandırmak

"They sped the work to meet the deadline. (İşi son teslim tarihine yetiştirmek için hızlandırdılar.)"

Fiil Halleri

V1speed
V2sped
V3sped
INGspeeding

Deyimler / Öbekler

speed up
Hızlandırmak

"We need to speed up the project. (Projeyi hızlandırmamız gerekiyor.)"

speed off
Hızla uzaklaşmak

"He sped off in his car. (O, arabasıyla hızla uzaklaştı.)"