Kütüphaneye Dön
Fight Club
MOVIEENZor8.4

Fight Club

A ticking-time-bomb insomniac and a slippery soap salesman channel primal male aggression into a shocking new form of therapy. Their concept catches on, with underground "fight clubs" forming in every town, until an eccentric gets in the way and ignites an out-of-control spiral toward oblivion.

1.855

Farklı kelimeler

14.06.2026

Eklendi

IMDb

Sayfayı aç

Kelime Dağarcığı

1855 kelime
A1

friday

proper noun

"We have a meeting on Friday. (Cuma günü bir toplantımız var.)"

Çevirmek için tıkla

friday

proper nounHaftanın beşinci günü; Cuma.

"We have a meeting on Friday. (Cuma günü bir toplantımız var.)"

A1

land

noun

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

Çevirmek için tıkla

land

nounArazi.

"The ship reached land after two weeks. (Gemi iki hafta sonra karaya ulaştı.)"

nounArsa.

"They bought land to build a house. (Ev yapmak için arazi satın aldılar.)"

verbİnmek.

"The plane landed at 7 pm. (Uçak saat 19:00'da indi.)"

verbElde etmek.

"She landed a new job. (O, yeni bir iş buldu.)"

Fiil Halleri

V1land
V2landed
V3landed
INGlanding

Deyimler / Öbekler

land on
Bir şeyin üstüne inmek veya konmak.

"The bird landed on the branch. (Kuş dala kondu.)"

land in
Bir yere veya duruma istemeden varmak veya düşmek.

"He landed in jail. (O, hapise düştü.)"

A2

working

adjective

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

Çevirmek için tıkla

working

adjectiveÇalışan, işleyen; faal.

"Is the elevator working? (Asansör çalışıyor mu?)"

adjectiveİş hayatıyla ilgili; çalışma ile ilgili.

"Working conditions have improved. (Çalışma koşulları iyileşti.)"

nounBir sistemin veya mekanizmanın işleyişi.

"The workings of the engine are complex. (Motorun işleyişi karmaşıktır.)"

B1

victim

noun

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

Çevirmek için tıkla

victim

nounKurban.

"The victims of the car crash were treated at the scene. (Trafik kazasında zarar görenler olay yerinde tedavi edildi.)"

B2

jukebox

noun

"We sat by the jukebox and listened to old songs. (Müzik kutusunun yanında oturup eski şarkıları dinledik.)"

Çevirmek için tıkla

jukebox

nounPara atılarak istenen şarkıyı çalan müzik makinesi.

"We sat by the jukebox and listened to old songs. (Müzik kutusunun yanında oturup eski şarkıları dinledik.)"

B1

damp

adjective

"The towel was damp. (Havlu hafifçe ıslaktı.)"

Çevirmek için tıkla

damp

adjectiveNemli

"The towel was damp. (Havlu hafifçe ıslaktı.)"

verbHafifçe ıslatmak

"The rain damped our clothes. (Yağmur kıyafetlerimizi ıslattı.)"

verbAzaltmak

"The bad news damped their spirits. (Kötü haber morallerini bozdu.)"

Fiil Halleri

V1damp
V2damped
V3damped
INGdamping

Deyimler / Öbekler

damp down
Bir şeyin etkisini veya yayılmasını azaltmak, bastırmak.

"They tried to damp down the rumours. (Dedikoduları bastırmaya çalıştılar.)"

B2

lane

noun

"Drive in the left lane when you want to pass. (Geçmek istediğinde sol şeritte sür.)"

Çevirmek için tıkla

lane

nounşerit

"Drive in the left lane when you want to pass. (Geçmek istediğinde sol şeritte sür.)"

nounköy yolu

"We walked down a quiet lane between the fields. (Tarlaların arasındaki sessiz bir köy yolunda yürüdük.)"

A2

burn

verb

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

Çevirmek için tıkla

burn

verbyakmak

"Don't burn the toast. (Tostu yakma.)"

nounYanık.

"He has a burn on his arm. (Kolunda bir yanık var.)"

