Kütüphaneye Dön
Interstellar
MOVIEENZor8.5

Interstellar

The adventures of a group of explorers who make use of a newly discovered wormhole to surpass the limitations on human space travel and conquer the vast distances involved in an interstellar voyage.

1.539

Farklı kelimeler

14.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1539 kelime
A1

land

noun

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

Çevirmek için tıkla

land

nounArazi.

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

nounArsa.

"They bought land to build a house. (Ev yapmak için arazi satın aldılar.)"

verbİnmek.

"The plane landed at 7 pm. (Uçak saat 19:00'da indi.)"

verbElde etmek.

"She landed a new job. (O, yeni bir iş buldu.)"

Fiil Halleri

V1land
V2landed
V3landed
INGlanding

Deyimler / Öbekler

land on
Bir şeyin üstüne inmek veya konmak.

"The bird landed on the branch. (Kuş dala kondu.)"

land in
Bir yere veya duruma istemeden varmak veya düşmek.

"He landed in jail. (O, hapise düştü.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B2

graceful

adjective

"I feel so free and so graceful. (Kendimi çok özgür ve çok zarif hissediyorum.)"

Çevirmek için tıkla

graceful

adjectiveZarif.

"I feel so free and so graceful. (Kendimi çok özgür ve çok zarif hissediyorum.)"

A2

toward

preposition

"She walked toward the station. (O istasyona doğru yürüdü.)"

Çevirmek için tıkla

toward

prepositionDoğru.

"She walked toward the station. (O istasyona doğru yürüdü.)"

prepositionKarşı.

"He was very kind toward the children. (O, çocuklara karşı çok nazikti.)"

C1

wormhole

noun

"They passed through a wormhole and emerged in an uncharted region of the galaxy. (Onlar bir solucan deliğinden geçti ve galaksinin haritalanmamış bir bölgesinde ortaya çıktılar.)"

Çevirmek için tıkla

wormhole

nounsolucan deliği

"They passed through a wormhole and emerged in an uncharted region of the galaxy. (Onlar bir solucan deliğinden geçti ve galaksinin haritalanmamış bir bölgesinde ortaya çıktılar.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

B1

bury

verb

"They buried their grandfather on Sunday. (Pazar günü büyükbabalarını gömdüler.)"

Çevirmek için tıkla

bury

verbGömmek.

"They buried their grandfather on Sunday. (Pazar günü büyükbabalarını gömdüler.)"

verbToprağa gömmek.

"She buried the box in the backyard. (Kutuyu arka bahçeye gömdü.)"

Fiil Halleri

V1bury
V2buried
V3buried
INGburying

Deyimler / Öbekler

bury oneself in
Bir işe veya etkinliğe tamamen dalmak; başka şeyleri unutarak yoğunlaşmak.

"After the exam she buried herself in studying. (Sınavdan sonra tamamen ders çalışmaya daldı.)"

bury the hatchet
Eski bir kavga veya anlaşmazlığı bitirip barışmak.

"They decided to bury the hatchet and be friends again. (Eski düşmanlıklarını bitirip tekrar arkadaş olmaya karar verdiler.)"

B2

override

verb

"The board overrode the manager's decision. (Yönetim kurulu, yöneticinin kararını yetkisiyle iptal etti.)"

Çevirmek için tıkla

override

verbgeçersiz kılmak

"The board overrode the manager's decision. (Yönetim kurulu, yöneticinin kararını yetkisiyle iptal etti.)"

verbayarı değiştirmek

"You can override the default setting in the menu. (Menüden varsayılan ayarı değiştirebilirsin.)"

noungeçersiz kılma

"The machine has an override for emergencies. (Makinenin acil durumlar için bir geçersiz kılma düğmesi var.)"

Fiil Halleri

V1override
V2overrode
V3overridden
INGoverriding
A1

meeting

noun

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

meeting

nountoplantı

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

C1

drift

verb

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

Çevirmek için tıkla

drift

verbSürüklenmek.

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

verbKaymak.

"Their conversation drifted onto other topics. (Konuşmaları yavaşça başka konulara kaydı.)"

nounana fikir

"I couldn't follow the drift of his argument. (Onun savının ana fikrini takip edemedim.)"

nounBirikinti.

"Snow drifts blocked the road. (Kar birikintileri yolu kapattı.)"

