Kütüphaneye Dön
The Pianist
MOVIEENOrta8.4

The Pianist

The true story of pianist Władysław Szpilman's experiences in Warsaw during the Nazi occupation. When the Jews of the city find themselves forced into a ghetto, Szpilman finds work playing in a café; and when his family is deported in 1942, he stays behind, works for a while as a laborer, and eventually goes into hiding in the ruins of the war-torn city.

892

Farklı kelimeler

14.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

892 kelime
A1

land

noun

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

Çevirmek için tıkla

land

nounArazi.

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

nounArsa.

"They bought land to build a house. (Ev yapmak için arazi satın aldılar.)"

verbİnmek.

"The plane landed at 7 pm. (Uçak saat 19:00'da indi.)"

verbElde etmek.

"She landed a new job. (O, yeni bir iş buldu.)"

Fiil Halleri

V1land
V2landed
V3landed
INGlanding

Deyimler / Öbekler

land on
Bir şeyin üstüne inmek veya konmak.

"The bird landed on the branch. (Kuş dala kondu.)"

land in
Bir yere veya duruma istemeden varmak veya düşmek.

"He landed in jail. (O, hapise düştü.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B2

given

adjective

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

Çevirmek için tıkla

given

adjectivekabul edilmiş

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

nounkabul edilmiş gerçek

"Delays in winter are a given. (Kışın gecikmeler kabul edilmiş bir gerçektir.)"

preposition... göz önüne alındığında

"Given the weather, we stayed inside. (Hava göz önüne alındığında içeride kaldık.)"

verbvermiş

"She had given him the book before she left. (O, gitmeden önce ona kitabı vermişti.)"

Fiil Halleri

V1give
V2gave
V3given
INGgiving
A1

wear

verb

"She is wearing a red dress. (Kırmızı bir elbise giyiyor.)"

Çevirmek için tıkla

wear

verbgiymek, üzerinde taşımak

"She is wearing a red dress. (Kırmızı bir elbise giyiyor.)"

verbyıpranmak, aşınmak

"These shoes wear quickly. (Bu ayakkabılar çabuk yıpranır.)"

nounaşınma, yıpranma

"This old shirt shows wear. (Bu eski gömlekte yıpranma var.)"

Fiil Halleri

V1wear
V2wore
V3worn
INGwearing

Deyimler / Öbekler

wear out
yıpratmak, eskimeye neden olmak

"These shoes wear out quickly. (Bu ayakkabılar çabuk yıpranır.)"

A2

rather

adverb

"It is rather cold today. (Bugün hava oldukça soğuk.)"

Çevirmek için tıkla

rather

adverbOldukça, epeyce.

"It is rather cold today. (Bugün hava oldukça soğuk.)"

adverbTercihen; daha doğrusu.

"I would rather stay at home. (Evde kalmayı tercih ederim.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

A1

flat

noun

"She lives in a flat. (O apartman dairesinde yaşıyor.)"

Çevirmek için tıkla

flat

nounDaire.

"She lives in a flat. (O apartman dairesinde yaşıyor.)"

adjectiveYüzeyi düzgün ve eğrisi olmayan; düz.

"The table is flat. (Masa düz.)"

adjectiveGazı kaçmış.

"The soda is flat. (Gazozun gazı kaçmış.)"

A2

jewellery

noun

"She bought some jewellery for her sister's birthday. (O, kız kardeşinin doğum günü için bazı takılar aldı.)"

Çevirmek için tıkla

jewellery

nountakı

"She bought some jewellery for her sister's birthday. (O, kız kardeşinin doğum günü için bazı takılar aldı.)"

B1

bite

verb

"The dog bit my hand. (Köpek elimi ısırdı.)"

Çevirmek için tıkla

bite

verbIsırmak

"The dog bit my hand. (Köpek elimi ısırdı.)"

nounIsırık

"He took a bite of the sandwich. (O, sandviçten bir ısırık aldı.)"

Fiil Halleri

V1bite
V2bit
V3bitten
INGbiting

Deyimler / Öbekler

bite off
1) Dişle koparmak. 2) Mecazi: gücünün üstünde bir işe girişmek.

"He bit off more than he could chew. (O, yapabileceğinden fazlasını üstlendi.)"

bite back
Sözle karşılık vermek veya bir şeyi söylemekten kendini tutmak.

"She wanted to say something rude but bit back. (O, kaba bir şey söylemek istedi ama kendini tuttu.)"

A1

place

noun

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

Çevirmek için tıkla

place

nounbir şeyin bulunduğu yer veya mekan

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

nounSıra, derece.