Fiil Halleri

V1burn
V2burned
V3burned
INGburning

Deyimler / Öbekler

burn down
bir bina veya yerin ateşle yok olması

"The barn burned down last night. (Ahır dün gece yandı.)"

burn out
çok kullanıldığı veya aşırı ısındığı için çalışmayı durdurmak

"The motor burned out. (Motor bozuldu.)"

C1

predator

noun

"The owl is a nocturnal predator that catches mice. (Baykuş, fareleri yakalayan gece aktif bir yırtıcıdır.)"

Çevirmek için tıkla

predator

nounYırtıcı hayvan.

"The owl is a nocturnal predator that catches mice. (Baykuş, fareleri yakalayan gece aktif bir yırtıcıdır.)"

nounSömürücü.

"The company acted like a predator, buying struggling businesses cheaply and cutting jobs. (Şirket, zor durumdaki işletmeleri ucuza alıp işten çıkarmalar yaparak sömüren biri gibi davrandı.)"

B2

haiku

noun

"It's a haiku. (Bu, üç satırdan oluşan kısa bir Japon şiiridir.)"

Çevirmek için tıkla

haiku

nounüç satırlık Japon şiiri

"It's a haiku. (Bu, üç satırdan oluşan kısa bir Japon şiiridir.)"

B2

aircraft

noun

"The aircraft landed safely despite the storm. (Fırtınaya rağmen hava aracı güvenli bir şekilde indi.)"

Çevirmek için tıkla

aircraft

nounhava aracı

"The aircraft landed safely despite the storm. (Fırtınaya rağmen hava aracı güvenli bir şekilde indi.)"

A2

lamp

noun

"Turn on the lamp. (Lambayı aç.)"

Çevirmek için tıkla

lamp

nounlamba

"Turn on the lamp. (Lambayı aç.)"

B1

pint

noun

"a pint of ice cream and two spoons? (Bir kutu dondurma ve iki kaşık?)"

Çevirmek için tıkla

pint

nounHacim birimi (≈ yarım litre).

"a pint of ice cream and two spoons? (Bir kutu dondurma ve iki kaşık?)"

B1

bury

verb

"They buried their grandfather on Sunday. (Pazar günü büyükbabalarını gömdüler.)"

Çevirmek için tıkla

bury

verbGömmek.

"They buried their grandfather on Sunday. (Pazar günü büyükbabalarını gömdüler.)"

verbToprağa gömmek.

"She buried the box in the backyard. (Kutuyu arka bahçeye gömdü.)"

Fiil Halleri

V1bury
V2buried
V3buried
INGburying

Deyimler / Öbekler

bury oneself in
Bir işe veya etkinliğe tamamen dalmak; başka şeyleri unutarak yoğunlaşmak.

"After the exam she buried herself in studying. (Sınavdan sonra tamamen ders çalışmaya daldı.)"

bury the hatchet
Eski bir kavga veya anlaşmazlığı bitirip barışmak.

"They decided to bury the hatchet and be friends again. (Eski düşmanlıklarını bitirip tekrar arkadaş olmaya karar verdiler.)"

A2

wallet

noun

"I forgot my wallet. (Cüzdanımı unuttum.)"

Çevirmek için tıkla

wallet

nounCüzdan

"I forgot my wallet. (Cüzdanımı unuttum.)"

nounDijital cüzdan

"She paid with her digital wallet. (O, dijital cüzdanıyla ödedi.)"

A1

interested

adjective

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

Çevirmek için tıkla

interested

adjectiveilgi duyan

"She is very interested in animals. (O hayvanlarla çok ilgileniyor.)"

adjectiveçıkarı olan

"The company is an interested party in the project. (Şirket projede çıkarı olan taraftır.)"

C1

sear

verb

"If you sear the stems of the flowers, they may last longer. (Çiçeklerin saplarını yakarsanız daha uzun süre dayanabilirler.)"

Çevirmek için tıkla

sear

verbYakmak, dağlamak

"If you sear the stems of the flowers, they may last longer. (Çiçeklerin saplarını yakarsanız daha uzun süre dayanabilirler.)"

verbYüksek ateşte kızartmak

"Sear the meat in a hot pan for two minutes on each side. (Eti sıcak bir tavada her iki tarafını iki dakika kızartın.)"

