Kütüphaneye Dön
The Silence of the Lambs
MOVIEENZor8.3

The Silence of the Lambs

Clarice Starling is a top student at the FBI's training academy. Jack Crawford wants Clarice to interview Dr. Hannibal Lecter, a brilliant psychiatrist who is also a violent psychopath, serving life behind bars for various acts of murder and cannibalism. Crawford believes that Lecter may have insight into a case and that Starling, as an attractive young woman, may be just the bait to draw him out.

1.314

Farklı kelimeler

14.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1314 kelime
A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B1

victim

noun

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

Çevirmek için tıkla

victim

nounKurban.

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

B2

given

adjective

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

Çevirmek için tıkla

given

adjectivekabul edilmiş

"Trust is often a given among long-time friends. (Uzun süredir arkadaş olanlar arasında güven çoğu zaman önceden kabul edilir.)"

nounkabul edilmiş gerçek

"Delays in winter are a given. (Kışın gecikmeler kabul edilmiş bir gerçektir.)"

preposition... göz önüne alındığında

"Given the weather, we stayed inside. (Hava göz önüne alındığında içeride kaldık.)"

verbvermiş

"She had given him the book before she left. (O, gitmeden önce ona kitabı vermişti.)"

Fiil Halleri

V1give
V2gave
V3given
INGgiving
A1

wear

verb

"She is wearing a red dress. (Kırmızı bir elbise giyiyor.)"

Çevirmek için tıkla

wear

verbgiymek, üzerinde taşımak

"She is wearing a red dress. (Kırmızı bir elbise giyiyor.)"

verbyıpranmak, aşınmak

"These shoes wear quickly. (Bu ayakkabılar çabuk yıpranır.)"

nounaşınma, yıpranma

"This old shirt shows wear. (Bu eski gömlekte yıpranma var.)"

Fiil Halleri

V1wear
V2wore
V3worn
INGwearing

Deyimler / Öbekler

wear out
yıpratmak, eskimeye neden olmak

"These shoes wear out quickly. (Bu ayakkabılar çabuk yıpranır.)"

A2

rather

adverb

"It is rather cold today. (Bugün hava oldukça soğuk.)"

Çevirmek için tıkla

rather

adverbOldukça, epeyce.

"It is rather cold today. (Bugün hava oldukça soğuk.)"

adverbTercihen; daha doğrusu.

"I would rather stay at home. (Evde kalmayı tercih ederim.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

A1

back

noun

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

Çevirmek için tıkla

back

nounSırt, arka taraf.

"She hurt her back. (Sırtını incitti.)"

adverbGeri.

"She came back yesterday. (Dün geri döndü.)"

adjectiveBir şeyin arka kısmında olan.

"The back door is open. (Arka kapı açık.)"

verbBirini veya bir fikri desteklemek.

"I will back your idea. (Fikrini destekleyeceğim.)"

verbGeri gitmek.

"He backed the car into the garage. (Arabayı garaja geri sürdü.)"

Fiil Halleri

V1back
V2backed
V3backed
INGbacking

Deyimler / Öbekler

back up
Desteklemek; veri yedeklemek; geriye sürmek.

"I'll back you up at the meeting. (Toplantıda seni destekleyeceğim.)"

back down
Vazgeçmek; geri adım atmak.

"He refused to back down. (Geri adım atmayı reddetti.)"

A2

training

noun

"She does training every morning for the marathon. (Maraton için her sabah antrenman yapıyor.)"

Çevirmek için tıkla

training

nounEğitim, antrenman

"She does training every morning for the marathon. (Maraton için her sabah antrenman yapıyor.)"

A2

lamp

noun

"Turn on the lamp. (Lambayı aç.)"

Çevirmek için tıkla

lamp

nounlamba

"Turn on the lamp. (Lambayı aç.)"

B2

lean

verb

"She leaned forward to hear the speaker. (Konuşmacıyı duyabilmek için öne doğru eğildi.)"

Çevirmek için tıkla

lean

verbEğilmek, yaslanmak.