"She got first place in the race. (Yarışta birinci oldu.)"

verbKoymak, yerleştirmek.

"Place the book on the table. (Kitabı masanın üzerine koy.)"

nounEv, iş yeri.

"Come over to my place after dinner. (Akşam yemeğinden sonra benim evime gel.)"

Fiil Halleri

V1place
V2placed
V3placed
INGplacing
A2

tidy

adjective

"The kitchen is tidy. (Mutfak temiz ve düzenli.)"

Çevirmek için tıkla

tidy

adjectiveDüzenli.

"The kitchen is tidy. (Mutfak temiz ve düzenli.)"

verbEşyaları düzene koymak veya temizlemek.

"Please tidy your room. (Lütfen odanı topla.)"

Fiil Halleri

V1tidy
V2tidied
V3tidied
INGtidying

Deyimler / Öbekler

tidy up
Eşyaları toplamak ve düzene koymak.

"She tidied up before the guests arrived. (Misafirler gelmeden önce evi topladı.)"

B2

observation

noun

"The scientist recorded every observation during the experiment. (Bilim insanı deneyi sırasında yaptığı her gözlemi kaydetti.)"

Çevirmek için tıkla

observation

noungözlem

"The scientist recorded every observation during the experiment. (Bilim insanı deneyi sırasında yaptığı her gözlemi kaydetti.)"

nounTespit, yorum.

"He made an interesting observation about the painting. (Tablo hakkında ilginç bir tespit yaptı.)"

A1

wall

noun

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

Çevirmek için tıkla

wall

nounduvar

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

C1

imperative

adjective

"It is imperative. (Bu kesinlikle gerekli.)"

Çevirmek için tıkla

imperative

adjectiveKesinlikle gerekli veya çok önemli.

"It is imperative. (Bu kesinlikle gerekli.)"

nounzorunluluk

"Safety is an imperative. (Güvenlik bir zorunluluktur.)"

A1

policeman

noun

"The policeman helped the lost child. (Erkek polis memuru kaybolan çocuğa yardım etti.)"

Çevirmek için tıkla

policeman

nounErkek polis memuru.

"The policeman helped the lost child. (Erkek polis memuru kaybolan çocuğa yardım etti.)"

A2

expect

verb

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

Çevirmek için tıkla

expect

verbUmmak, olacağını düşünmek

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

verbBirinden bir şey yapmasını beklemek

"The teacher expects us to do our homework. (Öğretmen ödevimizi yapmamızı bekliyor.)"

Fiil Halleri

V1expect
V2expected
V3expected
INGexpecting
A1

meeting

noun

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

meeting

nountoplantı

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
A1

baby

noun

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

Çevirmek için tıkla

baby

nounBebek.

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

nounYavru.

"The dog had three babies. (Köpeğin üç yavrusu vardı.)"

verbŞımartmak; aşırı korumak

"Don't baby him; let him try. (Ona aşırı koruyucu davranma; denemesine izin ver.)"

adjectiveBebek.

"She bought baby clothes. (O bebek giysileri aldı.)"

nounÖzenle ilgilenilen şey; gözbebeği.

"This old car is my baby. (Bu eski araba benim gözbebeğim.)"

Fiil Halleri

V1baby
V2babied
V3babied
INGbabying
A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

bandit

noun

"The bandit robbed the bank and ran away. (Haydut bankayı soydu ve kaçtı.)"

Çevirmek için tıkla

bandit

nounhaydut

"The bandit robbed the bank and ran away. (Haydut bankayı soydu ve kaçtı.)"

A1

lunch

noun

"What's for lunch today? (Bugün öğle yemeğinde ne var?)"

Çevirmek için tıkla

lunch

nounÖğle yemeği.

"What's for lunch today? (Bugün öğle yemeğinde ne var?)"

verbÖğle yemeği yemek.

"We lunched at a small cafe. (Küçük bir kafede öğle yemeği yedik.)"

Fiil Halleri

V1lunch
V2lunched
V3lunched
INGlunching
A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

B2

offend

verb

"She didn't mean to offend anyone with her comment. (Yorumuyla kimseyi incitmek istemedi.)"

Çevirmek için tıkla

offend

verbincitmek

"She didn't mean to offend anyone with her comment. (Yorumuyla kimseyi incitmek istemedi.)"

verbihlal etmek

"The company offended environmental laws. (Şirket çevre yasalarını ihlal etti.)"

Fiil Halleri

V1offend
V2offended
V3offended
INGoffending

Deyimler / Öbekler

offend against
Bir kuralı, yasayı veya normu çiğnemek.