Fiil Halleri

V1sear
V2seared
V3seared
INGsearing
B2

urine

noun

"The doctor examined his urine. (Doktor onun idrarını inceledi.)"

Çevirmek için tıkla

urine

nounİdrar

"The doctor examined his urine. (Doktor onun idrarını inceledi.)"

A1

wall

noun

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

Çevirmek için tıkla

wall

nounduvar

"She painted the wall blue. (O duvarı maviye boyadı.)"

A1

walk

noun

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

Çevirmek için tıkla

walk

nounYürüyüş.

"We went for a walk in the park. (Parkta yürüyüşe çıktık.)"

verbYürümek, ayakla gitmek.

"I walk to work every day. (Her gün işe yürüyerek gidiyorum.)"

Fiil Halleri

V1walk
V2walked
V3walked
INGwalking

Deyimler / Öbekler

walk away
Uzaklaşmak.

"She walked away without a word. (Tek kelime etmeden uzaklaştı.)"

walk into
Bir şeye ya da yere girmek.

"He walked into the wall. (Duvara çarptı.)"

A2

advertising

noun

"Advertising helps small businesses find customers. (Reklamcılık küçük işletmelerin müşteri bulmasına yardımcı olur.)"

Çevirmek için tıkla

advertising

nounreklamcılık

"Advertising helps small businesses find customers. (Reklamcılık küçük işletmelerin müşteri bulmasına yardımcı olur.)"

nounreklamlar

"The advertising on that website is distracting. (O web sitesindeki reklamlar dikkatimi dağıtıyor.)"

B1

duvet

noun

"She slept under a warm duvet. (O, sıcak bir yorganın altında uyudu.)"

Çevirmek için tıkla

duvet

noundolgulu yorgan

"She slept under a warm duvet. (O, sıcak bir yorganın altında uyudu.)"

A1

welcome

verb

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

Çevirmek için tıkla

welcome

verbKarşılamak.

"We welcome visitors at the main entrance. (Ziyaretçileri ana girişte karşılarız.)"

adjectiveHoş karşılanan.

"Everyone is welcome here. (Burada herkes hoş karşılanır.)"

nounKarşılama.

"They gave us a warm welcome. (Bizi sıcak bir karşılamayla karşıladılar.)"

interjectionHoş geldiniz!

"Welcome to our new home! (Yeni evimize hoş geldiniz!)"

Fiil Halleri

V1welcome
V2welcomed
V3welcomed
INGwelcoming
C1

chaos

noun

"After the storm, the streets were in chaos. (Fırtınadan sonra sokaklar kargaşa içindeydi.)"

Çevirmek için tıkla

chaos

nounKargaşa.

"After the storm, the streets were in chaos. (Fırtınadan sonra sokaklar kargaşa içindeydi.)"

A1

want

verb

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Çevirmek için tıkla

want

verbİstemek.

"I want a glass of water. (Bir bardak su istiyorum.)"

Fiil Halleri

V1want
V2wanted
V3wanted
INGwanting
B2

duct

noun

"The technician cleaned the air duct. (Teknisyen havalandırma kanalını temizledi.)"

Çevirmek için tıkla

duct

nounKanal.

"The technician cleaned the air duct. (Teknisyen havalandırma kanalını temizledi.)"

nounVücut kanalı.

"The surgeon repaired a damaged bile duct. (Cerrah hasarlı safra kanalını onardı.)"

A2

sweat

verb

"I sweat a lot when I run. (Koşunca çok terlerim.)"

Çevirmek için tıkla

sweat

verbTerlemek

"I sweat a lot when I run. (Koşunca çok terlerim.)"

verbEndişelenmek

"Don't sweat the small stuff. (Küçük şeyler için endişelenme.)"

nounTer.

"There was sweat on his forehead. (Alnında ter vardı.)"

nounÇaba.

"Learning a language takes sweat. (Dil öğrenmek çok çaba gerektirir.)"

Fiil Halleri

V1sweat
V2sweated
V3sweated
INGsweating

Deyimler / Öbekler

sweat out
Bir sonucu veya haberi endişeyle beklemek.

"They spent the afternoon sweating out the test results. (Öğleden sonra sınav sonuçlarını endişeyle beklediler.)"

sweat over
Bir iş üzerinde çok uğraşmak veya fazla endişelenmek.