Fiil Halleri

V1drift
V2drifted
V3drifted
INGdrifting

Deyimler / Öbekler

drift apart
Zamanla ilişkilerin veya insanların birbirinden uzaklaşması.

"After college they drifted apart. (Üniversiteden sonra birbirlerinden uzaklaştılar.)"

drift off
Yavaşça uykuya dalmak.

"He drifted off during the lecture. (Ders sırasında uykuya daldı.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

rom

noun

"There was a primitive ROM chip in it or something. (İçinde ilkel bir salt okunur bellek çipi ya da benzeri bir şey vardı.)"

Çevirmek için tıkla

rom

nounsalt okunur bellek

"There was a primitive ROM chip in it or something. (İçinde ilkel bir salt okunur bellek çipi ya da benzeri bir şey vardı.)"

B1

reality

noun

"We must face reality and plan accordingly. (Gerçekle yüzleşmeli ve ona göre plan yapmalıyız.)"

Çevirmek için tıkla

reality

noungerçek

"We must face reality and plan accordingly. (Gerçekle yüzleşmeli ve ona göre plan yapmalıyız.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

B2

onboard

verb

"The company will onboard all new hires this month. (Şirket bu ay tüm yeni işe alınanlara gerekli bilgileri verip onları eğitecek.)"

Çevirmek için tıkla

onboard

verbişe alıştırmak

"The company will onboard all new hires this month. (Şirket bu ay tüm yeni işe alınanlara gerekli bilgileri verip onları eğitecek.)"

adjectiveAraçta bulunan.

"The crew is onboard and ready to depart. (Mürettebat uçakta ve kalkışa hazır.)"

adjectiveDahili.

"The phone has onboard storage for photos. (Telefonun fotoğraflar için dahili depolama alanı var.)"

Fiil Halleri

V1onboard
V2onboarded
V3onboarded
INGonboarding
A2

circle

noun

"Draw a circle on the paper. (Kâğıda bir daire çiz.)"

Çevirmek için tıkla

circle

nounDaire, yuvarlak şekil.

"Draw a circle on the paper. (Kâğıda bir daire çiz.)"

nounGrup, çevre.

"She has a small circle of friends. (Onun küçük bir arkadaş çevresi var.)"

verbÇevresinde dönmek.

"The birds circled above the house. (Kuşlar evin üzerinde döndü.)"

verbDaire içine almak.

"Circle the correct answer. (Doğru cevabı daire içine al.)"

Fiil Halleri

V1circle
V2circled
V3circled
INGcircling

Deyimler / Öbekler

circle around
Etrafında dönmek.

"The plane circled around the airport. (Uçak havaalanının etrafında döndü.)"

B2

chase

verb

"The dog chased the cat up the tree. (Köpek kediyi ağaca kadar kovaladı.)"

Çevirmek için tıkla

chase

verbkovalamak

"The dog chased the cat up the tree. (Köpek kediyi ağaca kadar kovaladı.)"

verbelde etmeye çalışmak

"She is chasing a promotion at work. (O, iş yerinde terfi almaya çalışıyor.)"

nounKovalamaca.

"The police were in a long chase after the suspect. (Polis şüphelinin peşinde uzun bir kovalamaca yaptı.)"

Fiil Halleri

V1chase
V2chased
V3chased
INGchasing

Deyimler / Öbekler

chase after
birinin veya bir şeyin peşinden koşmak veya onu yakalamaya çalışmak

"He chased after the bus but missed it. (Otobüsün peşinden koştu ama yakalayamadı.)"

chase down
takip edip bulmak veya yakalamak

"They chased down the thief and caught him. (Hırsızı takip edip yakaladılar.)"

C1

lander

noun

"The mission is to reattach the lander. (Görev, iniş aracını yeniden bağlamaktır.)"

Çevirmek için tıkla

lander

nounİniş aracı

"The mission is to reattach the lander. (Görev, iniş aracını yeniden bağlamaktır.)"

nounAçılış sayfası

"The company used a lander to collect email addresses. (Şirket, e-posta adreslerini toplamak için bir açılış sayfası kullandı.)"

A2

accident

noun

"There was a car accident on the highway. (Otobanda bir araba kazası oldu.)"

Çevirmek için tıkla

accident

nounkaza

"There was a car accident on the highway. (Otobanda bir araba kazası oldu.)"