"He offended against the club's rules. (O, kulübün kurallarını çiğnedi.)"

A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A1

should

modal verb

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

Çevirmek için tıkla

should

modal verb-meli/-malı

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

modal verb…-meliydi; yapılması beklenirdi.

"I should have called earlier. (Daha önce aramalıydım.)"

A2

lock

noun

"I closed the door and turned the lock. (Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim.)"

Çevirmek için tıkla

lock

nounKapı kilidi

"I closed the door and turned the lock. (Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim.)"

nounKanal kilidi

"The boat waited in the lock as the water level changed. (Tekne su seviyesi değişirken kilitte bekledi.)"

verbKilitlemek.

"Please lock the gate when you leave. (Lütfen ayrılırken kapıyı kilitleyin.)"

verbKilitlenmek

"The computer locked and I couldn't save my work. (Bilgisayar kilitlendi ve çalışmamı kaydedemedim.)"

Fiil Halleri

V1lock
V2locked
V3locked
INGlocking

Deyimler / Öbekler

lock up
Kilitleyip kapatmak.

"They lock up the store at nine. (Mağazayı saat dokuzda kilitleyip kapatırlar.)"

lock out
Dışarıda bırakmak, girişi engellemek.

"I forgot my keys and was locked out. (Anahtarlarımı unuttum ve dışarıda kaldım.)"

A2

favor

noun

"Could you do me a favor? (Bana bir iyilik yapabilir misin?)"

Çevirmek için tıkla

favor

nounİyilik, yardım

"Could you do me a favor? (Bana bir iyilik yapabilir misin?)"

nounDestek, onay

"The new plan has the favor of many people. (Yeni plan birçok kişinin desteğini alıyor.)"

verbTercih etmek

"She favors tea over coffee. (Kahveyi değil, çayı tercih ediyor.)"

verbDesteklemek

"The voters favor the new law. (Seçmenler yeni yasayı destekliyor.)"

Fiil Halleri

V1favor
V2favored
V3favored
INGfavoring
C1

reside

verb

"Although legally registered elsewhere, he effectively resides in the country town. (Resmi olarak başka yerde kayıtlı olmasına rağmen, aslında kasabada yaşıyor.)"

Çevirmek için tıkla

reside

verbYaşamak

"Although legally registered elsewhere, he effectively resides in the country town. (Resmi olarak başka yerde kayıtlı olmasına rağmen, aslında kasabada yaşıyor.)"

verbbir yerde/bir şeye ait olmak

"The ultimate responsibility for the decision resides with the board. (Kararın nihai sorumluluğu yönetim kurulundadır.)"

Fiil Halleri

V1reside
V2resided
V3resided
INGresiding

Deyimler / Öbekler

reside in
bir özellik, sorun veya durumun bir şeyin içinde bulunması veya ondan kaynaklanması

"Many of the problems reside in the outdated policy. (Sorunların çoğu eski politikadan kaynaklanıyor.)"

A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
A2

sense

noun

"Cats have a keen sense of smell. (Kedilerin koku alma duyusu çok güçlüdür.)"

Çevirmek için tıkla

sense

nounDuyu organıyla algılama yeteneği.

"Cats have a keen sense of smell. (Kedilerin koku alma duyusu çok güçlüdür.)"

nounDoğru karar verme yeteneği; sağduyu.

"You should use your common sense. (Sağduyunuzu kullanmalısınız.)"

nounanlam

"This sentence makes no sense. (Bu cümle hiçbir anlam ifade etmiyor.)"

verbHissetmek, algılamak.

"She sensed someone watching her. (Birinin onu izlediğini hissetti.)"

verbÖnceden hissetmek, sezinlemek.

"He could sense trouble ahead. (İleride sorun olacağını sezinledi.)"

nounBir şeye ilişkin duygu veya anlayış.

"He has a strong sense of responsibility. (Onun güçlü bir sorumluluk duygusu var.)"

Fiil Halleri

V1sense
V2sensed
V3sensed
INGsensing
B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

B1

pot

noun

"She boiled the soup in a big pot. (Çorbayı büyük bir tencerede kaynattı.)"

Çevirmek için tıkla

pot

nountencere

"She boiled the soup in a big pot. (Çorbayı büyük bir tencerede kaynattı.)"

nounsaksı

"I bought a new pot for the plant. (Bitki için yeni bir saksı aldım.)"

B1

specially

adverb

"This kitchen was specially designed for a disabled person. (Bu mutfak, engelli bir kişi için özel olarak tasarlandı.)"