"She sweated over her essay all night. (Bütün gece makalesi üzerinde çok uğraştı.)"

A1

must

modal verb

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

Çevirmek için tıkla

must

modal verbzorunluluk belirtir

"You must wear a seatbelt. (Emniyet kemeri takmalısın.)"

modal verbOlmalı.

"She must be at home by now. (Şimdiye kadar evde olmalı.)"

nounOlmazsa olmaz.

"This book is a must for every student. (Bu kitap her öğrenci için olmazsa olmazdır.)"

A2

circle

noun

"Draw a circle on the paper. (Kâğıda bir daire çiz.)"

Çevirmek için tıkla

circle

nounDaire, yuvarlak şekil.

"Draw a circle on the paper. (Kâğıda bir daire çiz.)"

nounGrup, çevre.

"She has a small circle of friends. (Onun küçük bir arkadaş çevresi var.)"

verbÇevresinde dönmek.

"The birds circled above the house. (Kuşlar evin üzerinde döndü.)"

verbDaire içine almak.

"Circle the correct answer. (Doğru cevabı daire içine al.)"

Fiil Halleri

V1circle
V2circled
V3circled
INGcircling

Deyimler / Öbekler

circle around
Etrafında dönmek.

"The plane circled around the airport. (Uçak havaalanının etrafında döndü.)"

A2

favor

noun

"Could you do me a favor? (Bana bir iyilik yapabilir misin?)"

Çevirmek için tıkla

favor

nounİyilik, yardım

"Could you do me a favor? (Bana bir iyilik yapabilir misin?)"

nounDestek, onay

"The new plan has the favor of many people. (Yeni plan birçok kişinin desteğini alıyor.)"

verbTercih etmek

"She favors tea over coffee. (Kahveyi değil, çayı tercih ediyor.)"

verbDesteklemek

"The voters favor the new law. (Seçmenler yeni yasayı destekliyor.)"

Fiil Halleri

V1favor
V2favored
V3favored
INGfavoring
C1

ward

noun

"The children's ward is on the second floor. (Çocuk servisi ikinci kattadır.)"

Çevirmek için tıkla

ward

nounServis.

"The children's ward is on the second floor. (Çocuk servisi ikinci kattadır.)"

nounseçim bölgesi

"She represents the northern ward on the city council. (O, şehir meclisinde kuzey bölgesini temsil ediyor.)"

verbUzaklaştırmak.

"She warded off the dog with a stick. (Sopayla köpeği uzaklaştırdı.)"

Fiil Halleri

V1ward
V2warded
V3warded
INGwarding

Deyimler / Öbekler

ward off
Bir tehlike veya zarar verici şeyi uzak tutmak veya engellemek.

"He managed to ward off the attacker. (Saldırganı uzaklaştırmayı başardı.)"

A2

accident

noun

"There was a car accident on the highway. (Otobanda bir araba kazası oldu.)"

Çevirmek için tıkla

accident

nounkaza

"There was a car accident on the highway. (Otobanda bir araba kazası oldu.)"

A2

anyway

adverb

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

Çevirmek için tıkla

anyway

adverbyine de

"I was tired, but I went to the party anyway. (Yorgundum ama yine de partiye gittim.)"

adverbneyse

"Anyway, let's go. (Neyse, gidelim.)"

B2

found

verb

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

Çevirmek için tıkla

found

verbkurmak

"The company was founded in 1990. (Şirket 1990 yılında kuruldu.)"

verbBulmak, keşfetmek.

"She found her keys under the sofa. (Anahtarlarını kanepenin altında buldu.)"

Fiil Halleri

V1found
V2founded
V3founded
INGfounding
B2

excuse

verb

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

Çevirmek için tıkla

excuse

verbmazur görmek

"Please excuse my messy handwriting. (Lütfen dağınık el yazımı mazur görün.)"

nounMazeret.

"He had a good excuse for being late. (Geç kalmak için iyi bir mazereti vardı.)"

phrase(excuse me) Affedersiniz; dikkat çekmek veya bir şeyin tekrarlanmasını istemek için kullanılır.