C1

marine

adjective

"The university offers a course on marine biology. (Üniversite deniz biyolojisi dersi veriyor.)"

Çevirmek için tıkla

marine

adjectivedenizle ilgili

"The university offers a course on marine biology. (Üniversite deniz biyolojisi dersi veriyor.)"

noundeniz piyadesi

"He is a marine. (O bir deniz piyadesi.)"

B1

dock

noun

"The ship waited at the dock for two hours. (Gemi iki saat boyunca rıhtımda bekledi.)"

Çevirmek için tıkla

dock

nounRıhtım

"The ship waited at the dock for two hours. (Gemi iki saat boyunca rıhtımda bekledi.)"

nounSanık kürsüsü

"He appeared in the dock for the hearing. (O, duruşma için sanık kürsüsünde hazır bulundu.)"

verbRıhtıma yanaştırmak.

"They docked the ferry at noon. (Onlar feribotu öğle vakti rıhtıma yanaştırdı.)"

verbMaaştan kesmek

"The company docked his pay for the missed shifts. (Şirket, kaçırdığı vardiyalar için maaşından kesinti yaptı.)"

Fiil Halleri

V1dock
V2docked
V3docked
INGdocking
A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
C1

distillery

noun

"The air smelled like a distillery. (Hava damıtma tesisinin kokusuna benziyordu.)"

Çevirmek için tıkla

distillery

nounDamıtma tesisi.

"The air smelled like a distillery. (Hava damıtma tesisinin kokusuna benziyordu.)"

B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

B1

escape

verb

"The prisoner tried to escape from the jail. (Mahkum hapishaneden kaçmaya çalıştı.)"

Çevirmek için tıkla

escape

verbkaçmak

"The prisoner tried to escape from the jail. (Mahkum hapishaneden kaçmaya çalıştı.)"

nounKaçış.

"He made a daring escape. (O, cüretkar bir kaçış gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1escape
V2escaped
V3escaped
INGescaping

Deyimler / Öbekler

escape into
Gerçeklikten veya sıkıcı bir durumdan kaçmak için hayali bir dünyaya veya farklı bir aktiviteye sığınmak.

"She often escapes into a world of fantasy novels. (O, sık sık fantezi romanları dünyasına kaçar.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

A2

receive

verb

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Çevirmek için tıkla

receive

verbAlmak.

"I received a gift. (Bir hediye aldım.)"

Fiil Halleri

V1receive
V2received
V3received
INGreceiving
B2

module

noun

"The landing module separated from the main ship. (İniş modülü ana gemiden ayrıldı.)"

Çevirmek için tıkla

module

nounİniş modülü

"The landing module separated from the main ship. (İniş modülü ana gemiden ayrıldı.)"

nounModül (bağımsız birim)

"The training course includes a module on communication skills. (Eğitim programının iletişim becerileriyle ilgili bir bölümü var.)"

A2

sour

adjective

"This lemon is sour. (Bu limon ekşi.)"

Çevirmek için tıkla

sour

adjectiveEkşi.

"This lemon is sour. (Bu limon ekşi.)"

adjectiveSomurtkan, soğuk.

"She gave him a sour look. (Ona somurtuk bir bakış attı.)"

verbekşimek

"The milk soured because it was left out. (Süt dışarıda kaldığı için ekşidi.)"

verbBozulmak, kötüleşmek.

"Their friendship soured after the argument. (Kavga sonrası arkadaşlıkları bozuldu.)"

Fiil Halleri

V1sour
V2soured
V3soured
INGsouring

Deyimler / Öbekler

sour on
Bir şeye veya birine karşı hoşlanmamaya başlamak.

"He soured on the idea after hearing the details. (Detayları duyunca o fikri sevmemeye başladı.)"

C1

periscope

noun

"The submarine captain looked through the periscope to check for ships. (Denizaltı kaptanı gemi olup olmadığını kontrol etmek için periskopa baktı.)"

Çevirmek için tıkla

periscope

nounperiskop

"The submarine captain looked through the periscope to check for ships. (Denizaltı kaptanı gemi olup olmadığını kontrol etmek için periskopa baktı.)"

A1

chart

noun

"The teacher showed a chart on the board. (Öğretmen tahtada bir grafik gösterdi.)"

Çevirmek için tıkla

chart

nounGrafik.