"She leaned forward to hear the speaker. (Konuşmacıyı duyabilmek için öne doğru eğildi.)"

verbbirine güvenmek veya birine dayanmak

"When she felt sad, she leaned on her friends. (Üzgün hissettiğinde arkadaşlarına güvendi.)"

adjectiveince veya az yağlı; çok etli olmayan

"He has a lean build and runs fast. (İnce bir yapısı var ve hızlı koşuyor.)"

adjectiveKıt.

"After the bad season it was a lean year for the farm. (Kötü sezonun ardından çiftlik için geliri düşük bir yıl oldu.)"

Fiil Halleri

V1lean
V2leaned
V3leaned
INGleaning

Deyimler / Öbekler

lean on
birine güvenmek veya birine baskı yapmak

"You can lean on me if you need help. (Yardıma ihtiyacın olursa bana güvenebilirsin.)"

lean toward
bir fikir veya seçeneğe eğilim göstermek, onu tercih etmeye yakın olmak

"I'm leaning toward taking the job. (İşi kabul etmeye daha yakın hissediyorum.)"

A1

pound

noun

"This bag weighs five pounds. (Bu çanta beş libre ağırlığında.)"

Çevirmek için tıkla

pound

nounLibre; ağırlık ölçüsü.

"This bag weighs five pounds. (Bu çanta beş libre ağırlığında.)"

nounSterlin; Birleşik Krallık para birimi.

"I paid two pounds for the coffee. (Kahve için iki sterlin ödedim.)"

verbSertçe ve tekrar tekrar vurmak.

"He pounded on the door. (Kapıya sertçe vurdu.)"

verbDövmek, ezmek.

"She pounded the garlic with a spoon. (Sarımsağı kaşıkla dövdü.)"

Fiil Halleri

V1pound
V2pounded
V3pounded
INGpounding
B2

recall

verb

"I can't recall his name. (İsmini hatırlayamıyorum.)"

Çevirmek için tıkla

recall

verbHatırlamak

"I can't recall his name. (İsmini hatırlayamıyorum.)"

verbgeri çağırmak

"The manufacturer recalled the defective phones. (Üretici kusurlu telefonları geri çağırdı.)"

nounHatırlama

"Her recall for dates is excellent. (Tarihler konusunda hatırlama yeteneği çok iyi.)"

noungeri çağırma

"There was a recall of the toys after the safety tests. (Güvenlik testlerinden sonra oyuncaklar geri çağrıldı.)"

Fiil Halleri

V1recall
V2recalled
V3recalled
INGrecalling
B2

conduct

verb

"The team will conduct a survey next month. (Ekip gelecek ay bir anket yapacak.)"

Çevirmek için tıkla

conduct

verbyürütmek

"The team will conduct a survey next month. (Ekip gelecek ay bir anket yapacak.)"

verbdavranmak

"She conducted herself calmly during the crisis. (Kriz sırasında sakin davrandı.)"

nounDavranış.

"His conduct at the meeting surprised everyone. (Toplantıdaki davranışı herkesi şaşırttı.)"

nounYürütülme biçimi.

"The conduct of the negotiations was criticised. (Görüşmelerin yürütülme biçimi eleştirildi.)"

Fiil Halleri

V1conduct
V2conducted
V3conducted
INGconducting
A1

place

noun

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

Çevirmek için tıkla

place

nounbir şeyin bulunduğu yer veya mekan

"There is a nice place to sit. (Burada oturmak için güzel bir yer var.)"

nounSıra, derece.

"She got first place in the race. (Yarışta birinci oldu.)"

verbKoymak, yerleştirmek.

"Place the book on the table. (Kitabı masanın üzerine koy.)"

nounEv, iş yeri.

"Come over to my place after dinner. (Akşam yemeğinden sonra benim evime gel.)"

Fiil Halleri

V1place
V2placed
V3placed
INGplacing
B1

ignore

verb

"She ignored the phone and kept reading. (O, telefona bakmadı ve okumaya devam etti.)"

Çevirmek için tıkla

ignore

verbGörmezden gelmek

"She ignored the phone and kept reading. (O, telefona bakmadı ve okumaya devam etti.)"

Fiil Halleri

V1ignore
V2ignored
V3ignored
INGignoring
A1

company

noun

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

Çevirmek için tıkla

company

nounŞirket.