"Excuse me, could you show me the way? (Affedersiniz, yolu gösterebilir misiniz?)"

Fiil Halleri

V1excuse
V2excused
V3excused
INGexcusing

Deyimler / Öbekler

excuse from
Birini bir görev veya sorumluluktan muaf tutmak.

"The doctor excused him from gym class. (Doktor onu beden eğitimi dersinden muaf tuttu.)"

A1

funny

adjective

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

Çevirmek için tıkla

funny

adjectiveİnsanları güldüren, komik.

"The clown was very funny. (Palyaço çok komikti.)"

adjectiveNormal olmayan, garip veya tuhaf.

"This shirt looks funny. (Bu gömlek garip görünüyor.)"

B2

tragedy

noun

"The earthquake was a terrible tragedy for the whole region. (Deprem tüm bölge için korkunç bir trajediydi.)"

Çevirmek için tıkla

tragedy

nounFacia.

"The earthquake was a terrible tragedy for the whole region. (Deprem tüm bölge için korkunç bir trajediydi.)"

nounTrajedi.

"Shakespeare's 'Hamlet' is a famous tragedy. (Shakespeare'in 'Hamlet'i ünlü bir trajedidir.)"

B1

friendship

noun

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

Çevirmek için tıkla

friendship

nounarkadaşlık

"Their friendship started at school. (Onların arkadaşlıkları okulda başladı.)"

B1

till

preposition

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

Çevirmek için tıkla

till

preposition-e kadar

"I will be at the office till 6 PM. (Akşam 6'ya kadar ofiste olacağım.)"

conjunction-inceye kadar

"Let's wait till the bus comes. (Otobüs gelinceye kadar bekleyelim.)"

verbToprağı sürmek.

"Farmers till the soil before planting seeds. (Çiftçiler tohum ekmeden önce toprağı sürer.)"

nounkasa

"The robber emptied the till. (Soyguncu kasayı boşalttı.)"

Fiil Halleri

V1till
V2tilled
V3tilled
INGtilling
B2

ruffle

verb

"Her blunt remark ruffled several colleagues. (Onun patavatsız yorumu birkaç meslektaşını rahatsız etti.)"

Çevirmek için tıkla

ruffle

verbKızdırmak, rahatsız etmek

"Her blunt remark ruffled several colleagues. (Onun patavatsız yorumu birkaç meslektaşını rahatsız etti.)"

verbFırfırlamak

"She ruffled the hem of the dress to give it a more feminine look. (Elbisenin etek ucunu fırfırlayarak daha feminen bir hava verdi.)"

nounFırfır.

"The blouse had a delicate ruffle at the collar. (Bluzun yakasında ince bir fırfır vardı.)"

nounKüçük dalga, kıpırtı

"A small ruffle moved across the pond when the wind picked up. (Rüzgâr arttığında gölette yüzeyde küçük bir dalga yayıldı.)"

Fiil Halleri

V1ruffle
V2ruffled
V3ruffled
INGruffling
B2

pay-per-view

noun

"The fight will be available on pay-per-view. (Müsabaka her izleme için ayrı ücret ödenerek izlenebilecek.)"

Çevirmek için tıkla

pay-per-view

nounİzleme başına ücretli yayın

"The fight will be available on pay-per-view. (Müsabaka her izleme için ayrı ücret ödenerek izlenebilecek.)"

adjectiveİzleme başına ücretli

"They bought a pay-per-view match. (Onlar her izleme için ayrı ücret gerektiren maça erişim satın aldılar.)"

A2

slipper

noun

"She put on her slippers when she got out of bed. (Kalkınca terliklerini giydi.)"

Çevirmek için tıkla

slipper

nounTerlik.

"She put on her slippers when she got out of bed. (Kalkınca terliklerini giydi.)"

A1

late

adjective

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

Çevirmek için tıkla

late

adjectiveGeç.

"She was late for school. (O okula geç kaldı.)"

adjectiveMerhum.

"The late singer was very popular. (Ölen şarkıcı çok popülerdi.)"

adverbBeklenen zamandan sonra; geç biçimde.

"He arrived late. (O geç geldi.)"

A1

school

noun

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

Çevirmek için tıkla

school

nounOkul.