"The teacher showed a chart on the board. (Öğretmen tahtada bir grafik gösterdi.)"

verbgrafik çizmek

"They charted the plant's growth each week. (Her hafta bitkinin büyümesini bir grafikle gösterdiler.)"

Fiil Halleri

V1chart
V2charted
V3charted
INGcharting
B2

lender

noun

"The lender tightened its lending criteria after the market downturn. (Piyasa daralmasının ardından kredi veren kuruluş kredi verme kriterlerini sıkılaştırdı.)"

Çevirmek için tıkla

lender

nounKredi veren kişi veya kurum

"The lender tightened its lending criteria after the market downturn. (Piyasa daralmasının ardından kredi veren kuruluş kredi verme kriterlerini sıkılaştırdı.)"

B1

till

preposition

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

Çevirmek için tıkla

till

preposition-e kadar

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

conjunction-inceye kadar

"Let's wait till the bus comes. (Otobüs gelinceye kadar bekleyelim.)"

verbToprağı sürmek.

"Farmers till the soil before planting seeds. (Çiftçiler tohum ekmeden önce toprağı sürer.)"

nounkasa

"The robber emptied the till. (Soyguncu kasayı boşalttı.)"

Fiil Halleri

V1till
V2tilled
V3tilled
INGtilling
A2

attend

verb

"I attended the conference. (Konferansa katıldım.)"

Çevirmek için tıkla

attend

verbBir etkinliğe ya da toplantıya katılmak.

"I attended the conference. (Konferansa katıldım.)"

Fiil Halleri

V1attend
V2attended
V3attended
INGattending
B2

secure

verb

"They secured the building before the storm. (Fırtına öncesi binayı güvenli hale getirdiler.)"

Çevirmek için tıkla

secure

verbGüvenceye almak

"They secured the building before the storm. (Fırtına öncesi binayı güvenli hale getirdiler.)"

verbElde etmek

"She secured a scholarship to study abroad. (Yurt dışında okumak için burs kazandı.)"

adjectiveGüvenli

"Is the house secure? (Ev güvenli mi?)"

adjectiveSağlam

"Make sure the ladder is secure. (Merdivenin sağlam bağlı olduğundan emin ol.)"

Fiil Halleri

V1secure
V2secured
V3secured
INGsecuring
A1

late

adjective

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

late

adjectiveGeç.

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

adjectiveMerhum.

"The late singer was very popular. (Ölen şarkıcı çok popülerdi.)"

adverbBeklenen zamandan sonra; geç biçimde.

"He arrived late. (O geç geldi.)"

A1

school

noun

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

Çevirmek için tıkla

school

nounOkul.

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

verbBir kişiye bilgi veya beceri öğretmek.

"They school their children at home. (Onlar çocuklarını evde eğitirler.)"

Fiil Halleri

V1school
V2schooled
V3schooled
INGschooling
A2

realize

verb

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

Çevirmek için tıkla

realize

verbBir şeyin farkına varmak, anlamak.

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

verbGerçekleştirmek, hayata geçirmek.

"She realized her dream of becoming a doctor. (Doktor olma hayalini gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1realize
V2realized
V3realized
INGrealizing
A1

last

adjective

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

Çevirmek için tıkla

last

adjectiveSon.

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

adjectiveZamanda hemen önceki; geçen.

"I saw her last week. (Onu geçen hafta gördüm.)"

adverbEn son.

"She arrived last. (O en son geldi.)"

verbsürmek

"The film lasted two hours. (Film iki saat sürdü.)"

Fiil Halleri

V1last
V2lasted
V3lasted
INGlasting
B2

adapt

verb

"The novel was adapted for the screen. (Roman sinemaya uyarlandı.)"

Çevirmek için tıkla

adapt

verbUyarlamak; bir şeyi yeni bir duruma veya amaca uygun hâle getirmek.

"The novel was adapted for the screen. (Roman sinemaya uyarlandı.)"

verbUyum sağlamak; yeni koşullara alışmak.

"It took her several weeks to adapt to her new job. (Yeni işine uyum sağlaması birkaç hafta sürdü.)"

Fiil Halleri

V1adapt
V2adapted
V3adapted
INGadapting
A2

weight

noun

"The weight of the box is 20 kilograms. (Kutunun ağırlığı 20 kilogram.)"