"She works for a large company. (Büyük bir şirkette çalışıyor.)"

nounEşlik

"I enjoy your company. (Seninle birlikte olmaktan hoşlanıyorum.)"

B2

follow-up

noun

"Routine follow-up for all domestic-violence cases is required. (Tüm aile içi şiddet vakaları için rutin takip gereklidir.)"

Çevirmek için tıkla

follow-up

nounTakip.

"Routine follow-up for all domestic-violence cases is required. (Tüm aile içi şiddet vakaları için rutin takip gereklidir.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

suggest

verb

"He suggested a new plan. (Yeni bir plan önerdi.)"

Çevirmek için tıkla

suggest

verbBir fikri ya da planı önermek.

"He suggested a new plan. (Yeni bir plan önerdi.)"

verbGöstermek, işaret etmek.

"Her expression suggested that she was worried. (Yüz ifadesi endişeli olduğunu gösteriyordu.)"

Fiil Halleri

V1suggest
V2suggested
V3suggested
INGsuggesting
B1

length

noun

"Measure the length of the table. (Masanın uzunluğunu ölç.)"

Çevirmek için tıkla

length

nounUzunluk

"Measure the length of the table. (Masanın uzunluğunu ölç.)"

B2

grand

adjective

"They stayed in a grand hotel near the sea. (Denizin yakınındaki büyük ve görkemli bir otelde kaldılar.)"

Çevirmek için tıkla

grand

adjectiveBüyük ve görkemli.

"They stayed in a grand hotel near the sea. (Denizin yakınındaki büyük ve görkemli bir otelde kaldılar.)"

nounBin dolar veya sterlin.

"The car cost ten grand. (Araba on bin dolara mal oldu.)"

A2

expect

verb

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

Çevirmek için tıkla

expect

verbUmmak, olacağını düşünmek

"I expect it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını umuyorum.)"

verbBirinden bir şey yapmasını beklemek

"The teacher expects us to do our homework. (Öğretmen ödevimizi yapmamızı bekliyor.)"

Fiil Halleri

V1expect
V2expected
V3expected
INGexpecting
A2

site

noun

"I checked the company's site for prices. (Fiyatlar için şirketin web sitesine baktım.)"

Çevirmek için tıkla

site

nounİnternetteki bir web sitesi.

"I checked the company's site for prices. (Fiyatlar için şirketin web sitesine baktım.)"

nounalan

"They walked around the building site. (Onlar inşaat alanının etrafında yürüdüler.)"

A1

beach

noun

"Children are playing on the beach. (Çocuklar kumsalda oynuyor.)"

Çevirmek için tıkla

beach

nounPlaj; kıyı

"Children are playing on the beach. (Çocuklar kumsalda oynuyor.)"

verbKaraya oturtmak/oturmak

"The crew had to beach the boat to avoid sinking. (Mürettebat, batmamak için tekneyi karaya oturtmak zorunda kaldı.)"

Fiil Halleri

V1beach
V2beached
V3beached
INGbeaching
A1

meeting

noun

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

meeting

nountoplantı

"We have a meeting at three o'clock. (Saat üçte toplantımız var.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
C1

drift

verb

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

Çevirmek için tıkla

drift

verbSürüklenmek.

"The boat drifted out to sea. (Tekne açık denize doğru sürüklendi.)"

verbKaymak.

"Their conversation drifted onto other topics. (Konuşmaları yavaşça başka konulara kaydı.)"

nounana fikir

"I couldn't follow the drift of his argument. (Onun savının ana fikrini takip edemedim.)"

nounBirikinti.

"Snow drifts blocked the road. (Kar birikintileri yolu kapattı.)"

Fiil Halleri

V1drift
V2drifted
V3drifted
INGdrifting

Deyimler / Öbekler

drift apart
Zamanla ilişkilerin veya insanların birbirinden uzaklaşması.

"After college they drifted apart. (Üniversiteden sonra birbirlerinden uzaklaştılar.)"

drift off
Yavaşça uykuya dalmak.

"He drifted off during the lecture. (Ders sırasında uykuya daldı.)"