"My sister goes to school every day. (Kız kardeşim her gün okula gider.)"

verbBir kişiye bilgi veya beceri öğretmek.

"They school their children at home. (Onlar çocuklarını evde eğitirler.)"

Fiil Halleri

V1school
V2schooled
V3schooled
INGschooling
B2

heap

noun

"There was a heap of clothes on the chair. (Sandalyenin üzerinde bir yığın giysi vardı.)"

Çevirmek için tıkla

heap

nounYığın.

"There was a heap of clothes on the chair. (Sandalyenin üzerinde bir yığın giysi vardı.)"

nounAşağılayıcı: değersiz yığın

"I got a steaming heap of crap. (Bana berbat, işe yaramaz bir yığın geldi.)"

verbYığmak.

"They heaped sand into the hole. (Kumu çukurun içine yığın halinde koydular.)"

Fiil Halleri

V1heap
V2heaped
V3heaped
INGheaping

Deyimler / Öbekler

heap up
Bir şeyin yığın halinde birikmesi veya bir şeyleri yığın yapmak.

"The rubbish heaped up after the festival. (Festivalden sonra çöp yığıldı.)"

heap on
Birine çok fazla övgü, suçlama veya benzeri şeyler vermek/yüklemek.

"They heaped praise on the author. (Yazarın üzerine bolca övgü yağdırdılar.)"

A2

realize

verb

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

Çevirmek için tıkla

realize

verbBir şeyin farkına varmak, anlamak.

"I realized my mistake. (Hatamı fark ettim.)"

verbGerçekleştirmek, hayata geçirmek.

"She realized her dream of becoming a doctor. (Doktor olma hayalini gerçekleştirdi.)"

Fiil Halleri

V1realize
V2realized
V3realized
INGrealizing
B2

environmentally

adverb

"She bought an environmentally conscious gift. (O, çevreyi koruyan ve çevreye zarar vermeyen bir hediye aldı.)"

Çevirmek için tıkla

environmentally

adverbçevresel olarak

"She bought an environmentally conscious gift. (O, çevreyi koruyan ve çevreye zarar vermeyen bir hediye aldı.)"

A1

last

adjective

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

Çevirmek için tıkla

last

adjectiveSon.

"This is the last bus. (Bu son otobüs.)"

adjectiveZamanda hemen önceki; geçen.

"I saw her last week. (Onu geçen hafta gördüm.)"

adverbEn son.

"She arrived last. (O en son geldi.)"

verbsürmek

"The film lasted two hours. (Film iki saat sürdü.)"

Fiil Halleri

V1last
V2lasted
V3lasted
INGlasting
A1

wash

verb

"I wash my hands. (Ellerimi yıkarım.)"

Çevirmek için tıkla

wash

verbYıkamak.

"I wash my hands. (Ellerimi yıkarım.)"

nounçamaşır; yıkama işi.

"I need to do the wash. (Çamaşırları yıkamam gerekiyor.)"

Fiil Halleri

V1wash
V2washed
V3washed
INGwashing

Deyimler / Öbekler

wash up
bulaşıkları yıkamak.

"Please wash up after dinner. (Lütfen akşam yemekten sonra bulaşıkları yıkayın.)"

wash away
su ile sürükleyip götürmek.

"The rain washed away the sand. (Yağmur kumu sürükleyip götürdü.)"

A1

warm

adjective

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

Çevirmek için tıkla

warm

adjectiveBiraz sıcak; çok soğuk olmayan, ılık.

"The soup is warm. (Çorba ılık.)"

adjectiveDostça ve samimi davranan; sıcak kanlı.

"She gave me a warm smile. (Bana sıcak bir gülümseme verdi.)"

verbBir şeyi daha sıcak yapmak; ısıtmak.

"She warmed the milk. (O sütü ısıttı.)"

verbDaha sıcak hale gelmek; ısınmak.

"The room warmed quickly. (Oda çabuk ısındı.)"

Fiil Halleri

V1warm
V2warmed
V3warmed
INGwarming

Deyimler / Öbekler

warm up
Daha sıcak olmak veya bir şeyi daha sıcak yapmak; egzersiz öncesi ısınmak.

"Warm up before you run. (Koşmadan önce ısın.)"