Çevirmek için tıkla

weight

nounAğırlık, kilo.

"The weight of the box is 20 kilograms. (Kutunun ağırlığı 20 kilogram.)"

nounÖnem.

"His opinion carries a lot of weight. (Onun görüşü büyük önem taşıyor.)"

verbAğırlaştırmak.

"The snow weighted down the branches. (Kar dalları ağırlaştırdı.)"

Fiil Halleri

V1weight
V2weighted
V3weighted
INGweighting
B1

cheerful

adjective

"She felt cheerful after the good news. (İyi haberden sonra kendini neşeli hissetti.)"

Çevirmek için tıkla

cheerful

adjectiveneşeli

"She felt cheerful after the good news. (İyi haberden sonra kendini neşeli hissetti.)"

A1

indian

adjective

"She loves Indian food. (Hint yemeklerine bayılır.)"

Çevirmek için tıkla

indian

adjectiveHint.

"She loves Indian food. (Hint yemeklerine bayılır.)"

nounHindistan vatandaşı veya kökenli kişi.

"He is an Indian living in London. (O, Londra'da yaşayan bir Hintlidir.)"

B1

measure

noun

"The government took measures to reduce pollution. (Hükümet kirliliği azaltmak için önlemler aldı.)"

Çevirmek için tıkla

measure

nounönlem

"The government took measures to reduce pollution. (Hükümet kirliliği azaltmak için önlemler aldı.)"

nounölçü

"The measure of the room is five meters. (Odanın ölçüsü beş metredir.)"

verbÖlçmek.

"Measure the room before buying furniture. (Mobilya almadan önce odayı ölç.)"

Fiil Halleri

V1measure
V2measured
V3measured
INGmeasuring
A1

swim

verb

"I can swim. (Yüzebilirim.)"

Çevirmek için tıkla

swim

verbYüzmek.

"I can swim. (Yüzebilirim.)"

nounSuda yapılan hareket; yüzme eylemi.

"Let's go for a swim. (Hadi yüzmeye gidelim.)"

Fiil Halleri

V1swim
V2swam
V3swum
INGswimming
A2

wave

noun

"He gave a wave as the bus left. (Otobüs hareket ederken el salladı.)"

Çevirmek için tıkla

wave

nounEl sallama.

"He gave a wave as the bus left. (Otobüs hareket ederken el salladı.)"

nounDalga.

"The children played on the waves at the beach. (Çocuklar sahilde dalgaların üzerinde oynadı.)"

verbEl sallamak.

"She waved to her friend across the street. (Cadde karşısındaki arkadaşına el salladı.)"

verbdalgalanmak

"The flag was waving in the wind. (Bayrak rüzgarda dalgalanıyordu.)"

Fiil Halleri

V1wave
V2waved
V3waved
INGwaving

Deyimler / Öbekler

wave at
Birine el sallayarak selam vermek veya işaret etmek.

"She waved at me from the window. (Pencereden bana el salladı.)"

wave off
Bir şeyi veya soruyu el hareketiyle önemsemediğini göstererek geri çevirmek.

"He waved off the offer and walked away. (Teklifi el hareketiyle geri çevirdi ve uzaklaştı.)"

A1

anything

pronoun

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Çevirmek için tıkla

anything

pronounHerhangi bir şey.

"You can choose anything you like. (İstediğin herhangi bir şeyi seçebilirsin.)"

Fiil Halleri

V1
V2
V3
ING
B1

generator

noun

"The factory's generator supplied power during the blackout. (Fabrikanın jeneratörü elektrik kesintisi sırasında enerji sağladı.)"

Çevirmek için tıkla

generator

nounJeneratör

"The factory's generator supplied power during the blackout. (Fabrikanın jeneratörü elektrik kesintisi sırasında enerji sağladı.)"

nounBir şey üreten kişi/program

"We used an online name generator to find ideas for the new product. (Yeni ürün için fikir bulmak amacıyla çevrimiçi bir isim üreten program kullandık.)"

B2

agriculture

noun

"Many countries depend on agriculture for food and jobs. (Birçok ülke gıda ve iş için tarıma bağlıdır.)"

Çevirmek için tıkla

agriculture

nountarım

"Many countries depend on agriculture for food and jobs. (Birçok ülke gıda ve iş için tarıma bağlıdır.)"