Çevirmek için tıkla

specially

adverbBelirli veya özel bir amaç için.

"This kitchen was specially designed for a disabled person. (Bu mutfak, engelli bir kişi için özel olarak tasarlandı.)"

A2

safe

adjective

"This car is safe. (Bu araba güvenli.)"

Çevirmek için tıkla

safe

adjectiveGüvenli.

"This car is safe. (Bu araba güvenli.)"

nounKasa

"She put the money in the safe. (O parayı kasaya koydu.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

A2

receive

verb

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Çevirmek için tıkla

receive

verbAlmak.

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Fiil Halleri

V1receive
V2received
V3received
INGreceiving
B2

pediatrician

noun

"We have to find a pediatrician. (Bir çocuk doktoru bulmamız gerekiyor.)"

Çevirmek için tıkla

pediatrician

nounçocuk doktoru

"We have to find a pediatrician. (Bir çocuk doktoru bulmamız gerekiyor.)"

A2

pianist

noun

"She is a true pianist. (O gerçek bir piyanisttir.)"

Çevirmek için tıkla

pianist

nounpiyanist

"She is a true pianist. (O gerçek bir piyanisttir.)"

A1

week

noun

"There are seven days in a week. (Bir haftada yedi gün vardır.)"

Çevirmek için tıkla

week

nounYedi gün süren zaman dilimi.

"There are seven days in a week. (Bir haftada yedi gün vardır.)"

phraseHaftada, her hafta.

"She goes swimming three times a week. (Haftada üç kez yüzmeye gider.)"

B1

reopen

verb

"They decided to reopen the park after repairs. (Onarım bittikten sonra parkı tekrar açmaya karar verdiler.)"

Çevirmek için tıkla

reopen

verbtekrar açmak

"They decided to reopen the park after repairs. (Onarım bittikten sonra parkı tekrar açmaya karar verdiler.)"

verbyeniden açmak

"The police reopened the case last month. (Polis geçen ay davayı yeniden başlattı.)"

Fiil Halleri

V1reopen
V2reopened
V3reopened
INGreopening
C1

declaration

noun

"The government issued a declaration of emergency. (Hükümet olağanüstü hal ilan etti.)"

Çevirmek için tıkla

declaration

nounAçıklama.

"The government issued a declaration of emergency. (Hükümet olağanüstü hal ilan etti.)"

nounresmî yazılı beyan

"She filed a declaration with the tax office. (O, vergi dairesine bir vergi beyannamesi verdi.)"

A1

goodbye

interjection

"She waved and said goodbye. (O el salladı ve hoşça kal dedi.)"

Çevirmek için tıkla

goodbye

interjectionAyrılırken söylenen kısa veda sözü.

"She waved and said goodbye. (O el salladı ve hoşça kal dedi.)"

nounveda

"They said their goodbyes at the airport. (Havaalanında vedalaştılar.)"

B2

honorable

adjective

"He is an honorable man. (O, doğru ve dürüst davrandığı için saygı duyulan bir adam.)"

Çevirmek için tıkla

honorable

adjectiveSaygı duyulan.

"He is an honorable man. (O, doğru ve dürüst davrandığı için saygı duyulan bir adam.)"

adjectiveÖvgüye değer

"We got an honorable mention in the competition. (Yarışmada ödül kazanmasak da başarı için özel olarak anıldık.)"

A1

can

modal

"She can swim. (O yüzebilir.)"

Çevirmek için tıkla

can

modalYapabilmek.

"She can swim. (O yüzebilir.)"

modalİzin istemek/vermeyi belirtir.

"Can I open the window? (Pencereyi açabilir miyim?)"

nounKutu.

"I have a can of soda. (Bir kutu gazozum var.)"

B1

mad

adjective

"She was mad at him for breaking the vase. (Vazoyu kırdığı için ona çok kızgındı.)"

Çevirmek için tıkla

mad

adjectiveKızgın

"She was mad at him for breaking the vase. (Vazoyu kırdığı için ona çok kızgındı.)"

adjectiveDeli.

"He must be mad to climb that cliff. (O uçuruma tırmanmak için deli olması gerekir.)"

A2

government

noun

"The government announced a new plan. (Hükümet yeni bir plan açıkladı.)"

Çevirmek için tıkla

government

nounHükümet; yönetim

"The government announced a new plan. (Hükümet yeni bir plan açıkladı.)"

A1

ready

adjective

"Are you ready? (Hazır mısın?)"

Çevirmek için tıkla

ready

adjectiveHazır.

"Are you ready? (Hazır mısın?)"