A1

baby

noun

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

Çevirmek için tıkla

baby

nounBebek.

"The baby is sleeping. (Bebek uyuyor.)"

nounYavru.

"The dog had three babies. (Köpeğin üç yavrusu vardı.)"

verbŞımartmak; aşırı korumak

"Don't baby him; let him try. (Ona aşırı koruyucu davranma; denemesine izin ver.)"

adjectiveBebek.

"She bought baby clothes. (O bebek giysileri aldı.)"

nounÖzenle ilgilenilen şey; gözbebeği.

"This old car is my baby. (Bu eski araba benim gözbebeğim.)"

Fiil Halleri

V1baby
V2babied
V3babied
INGbabying
A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

grant

verb

"The university granted her a scholarship. (Üniversite ona burs verdi.)"

Çevirmek için tıkla

grant

verbVermek.

"The university granted her a scholarship. (Üniversite ona burs verdi.)"

verbKabul etmek.

"He granted that he had made a mistake. (Hata yaptığını kabul etti.)"

nounHibe.

"She received a grant to fund her research. (Araştırmasını finanse etmek için hibe aldı.)"

Fiil Halleri

V1grant
V2granted
V3granted
INGgranting
B2

attempt

noun

"His attempt to climb the wall failed. (Duvarı tırmanma denemesi başarısız oldu.)"

Çevirmek için tıkla

attempt

nounDeneme.

"His attempt to climb the wall failed. (Duvarı tırmanma denemesi başarısız oldu.)"

verbBir şeyi başarmaya çalışmak, denemek.

"She attempted to climb the mountain. (Dağa tırmanmayı denedi.)"

Fiil Halleri

V1attempt
V2attempted
V3attempted
INGattempting
A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

A1

only

adverb

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

Çevirmek için tıkla

only

adverbsadece; başka değil

"I only have five books. (Benim sadece beş kitabım var.)"

adjectivetek; başka yok

"She is the only child in her family. (O ailesinde tek çocuktur.)"

A1

should

modal verb

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

Çevirmek için tıkla

should

modal verb-meli/-malı

"You should finish your homework. (Ödevini bitirmelisin.)"

modal verb…-meliydi; yapılması beklenirdi.

"I should have called earlier. (Daha önce aramalıydım.)"

A2

circle

noun

"Draw a circle on the paper. (Kâğıda bir daire çiz.)"

Çevirmek için tıkla

circle

nounDaire, yuvarlak şekil.

"Draw a circle on the paper. (Kâğıda bir daire çiz.)"

nounGrup, çevre.

"She has a small circle of friends. (Onun küçük bir arkadaş çevresi var.)"

verbÇevresinde dönmek.

"The birds circled above the house. (Kuşlar evin üzerinde döndü.)"

verbDaire içine almak.

"Circle the correct answer. (Doğru cevabı daire içine al.)"

Fiil Halleri

V1circle
V2circled
V3circled
INGcircling

Deyimler / Öbekler

circle around
Etrafında dönmek.

"The plane circled around the airport. (Uçak havaalanının etrafında döndü.)"

B2

justice

noun

"People demand justice when they are treated unfairly. (Haksız muamele gördüklerinde insanlar adalet ister.)"

Çevirmek için tıkla

justice

nounadalet

"People demand justice when they are treated unfairly. (Haksız muamele gördüklerinde insanlar adalet ister.)"

nounyargı

"A strong court system is necessary for justice. (Adalet için güçlü bir mahkeme sistemi gereklidir.)"

B2

sophisticated

adjective

"The laboratory uses sophisticated equipment. (Laboratuvar gelişmiş ekipman kullanıyor.)"

Çevirmek için tıkla

sophisticated

adjectiveGelişmiş, karmaşık.

"The laboratory uses sophisticated equipment. (Laboratuvar gelişmiş ekipman kullanıyor.)"

adjectiveKültürlü, deneyimli.

"She seemed very sophisticated and knew a lot about art. (O çok kültürlü görünüyordu ve sanat hakkında çok şey biliyordu.)"

B2

unharmed

adjective

"I am unharmed. (Ben zarar görmedim.)"

Çevirmek için tıkla

unharmed

adjectiveZarar görmemiş, yara almamış.

"I am unharmed. (Ben zarar görmedim.)"

C1

discourtesy

noun

"No... he had never shown me discourtesy. (Hayır... bana hiç saygısızlık göstermemişti.)"

Çevirmek için tıkla

discourtesy

nounSaygısızlık.

"No... he had never shown me discourtesy. (Hayır... bana hiç saygısızlık göstermemişti.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B2

unsolved

adjective

"I can't afford an unsolved problem. (Çözümü bulunmamış bir sorunu kaldıramam.)"

Çevirmek için tıkla

unsolved

adjectiveÇözülmemiş.

"I can't afford an unsolved problem. (Çözümü bulunmamış bir sorunu kaldıramam.)"

B1

ugly

adjective

"That old doll looks ugly. (O eski oyuncak bebek çirkin görünüyor.)"

Çevirmek için tıkla

ugly

adjectiveGörünüşü hoş olmayan; çirkin.

"That old doll looks ugly. (O eski oyuncak bebek çirkin görünüyor.)"

adjectiveKötü

"The argument got ugly. (Tartışma kötüleşti ve daha sert hale geldi.)"

A1

routine

noun

"My morning routine includes brushing my teeth and getting dressed. (Sabah rutinim dişlerimi fırçalamayı ve giyinmeyi içerir.)"

Çevirmek için tıkla

routine

nounrutin

"My morning routine includes brushing my teeth and getting dressed. (Sabah rutinim dişlerimi fırçalamayı ve giyinmeyi içerir.)"

adjectiveRutin.

"It was just a routine check-up at the doctor's. (Bu sadece doktorda yapılan rutin bir kontroldü.)"

B1

practically

adverb

"She is practically the owner of the company. (O, neredeyse şirketin sahibi.)"

Çevirmek için tıkla

practically

adverbNeredeyse.

"She is practically the owner of the company. (O, neredeyse şirketin sahibi.)"

adverbUygulamada.

"Practically, the plan didn't work in a busy restaurant. (Uygulamada plan yoğun bir restoranda işe yaramadı.)"

B1

tax

noun

"I have to pay my taxes before April. (Vergilerimi Nisan'dan önce ödemek zorundayım.)"

Çevirmek için tıkla

tax

nounVergi.

"I have to pay my taxes before April. (Vergilerimi Nisan'dan önce ödemek zorundayım.)"

nounYük, zorluk.

"The long hours were a tax on her health. (Uzun çalışma saatleri sağlığına yük oldu.)"

verbVergilendirmek.

"The government decided to tax small businesses. (Hükümet küçük işletmelerden vergi almaya karar verdi.)"

verbYormak

"The long flight taxed his energy. (Uzun uçuş onun enerjisini yordu.)"

Fiil Halleri

V1tax
V2taxed
V3taxed
INGtaxing
B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

B1

specially

adverb

"This kitchen was specially designed for a disabled person. (Bu mutfak, engelli bir kişi için özel olarak tasarlandı.)"

Çevirmek için tıkla

specially

adverbBelirli veya özel bir amaç için.

"This kitchen was specially designed for a disabled person. (Bu mutfak, engelli bir kişi için özel olarak tasarlandı.)"

A2

field

noun

"The farmer was working in the field. (Çiftçi tarlada çalışıyordu.)"

Çevirmek için tıkla

field

nounTarla.

"The farmer was working in the field. (Çiftçi tarlada çalışıyordu.)"

nounAlan.

"She is an expert in the field of physics. (Fizik alanında bir uzmandır.)"

nounSaha.

"The players ran onto the field. (Oyuncular sahaya koştu.)"

A1

person

noun

"There was one person at the bus stop. (Otobüs durağında bir kişi vardı.)"

Çevirmek için tıkla

person

nounkişi

"There was one person at the bus stop. (Otobüs durağında bir kişi vardı.)"

B2

sarge

noun

"Sarge! We found the suspect. (Çavuş! Şüpheliyi bulduk.)"

Çevirmek için tıkla

sarge

nounçavuş (hitap)

"Sarge! We found the suspect. (Çavuş! Şüpheliyi bulduk.)"